Ne demişti şair: “ve ben şairim… namus işçisiyim yani, yürek işçisi…” Ahmed Arif’in bu mağrur ifadesi, şairin nasıl bir kimliğe sahip olması gerektiğini tanımlar niteliktedir. Aynı zamanda da çok güçlü bir çağrışımla o meşhur oyun kahramanını işaret eder,
Savinien Cyrano de Bergerac.
Şiir de, tiyatro da ezber bozar. Her ikisi de gelecekteki insana başka bir biçimde yorumlanma olanağını tanır. İnsandan ve yaşamdan çıkar çünkü. Tiyatronun ve şiirin insanlık tarihindeki yerlerine bakarsak ve ilk önce birbirleriyle buluştuklarını dikkate alırsak, hep iç içe yol aldıklarını, hep birbirlerinin yolunu açtıklarını görürüz.
Tiyatro ile şiir, yaratılma sürecinde de pek çok ortak eylemde buluşur. Oyun yazarı da metnini şair gibi işler, budar, aşılar, sular. Şair de yazar gibi eserini eksiltip çoğaltır, pişirip demler. Ama ille de yoğurmaktır başta gelen ortak mesele; esinle, emekle, estetik kaygıyla, sanatsal geleneği gözeten yeni denemelerle yoğurmak. Üstelik bu tiyatro-şiir buluşması sadece yaratıcının benimsediği eylemlerde kalmaz, boyut değiştirip sanatseverin sağbeğenisinde ve hafızasında da yer tutar.
Tiyatro ile şiir buluşması daha başka boyutlarda da gerçeklenerek çeşitlenebilir. Örneğin repliği dizeye, tiradı şiire dönüşmüş tiyatro eserlerinin başında gelen Cyrano de Bergerac için baştanbaşa şiirdir denebilir.
Çünkü Cyrano ete kemiğe bürünüp her an sokağın köşesinden dönebilir, ya da yazdığı en son şiiri her an kapının altından atabilir. “Daima bizde, kendisi yok, adı var / Sevgiliye hitaben yazılmış, tomar tomar / Name bulunur” diyerek adınıza mektup da yazabilir. Cebinde her zaman hazır mektuplar bulunduran şairin işi, başkalarının mektuplarını da yazmak değil midir? Neredeyse her şeyin olmak isteyip olamadığı ama her şey olabilen şiir mektuptur biraz da. Okuyana yazılsa da okuyanın adına da yazılmış mektup.
Peki, herkesin içinde bir Cyrano olmasına ne demeli? Herkesin mutlaka beğenmediği bir fiziksel özelliği yok mudur? Ya da en azından dönemsel olarak beğenmediği sivilceli çene gibi bir şikâyeti? Ama kolay kolay hiç kimse kusurlu gördüğü yeriyle Cyrano gibi dalga geçemez, o zaaf uğrunda Cyrano gibi kılıç tokuşturamaz.
Belki şair… Herkesin içinde bir şiirin olması ama bir şairin olmaması da buna benzer. Yeri gelmişken, keşke her edebiyatçının içinde burnu büyük olmayan büyük burunlu bir Cyrano olabilse ve şu sözleri düstur edinebilse…
Daha az nobran olmaya çalış O zaman para şöhret..
Ya ne yapmak lazımmış?
Sağlam bir dayı bulup çatmak sırnaşık gibi, Bir ağaç gövdesini tıpkı sarmaşık gibi Yerden etekleyerek velinimet sanmak mı?
Kudretle davranmayıp hileyle tırmanmak mı?
İstemem eksik olsun! Herkes gibi coşarak Yabanın zenginine methiyeler mi yazmak?
Yoksa nazırın yüzü gülecek diye bir an Karşısında takla mı atmak lazım her zaman?
İstemem eksik olsun! Ricaya mı gitmeli?
Kapı kapı dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Yoksa nasır mı tutsun, sürünmekten dizlerim?
İstemem eksik olsun! Tazıya tut tavşana Kaç mı demeli? Belki bir kaz gelir diye bana Tavuk mu göndermeli? İstemem eksik olsun!
Bir kibar salonunda kucak kucak dolaşıp boy atmak Sonunda, marifet şiire koyup kameri, yıldızları, Aşka getirmek midir, evde kalmış kızları?
İstemem eksik olsun! Yahut şan olsun diye, Meşhur bir kitapçıya giderek, veresiye Kitap mı bastırmalı? İstemem eksik olsun!
Acaba bulup bir alay sersem Meyhane köşesinde dâhi olmak mı hüner?
İstemem eksik olsun! Bir tek şiirle yer yer, Dolaşıp da herkesten alkış mı dilenmeli?
İstemem eksik olsun! Yoksa bir sürü keli Sırma saçlı diyerek göğe mi çıkarmalı?
Yoksa ödüm mü kopsun bir Allahın aptalı Beni tenkit edecek diye gazetesinde!
İstemem eksik olsun! Ve tâ son nefesinde Bile çekinmek, korkmak, sararıp solmak, bitmek, Şiir yazacak yerde ziyafetlere gitmek Karşısında zoraki sırıtmak her abusun?
Eksik olsun istemem, istemem eksik olsun!
Fakat, şarkı söylemek, gülmek dalmak hülyaya, Yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya, Gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı İsteyince şapkayı ters giymek, karışanı Olmamak. Bir hiç için ya kılıcını veya Kalemine sarılmak ve ancak duya duya Yazmak, sonra tevazuyla kendine:
Çocuğum! Demek, bütün bunları hoş gör yine, Hoş gör bu çiçekleri, hatta bu kuru dalı, Bunlar yabanın değil kendi bahçenin malı!
Varsın küçük olsun fütuhatın, fakat bil, Onu kazanan sensin, yoksa başkası değil, Ara hakkını hatta kendinden bile, Ve hiç bir zaman bir tufeyli sarmaşık zilletiyle Tırmanma! Varsın boyun olmasın söğüt kadar, Bulutlara çıkmazsa yaprakların ne zarar?
Kavaklar sıra sıra dizilse de karşına Boy ver, dayanmaksızın, yalnız ve tek başına!
Cyrano’nun bu tiratla kendisine yapılan teklif(ler)e verdiği yanıt sadece şairin değil her onurlu kimsenin düsturu olması gereken sözlerle dolu. Bu, eserin yazıldığı tarihler için takınılması kolay olmayan bir tutum. 1800’lerin sonlarında söylenmiş bu ifadelerin günümüzde de geçerli olması sanat adına elbette mutluluk verici ama hayat adına çok üzücü.
Cyrano de Bergerac, Edmond Rostand...
Nota ve Tınıyla..
macit.soydan@gmail.com