1964 Aralık ayında, Hürriyet Gazetesi, tarihinde ilk defa Altın Mikrofon isimli bir yarışma düzenler.
Türkiye'nin dört bir yanından ünlü - ünsüz bir çok solist ya da grup başvuruda bulunur.
Dile kolay kazanamasan bile ilk üç'e girdin mi evelallah önün açık...
Sonuç olarak dönemin en ünlü seslerinden biri olan Yıldırım Gürses 30 kişilik orkestrası ile birlikte 1985 puan ile birlikte birinci olurken, pek de ismi bilinmeyen ve kuruluşları sadece birkaç ay öncesine dayanan beş rock müzik hayranı birbirinden genç isimlerden oluşan Mavi Işıklar 1407 oy alarak dönemin ünlüsü sayılabilecek Cem Karaca, Ayla Dikmen gibi sanatçıları geride bırakmayı başararak ikinci sırada kalırlar.
Kuruluş yıllarının hemen ardından böyle bir başarı grup için büyük bir çıkış olmuş, grubun ilk 45'liği olan Helvacı plağı yarışma şarkısı olarak Hürriyet Gazetesi tarafından basılır.
Şarkının sözlerini şöyle bir hatırlayalım isterseniz;
Helvacıya gidelim, Biraz helva yiyelim,
Tanrı bize sıhhat vermiş, biz ona şükredelim,
Helvacı, helva, Şeker lokumlu helva, Kendir tohumlu helva,
Helvacı helva yapar, Helvasına bal katar,
Helvanın çok türlüsü var, İnsan ona can atar...
Şarkının ismim "Helvacı" olunca Ankara'da bir helva furyası patlar. Herkes özellikle de kağıt helva yeme derdindedir. İşte bugün yazımızın konusu da helva'dan geçiyor.
O zaman, 1967 tarihli Erdal Çetin imzalı habere göz atalım dilerseniz;
Haberin başlığı, "Çankayanın helvacıları nereye gitti ?"
O yıllarda yukarıda da değindiğim üzere Ankara'da kağıt helva oldukça revaçtaydı. En bilinen ve popüler olanı da Kuğulu Park'ta küçük tezgahında genelde çocukların ama baktığınız zaman büyüklerin bile ilgisini çeken helvacıydı. Önü her daim kalabalık olurdu.
Bir diğeri de haberimize konu olan Çankaya'nın helvacılarıydı...
O zaman buyrun birlikte okuyalım haberi noktasına, virgülüne dokunmadan. Hatta yazım diline bile. Bire bir orijinal:))
Otomobili olan başkenttiler yaz-kış Çankaya'ya çıkarlar, Köşk'ün önündeki, Ankara'ya nazır otoparka çekip hem manzara seyreder, hem de helva yerler. Fakat Çankaya'nın kıdemli iki helvacısı son günlerde ortalıkta görünmüyorlar. Köşkün önüne çıkan oto sahibi Ankaralılar yıllardır alıştıkları iki sempatik keten helvacıyı göremeyince bayağı üzülüyor, hayal kırıklığına uğruyorlar.
Halbuki işin aslı bambaşka.. Helvacıların ayağının Çankaya'dan kesilmesi çok mâkul sebeplere dayanıyor. Biz hikâyeyi biliyoruz. Anlatalım da merakları giderelim :
Efendim, bundan birbuçuk ay kadar önce bir gece bizim helvacılar gene her akşam olduğu gibi sehpalarını kurmuş, helva satıyorlar, bir yandan da tatlı tatlı lâflıyorlarmış.
Birden hiç bir gece olmayan bir şey olmuş.. Mehtap seyreden oto sahipleri, tâbiri caizse birer birer arabaları çekip süratle oradan uzaklaşmaya başlamışlar. Bir müddet sonra ortalıkta bir tek arabadan başka araba kalmamış. O bir tek arabanın yanına birileri yaklaşmış, içerdekilerle camdan konuşmuşlar.
Sonıra arabanın kapılan açılmış, içerdekiler aşağıya inmişler.. Ve içerdekilerle dışardakiler bir kapışmışlar ki orada, o kadar olur.. Kan gövdeyi götürüyor!. Bir har-gür. bir gırtlaklaşmadır gidiyor. Zavallı helvacılar da donup kalmış vaziyette, dehşet dolu gözlerle bu vahşiyâne manzarayı seyrediyorlar.
Derken bir polis arabası geliyor.. Polisler kavgacıları toparlayıp ite kaka bindiriyorlar arabaya..
Sonra iki polis helvacılara doğru yürüyor.. Biri, «Hadi toplayın pılınızı pırtınızı.. Siz de geleceksiniz karakola..» diyor. Bizimkiler etme, eyleme diyorlar, polisler dinlemiyor. Derdest edip bunları da atıyorlar arabaya.. Yalvarma yakarma beyhude!. Ver elini 27 Mayıs Karakolu..
Helvacıların dramı orada başlıyor.. Şahit yazıyorlar bunları.. Geceyarısı sorgu suâl bitiyor, ifadeler alınıyor.. Helvacılar, asık suratlı komisere «Eh, işimiz bittiyse, goyverin gidek, Gusmer Ağbey..» diyorlar..
«Ööööt!» diye paylıyor komiser bunları, "Sabaha kadar burdasınız.. Mahkemeye kavgacılarla beraber gideceksiniz"
«Aman gözüyün yağını yiyek, Gusmer Ağbey Goyvir gidek gayrı.. Daha siftah etmedik Allah inandırsın..» diyorlar dinletemiyorlar. Komiser bir de korkutuyor ki gözlerini:
«Kesin sesinizi len.. ikinizi de atarım nezarete haaa!»
Sabahlara kadar karakol köşelerinde, tahta sandalyelerde mücrimler arasında bekliyor iki saf Anadolu çocuğu.. Bu arada, birbirlerine çıkışıyorlar, "Ben sene dimedim mi, gavge başlayınca goyup gaçak diye, Allahın adamı" diye..
Sabah dokuzda Mahkemeye gidiyorlar. Yargıç şahadetlerini beğenmiyor. Bir de o paylıyor bunları.. Adamlar şaşkın. Hayatlarında ilk kez -Müddeyum huzuruna- çıkmışlar.. Tir tir titriyorlar, lâflarını şaşırıyorlar.
Mahkemeden çıkınca rahat bir nefes alıyorlar. Hırsız uğursuz gibi jandarma, polis nezaretinde dolaşmaktan kurtulunca toprağı öpüyorlar, dünyaya yeniden gelmiş gibi oluyorlar.. Ve bir daha Çankaya'ya çıkmama kararı alıyorlar.
İşte Çankaya'nın helvacılarınnın hazin hikayeleri.
Evet.. Artık Çankaya'ya çıkmıyorlar. Yıllarca emek verdikleri yeri bıraktılar ama, mahkemeleri halâ devam ediyor. Sonuç olarak kabak gariban helvacıların başına patlıyor.:))
NOT : Araştırmacı - Yazar Metin Turhan Arşivi'nden alınmıştır...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com