Üsküdar, ilk adımın heyecanıydı.
Deniz kokusu, yağmurlu taş sokaklar, yeni bir hayata alışmanın sessiz telaşı…
Ama zaman, insanı hep biraz daha içeri çağırır.
Bizimkiler için o çağrı Haliç’in kıyısından geldi.
Yol onları bu kez Eyüp Sultan Camii’nin gölgesine düşürdü.
Eyüp…
Adını söylerken bile insanın sesi yumuşar.
Sabah ezanı burada başka duyulur derler.
Haliç’in üstünde ince bir sis olur, martılar ağır uçar, mezar taşlarının arasından tarih geçer.
Üsküdar denize, Eyp zamana bakar. Biri başlangıç gibidir, diğeri sükûnet.
Belki bir sabah ellerinde küçük bir bohça, yokuşu ağır ağır çıktılar.
Belki ilk günlerde ürkektiler.
Göçmenliğin en zor tarafı dil değil, alışkanlıktır çünkü.
Yeni sokaklara alışmak, yeni selamlara, yeni ekmek kokularına…
Ama Eyüp sabırlıdır.
Sokakları insanı hemen yargılamaz.
Tahta cumbalı evler, dar aralıklar, komşu kapılarından taşan çorba kokusu…
Ve bir de Akarçeşme vardı…
Anneannemin evi.
İki katlı, ahşap, biraz eğri ama dimdik duran o eski evlerden.
Sabahın kör karanlığında, henüz gökyüzü lacivertken, sokağın başından bir ses gelirdi.
Fırından yeni çıkmış simit ve poğaça satan adamın ayak sesleri…
Elindeki sepette buharı tüten çörekler, susam kokusu, mayanın sıcak nefesi…
Koşa koşa inerdim aşağı.
O yumuşacık poğaçaları elime aldığım an dünya susardı sanki.
Dışı incecik, içi pamuk gibi…
Simitin susamı parmaklarımda kalır, ben o tadı çocukluğumun en gizli yerine saklardım.
Bir daha öylesini ne gördüm ne tattım.
Yıllar sonra Ankara’da alınan simitler bana hep saman gibi geldi.
Belki gerçekten öyleydi, belki değildi…
Ama bazı tatlar şehirden değil, hatıradan gelir.
Ve hatıranın mayası çocukluktur.
Ramazan gelince daha da başka olurdu Eyüp.
Mahyalar yanar, iftara yakın bir telaş başlar, ama o telaş bile vakur bir sessizlik taşırdı.
Avluda oturup bekleyen yaşlılar… Tespih çekenler… Dua edenler…
Çocuklar şadırvanın etrafında koşturur.
Ve insan bir anda şunu hisseder: Bu semtte zaman acele etmez.
Belki peder bey akşamları Haliç kıyısında yürüyüşe çıkardı.
Ama o bir gezgin değildi; vazifesi olan bir subaydı.
Görev nereye, aile oraya…
Arada Gümüşhane, Erzurum…
Sonra koca bir kıta, Amerika…
Valide hanım pencereden sarkan sardunyaları sulardı.
Komşularla ilk bayramlaşma burada oldu belki.
İlk bayram harçlığı, ilk iftar daveti, ilk “Hoş geldiniz” burada duyuldu.
Üsküdar hatıraydı.
Eyüp yuva oldu.
Çünkü insan göçtüğü yerde tutunacak bir dal arar.
Kimi denize bakarak tutunur, kimi bir türbenin gölgesine sığınarak.
Bizimkiler için o gölge huzurdu. Gürültüsüz, gösterişsiz, ama derin.
Haliç akşamları bakır rengine dönerken, semtin üstüne bir dinginlik çökerdi.
O an İstanbul artık yabancı değildir.
İnsan, “Buradayım” demekten çok, “Artık burasıyım” demeye başlar.
Belki hikâye böyle devam etti.
Belki o dar sokaklarda büyüdü çocuklar.
Belki bayram sabahları en güzel kıyafetler Eyüp yokuşlarında giyildi.
Göçle başlayan yolculuk, dua ile kök saldı.
Ve İstanbul…
Yine sessizce kabul etti.
Sonrasında rota Ankara’ya döndü ama…
Bazı kokular, bazı sabahlar, bazı poğaçalar insanın içinde kalır.
Şehir değişir.
Görev biter.
Çocuk büyür.
Ama Akarçeşme’nin o kör karanlığında, elinde sıcacık bir poğaçayla duran çocuk…
Hiç büyümez.
Nota ve Tınıyla…
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler casino siteleri
gaziantep escort,alanya escort,gaziantep escort
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
beylikdüzü escort ,istanbul escort ,beylikdüzü escort ,ataköy escort ,esenyurt escort ,avcılar escort ,bakırköy escort ,esenyurt escort ,esenyurt escort ,avcılar escort ,beylikdüzü escort
