Ekim geldiğinde şehir başka görünür insana…
Gökyüzü biraz daha gri, akşamlar biraz daha uzun, sokaklar sarı yapraklarla biraz daha şiirsel olur.
Yağmur ince ince yağarken bir kafede oturup camdan dışarı bakmanın, sıcak bir kahvenin buharını izlemenin, eski bir şarkının hiç beklemediğin anda kulağına çalınmasının başka bir tadı vardır.
Ekim, insanı acele etmekten vazgeçirir.
Biraz durup düşünmek, biraz geçmişi hatırlamak, biraz da hiçbir şey yapmadan hayatın sesini dinlemek istersin.
Belki de Ekim'in romantizmi tam olarak budur:
Gösterişsiz, sessiz ve biraz mahcup…
Sarı yaprakların kaldırımda savrulması, yağmurun cama vurması ve akşamın usulca şehrin üzerine inmesi…
Ekim insana şunu fısıldar:
Hayat her zaman güneşli olmak zorunda değil.
Bazen gri bir gökyüzünün altında da güzellik vardır.
Nota ve Tınıyla...