John, Paul, George, Ringo...
FAB FOUR (Fabulous Four) - (Muhteşem Dörtlü)
THE BEATLES...
Tüm zamanların en çok etki bırakan rock grubu olarak kabul edilen Beatles, 1960 yılında Birleşik Krallık'ın Liverpool kentinde kurulmuş, John Lennon, Paul McCartney, George Harrison ve Ringo Starr dörtlüsü ile kültürel ve ekonomik açıdan müzik tarihinin en etkili gruplarından biri olarak kabul edilmişti.
Birçok satış rekoru kıran ve elliden fazla şarkısıyla Billboard listelerinde yer alan,1964 yılında ABD'ye giderek Britanya Müziği'nin yeni dünyada popülerleşmesine neden olan grup ayrıca 2004'te Rolling Stone dergisi tarafından son elli yılın en önemli ve etkili rock müzik sanatçıları arasında birinci sırada gösterilmişti...
Dile kolay bugün bir araya gelmelerinin tam 63. yılı... Artık birlikte olmasalar bile yine zirvedeler...
Ben de doğum günleri nedeniyle kısa bir "Beatles" yazısı yazıp onları yeniden hatırlatmak istedim...
Gelelim kitaplara konu olacak kadar geniş hikayelerinin bendeki kısa özetine;
1960’lı yıllarda Liverpool ve Hamburg’daki kulüplerde çalarak ünlenen dörtlünün popülaritesi, ilerleyen yıllarda o kadar yükselmişti ki Atlantik’in iki yakasında da oluşan milyonlarca hayranın çılgınlığına ‘Beatlemania’ adı verilmişti.
1960-1966 yılları arasında sayısız konsere imza atan grup için konser salonları artık yetersiz kalmaya başlamıştı. Hayranlarının ‘exponansiyel’ olarak büyümesi sonucunda, konserlerini spor stadyumlarına taşıyan ilk grup Beatles olmuştu. 1965’te New York Shea Stadyumu'nda 55 bin dinleyiciye çalan grubun bu rekoru, ancak sekiz sene sonra Led Zeppelin tarafından Florida’da birkaç yüz dinleyici farkı ile kırılacaktı.
1966 yılında Kuzey Amerika’da çıktıkları 19 günlük tur, grup için bir dönüm noktası olmuştu.
Turun son konseri için gittikleri San Fransisco’da güvenlik gerekçesiyle havaalanından stadyuma zırhlı araçla gitmek zorunda kalmaları bardağı taşıran son damlaydı. Bu onların son turnesi ve son canlı konserleri olacaktı.
Bu kararı almalarının üç ana nedeni vardı: Yorgunluk, yetersiz ses sistemleri ve güvenlik.
1961-1964 arasında, aralardaki çok az dinlenme süreleri dışında, bir konserden diğerine gidiyorlardı. 1966 yılına gelindiğinde 1400 konser vermişlerdi. Bu tempodan çok yorulmuş olmaları şaşırtıcı değildi. Grubun yorgunluğu sadece konserlerin çokluğundan kaynaklanmıyordu. Giderek daha çok dinleyiciye çalıyorlardı; Liverpool’daki küçük Cavern Bar gibi yerlerden, büyük stadyumlara taşınmışlardı ama günün ses sistemleri henüz stat konserlerine hazır değildi.
Vox tarafından sadece onlar için özel tasarlanan 100 Watt’lık amfiler bile yetersiz kalıyordu. Kendi çaldıklarını duymakta zorlanıyorlardı. ‘Beatles Anthology’ dokümanterinde Ringo Starr “Başlarda pek sorun değildi ama gerçekten kötü çalmaya başlamıştık. Eğitimsiz bir kulak için grup tam kapasite çalıyor gibi gözükse de biz konserlerde müzik kalitemizin düştüğünün farkındaydık” demişti.
Önemli bir sorun da güvenlikti. Mart 1966, Lennon’un Londra’da bir gazeteciye verdiği röportajda söylediklerinin önü ve arkası kesilmiş ve Amerikan basınında sadece bir cümlesi ön plana çıkarılmıştı: “Biz şimdi İsa’dan daha popüleriz.” Bu cümlenin başlarına bela açacağı çok açıktı.
Ayrıca grup Amerika’daki konserlerinde beyazların ve siyahilerin ayrı yerlerde oturtulmalarını reddetmiş ve isteklerini organizatörlere kabul ettirmeyi başarmışlardı.
60’ların Amerika’sında hem aşırı dindarları hem de ırkçı beyazları karşılarına almış olmaları, hiç de hafife alınmayacak güvenlik risklerini de beraberinde getiriyordu.
Son konserlerinden sonra Lennon hissettiklerini şu şekilde anlatmıştı: “Artık turne olmayacaktı ve gelecekte büyük bir boş zaman olacaktı. İşte o zaman gerçekten Beatles’sız bir hayatın nasıl olacağını düşünmeye başlamıştım.”
