Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
Elalem
Tarih: 27-05-2023 21:38:00 Güncelleme: 27-05-2023 21:38:00


ELALEM NE DER ?
Yıllardır başımızda birlikte yaşadığımız ve etkisinde kaldığımız "bela mı, sıkıntı mı ya da dert mi" dersiniz bir illet var... 
Her şeyimize karışır. Nereye gidilir, nereye gidilmez o karar verir.
Giyim kuşama da… Yapılan makyaja da..
Erkekte uzun saç veya küpeye, kadında hal ve harekete...
Daha da ileri gidilir, evliliklerde bile ona sorulur.
Beton duvar gibi!
Yıkmak, her babayiğidin harcı değil.
Kim mi ?
"ELALEM"…
İnsan, doğası gereği nefsinin okşanmasını ister, pohpohlanmayı sever. Eleştirilerden çekinir, korkar. Bu eleştiriler yaygın hale getirilirse, psikolojik anlamda yıkım yaşar. Sonrasında çöküş ve stres. Misal evlilik..
Gücü aşan düğün, nişan masrafları… Pahalı marka kıyafet ya da eşya alımları… Lüks araba tutkunluğu… Sevmediği halde davet etmek zorunda olduğu kişiler…
Hep “elalem ne der” çılgınlığıdır.
Sadece para harcatmaz, doğacak çocuğa bile karışır. Yeni evlenen çifte bir süre sonra, “ kızım niye çocuk yapmıyorsunuz?
“Elalem ne der.” baskısı başlar..
Yalan mı ?
Bu sözü büyüklerden sıkça duymaz mıyız?
Anne ve babalar; evladının işlediği günahtan değil, çevrenin tepkisinden korkar.
“Elaleme beni rezil ettin.”
“Elalem ” diye bir put yaratılmış…
Herkes ondan korkuyor.
Tir tir titriyor.
Oturduğunuz apartmanda ya da semtte size göre normal ancak komşulara veya esnafa ters gelen bir davranışta bulunsanız yine karşınıza çıkar.. 
"Ne yapıyorsun, konu komşu, esnaf, elalem ne der ?"
Kim kuruyor, örgütlüyor, büyütüyor bu illeti?
Sen, ben, biz, onlar…
Sonra da başa çıkılmaz hale gelince şikâyet ediliyor.
Dindar kesimde içki içenlerin saklı içmeleri…
Flört eden iki gencin suç işlemiş gibi gizli gizli buluşmaları…
Bir genç kızın başörtüsü takıntısı ya da tersi…
Hep elalemin sorunudur.
Kendi tercihi olsa sorun yok ama elalem işe karışınca…
Ne özgürlük kalıyor ne de huzur.
“Ben inandığım gibi yaşarım” ya da ‘‘Ne derlerse desinler…”diyen kaç kişi çıkar.
Öyle kolay değil.
İnsan yaşamında toplum ve çevre önemlidir.
Çevrenin dayattığı bir yaşam tarzının varlığı da inkâr edilemez.
Mahalle baskısı…
Tabi ki toplum kurallarına aykırı davranıp, yaşamı çekilmez kılmanın bir anlamı yoktur.
Anarşist ruhlu, isyankar, kural tanımaz olmak da çare değil.
Özgür ve inandığın gibi yaşamak başka, yıkıp yakmak başkadır.
“Çarşı her şeye karşı” misali…
Önemli olan kendin olabilmektir.
Burada kastedilen konu, başkalarının dedikleri üzerine kurulu bir hayat yerine, insanın kendi mutluluğu için yaşamayı ilke edinmesidir.
Kendi istek ve ihtiyaçlarının ne olduğunu belirleyememiş bir insan…
Mutsuzdur.
Ve aslında kendi hapishanesini kendisi inşa eder.
“Çevre ile barışık olalım”, “Kimse hakkımızda konuşmasın.”, “kimse tepki göstermesin…” vs.
Yok, böyle bir dünya…
Bunların hepsi, hesap vermekten kaçmaktır.
İyi insan olmaktan ziyade, iyi insan görünmek…
Beklentilere göre yaşamaktır.
Sevgili dostlar…
El ne derse desin, vicdanınız ne der ona bakın.
Samimiyet ve sınırsızlığın karıştırıldığı toplumumuzda, her ne kadar iyi niyetle sorulmuş olsa bile bazı sorular var ki artık sorulmamalı, bazı yorumlar var ki artık yapılmamalı… Neden mi? Çünkü bu sorulara maruz kalan çoğu kişi, ‘Bu insan beni ne kadar da düşünüyor, ne kadar da önemsiyor‘ diye düşünüp mutlu olmuyor. Aksine, çoğu zaman rahatsız oluyor ama o ortamdan kaçamadığı ve karşısındakini de kırmak istemediği için hissettiği öfke, çaresizlik, gerginlik gibi duygularını dışarı yansıtmamaya çalışıyor.
Ağzımıza yapışan ve düşünmeden yönelttiğimiz, bazen sadece kişisel merakımız yüzünden, bazen de karşımızdakiyle ilgilendiğimizi belli etmek için sorduğumuz sorular kırıcı olabilir. Her ne kadar iyi niyetle olursa olsun, bir insanın bedenine, ilişki durumuna ya da çocuk sahibi olup olmamasına dair soruları sormaktan kaçınmamız ve bu konularda yorum yapmamaya çalışmamız gerekir. Karşımızdakinin hassasiyetini bilemeyiz, ayrıca ne kadar yakın olursak olalım hayatımızdaki insanların sınırlarına saygı göstermemiz gerektiğini unutmayalım.
Diğer taraftan -elalemin ne diyeceğine dair duyduğumuz kaygıyla- bu tür soruları yanıtlamak zorunda değiliz. İnsanlar bize soru sorabilir ama bizim de yanıtlamamayı seçmek ya da yanıtsız bırakma hakkımız var. Samimiyet ve sınırsızlığın karıştırıldığı bu gibi durumlarda, karşımızdaki kişiye sınır koymak, hem kendimizi korumak hem de bu tür soruların, yapılan yorumların uygunsuz olduğunu fark ettirmek adına önemli bir adım olacaktır.
Unutmayın, başkalarının davranışlarını kontrol edemeyiz ama onların davranışlarına verdiğimiz tepkiyi değiştirerek değişim çarkını döndürmeye başlayabiliriz.
Benim düşüncemi soracak olursanız  eğer, 
NET... 
Hay ben bu elalemin... 
Işık ve Sevgiyle... 
macit.soydan@gmail.com



Bu yazı 2461 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI