Uzun yıllar önce bir dönem aynı evi paylaştığım bir İtalyan arkadaşım vardı.
Akşamlar iş dönüşü kendi deyimiyle "shower"ını yani duşunu alır, saçlarını John Travolta tarzı tarar ve deri montunu üzerine çektiği gibi gece alemlerine dalardı.
Gündüzleri ise genelde boş olduğu zamanlar sık sık bir bir sözü tekrarlar, hatta uygulardı. Bir anlamda kendi ülkesine has ve meşhur diyebileceğimiz bir felsefe..
Dolce far Niente!
Yani hiçbir şey yapmamanın güzelliği...
Yaklaşık 10 gündür biraz keyifsiz anlar geçirdim. Kah uykulu, kah uykusuz, kah iştahlı kah iştahsız. Elim de bir türlü klavyeye gitmedi. Daha doğrusu gitse bile ne yazmam gerektiği konusunda kafamı bir türlü toparlayamadım dersem daha iyi olur.
Bir ara otururken arkadaşımın bu sözü geldi birden aklıma.
O zamanlar güler geçer, pek kaale almazdım ama madem oturuyorum biraz bu felsefeyi daha derinlemesine araştırayıp dedim.
Kendimce fazla detaya da inmeden bir şeyler bulabildim.
Ruhunu ve bedenini tümüyle dinlendirmeye, onarmaya yönelik hayatın içine sığdırmamız gereken bir felsefe bu Dolce far Niente. (Keşke arkadaşı o zamanlar daha dikkate alsaydım)
Hiçbir şey yapmamanın karşılığı tembellik değil esasen bu felsefeyle anlatılmak istenen. Hiçbir şey yapmamak; ruhunu ve bedenini telaştan, stresten arındırmak dinlendirmek demek.
Bakın "Dolce far Niente" ile ilgli neler yazılıp çiziliyor birlikte okuyalım isterseniz...
Gün içerisinde boş ve hiçbir şey yapmadığı o vakitler insanın kendisine armağanı olmalı. Belki kısa bir şekerleme, belki bir kahve molası...
Öğle uykusu kadar insanı motive edebilen bir şey var mı mesela? Ya da sakin bir kafede kahvenizi yudumlarken boş boş dışarıyı seyrettiğiniz o dakikalar?
Kiminize inanılmaz uçuk ve ütopik görünebilir hiçbir şey yapmamak, hatta ilk denemeye başladığınız zamanlarda buna ayak bile uyduramayabilirsiniz.
Ama hiçbir şey yapmamamın güzelliği de bu işte; hayata kısa bir ara vermek... Hayata reset atmak ya da bir süre akışına bırakmak gibi düşünebilirsiniz.
Kahvenizi içmeye de yemeğinizi yemeye de ayrı zamanlar tanımalısınız... Hayatı koştur koştur yaşamak yerine bu kısa molaların kıymetini bilmek gerekiyor.
Gün içinde ara ara dış dünyayla bağlantınızı da kesin... Sadece kendinizle kalın.
Kendinizi ve zihninizi oyalayacak sosyal medya hesaplarından da iş maillerinden de kendinize ayırdığınız bu süre içerisinde uzak durun. 15 dakikalık kahve molalarınızda en azından...
Zira hiçbir şey yapmamak için kendinize ayırdığınız bu kıymetli vakti televizyon, bilgisayar gibi dikkatinizi dağıtacak cihazlarla harcamanıza gerek yok.
Düşüncelerinizin ve duygularınızın berraklaştığına şahit olacaksınız kendinizi dinlemeyi öğrendikçe, bu da yaşam kalitenizi arttıracak.
Hiçbir şey yapmamanın erişilemez bir şey olmadığının farkına varın! Sadece zamanınızı ayırıp keyfini sürün...
İsterseniz sadece oturun...
Bazen de düş kurun, geçmiş tatillerinizi, size huzur veren anılarınızı düşünün mesela.
Zihninizi nasıl rahatlattığına inanamayacaksınız bile, adeta terapi gibi gelecek. Mesela geçen yaz gittiğiniz plajda uzandığınızı, denizin kokusunu hâlâ duyumsayabildiğinizi düşleyin!
Aslında kısacası hedefiniz zamanınız oldukça dinlenmek değil, dinlenmek için zaman yaratmak olsun. Emin olun vücudunuzun her zerresi de bunu istiyor...
Bu nedenle hayata kısa bir ara verin. Çünkü İtalyanların da öğütlediği gibi uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı bazen hiçbir şey yapmamakta saklı...
Siz de keyfini sürün bu hayatın!
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com