1967-1969 yılları arasında The Beatles, beş stüdyo albümü daha çıkarmıştı. 1968’de çıkardıkları ‘The White Album’ün stüdyo çalışmaları sırasında Lennon’un yeni partneri Yoko Ono sürekli stüdyoya gelmiş ve grubun ‘stüdyoya eş veya kız arkadaş getirmeme’ kuralını yıkmıştı. Ringo Starr, iki hafta için grubu terk etmişti ve grup üyeleri arasındaki gerilim su yüzeyine çıkmıştı.
1969 yılında grup üyeleri ‘Let It Be’ albümleri için stüdyoya girdi. Aynı anda da Yönetmen Michael Lyndsey-Hogg da ‘Let It Be’ dokümanter filmini kameraya almaya başladı. Paul McCartney ve yönetmenin niyeti stüdyo çalışmasını canlı bir performansla bitirmekti.
George Harrison grubun geniş kitlelere konser vermeye tekrar başlaması fikrine pek sıcak bakmıyordu. McCartney ise, John Lennon’la uzun bir konuşma yaparak, grubun dinleyicileriyle temasını korumak için canlı perfomans yapmalarının gerekliliği konusunda ona neredeyse yalvarmıştı.
26 Ocak tarihinde öğle yemeğinden sonra Apple stüdyolarının çatı katına temiz hava almak için çıktıklarında Ringo Starr, buradan Londra manzarasının harika göründüğünü söyledi. Fikrin tam olarak kimden çıktığı bilinmemekle beraber o gün ‘Çatı katı konseri’ni hayata geçirmek konusunda mutabakat vardılar. Hiçbiri o anda tarihi bir karar verdiklerini ve bu konserin grubun son canlı perfomansı olacağını bilmiyordu.
Performansı çeşitli açılardan kaydetmek için yönetmen altı kamera kullanmıştı. Bir kamera izinsiz olarak karşı çatılardan birine yerleştirilirken, iki kamera konseri sokaktan dinleyecek olanların tepkilerini kaydedecekti.
Çalınacak şarkıları, Apple Stüdyolarının bodrum katında ses mühendisleri Glyn Johns ve Alan Parsons sekiz kanallı kayıt cihazına kaydedeceklerdi.
Grup üyeleri son dakikaya kadar perfomans için kararsızdı ve nihayet George Harrison’un deyimiyle “Bacalardan oluşan dinleyicilere çalmak üzere” çatı katına çıktılar.
Dört Beatles üyesi ve Harrison’un davetiyle stüdyo kayıtlarına da katılan klavyeci Billy Preston ile birlikte saat 12.30 civarında çalmaya başlamışlardı. Etkinliğin haberi yayılınca komşu binaların çatılarını ve caddeyi dolduran hayranları bu beklenmedik sürprizin tadını çıkarırken Metropolitan polisi aynı fikirde değildi. Polis, Apple Binasına girip enstrümanlarının sesini kısmalarını isteyene kadar grup 42 dakika boyunca çalmış ve beş yeni şarkıdan dokuz değişik kayıt alınmıştı.
Konserin bitiminde McCartney, kendilerini hararetle alkışlayan Ringo’nun karısına dönüp “Teşekkürler Mo” derken, Lennon grup arkadaşları adına tüm dinleyenlere teşekkür edip “Umarım seçmeleri geçmişizdir” diye espri yapmıştı.
Birçok kişinin o günlerde Beatles’ın canlı konserlere ve rock and roll köklerine dönüşünün habercisi olarak gördüğü, müzik tarihinin belki de bu en ikonik konseri aslında bir dönemin sonunun da habercisi olmuştu. Grup ‘Abbey Road’ albümünü kaydettikten sonra John Lennon, eylül ayında Beatles’tan ayrıldığını açıkladı.
3 Ocak 1970'te George Harrison bestesi I Me Mine kaydedilmiş son Beatles şarkısı oldu ancak John Lennon bu kayıtlarda yoktu. Aynı yıl ilk adı Get Back olarak karar verilen ancak mix'i beğenilmemiş albüm en sonunda Let It Be olarak yayınlandı. Ancak bu grubun dağılmasını engelleyemedi. 10 Nisan 1970'te McCartney basın toplantısı ile Beatles'ın artık bir daha biraraya gelmeyeceğini tüm dünyaya ilan etti...
Ayrıldılar ama Beatles parçaları bugün hala tüm dünyada en çok satan ve dinlenenler listesinin yine başında yer alıyor...
Peki grup üyeleri;
John Lennon 8 Aralık 1980 tarihinde Newyork'ta Beatles hayranı olan Mark David Chapman tarafından evinin önünde öldürüldü.
George Harrison 2001 yılında akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.
Ringo Starr ve Paul Mccartney ise hala bireysel olarak solo müzik çalışmalarını sürdürmeye devam ediyorlar...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com
NOT : Beatles : Paul McCartney'nin önerisiyle ritim anlamına gelen "beat" sözcüğüne gönderme olsun diye grup The Beatles adını aldı...