Bazen bir sabah uyanırsın ve anlamsız bir sessizlik kaplar içini. Oysa dışarısı her zamanki gibi gürültülü, insanlar telaşlı, trafik kalabalık, kuşlar bile ötüyor... Ama senin içinde bir yerlerde bir şeyler sustuğunda, dışarının sesi bir anlam ifade etmez. Sadece hissedersin. Yolun sonuna geldiğini.
Hayatta herkes hata yapar derler, ama kimse senin hatalarınla yaşamak zorunda değil. Sen yaşıyorsun. Göz göre göre yaptığın yanlışlar, boşuna verilen sözler, tutulmayan yeminler...
Kırdığın kalpler, harcadığın duygular, başkalarına verdiğin zararlar ve en çok da kendine ettiğin ihanet. İnsan bir noktada kendi kendinin düşmanı olur ya, işte orası çok yakıcı.
Keşke demenin bir faydası yok artık. Dönüp düzeltemiyorsun. Zaman sana ikinci bir şans vermek yerine, yaptıklarının sonuçlarını getiriyor kapına. Birer birer. Acımasızca. Ve sen, bir köşede sessizce izliyorsun o bedellerin gelişini. Çünkü direnmekten de vazgeçmişsin.
Yorulmuşsun.
En kötüsü de çözüm bulamamak. Bir çıkış kapısı arıyorsun, ama hepsi kilitli. Kimse seni duymuyor gibi geliyor, çünkü sen artık kendi sesini bile duymuyorsun. Kafanın içi gürültülü, kalbin karma karışık... Ne yana dönsen karanlık. Ne yana baksan pişmanlık.
Belki de en büyük savaş insanın kendisiyle verdiği. Çünkü ne kadar kaçarsan kaç, aynada göz göze geldiğinde, saklanacak yer kalmıyor. İşte tam orada hissediyorsun: Yolun sonuna gelmişsin.
Bazen “belki” dersin. Belki biri gelir, bir söz söyler, bir şey değişir... Ama artık o “belkiler” de terk etti beni. Kendi ellerimle yıktığım köprülerin üzerinden geçmek mümkün değil. Ne geriye dönebiliyorum, ne ileriye gidebiliyorum. Olduğum yerde çürümeye bırakılmış gibiyim.
Zamanında önemsemediğim her şey şimdi boğazıma sarılıyor. Birini kırarken düşünmediğim yüzü, geceleri rüyama giriyor. Kaçtığım sorumluluklar, susarak görmezden geldiğim gerçekler... Hepsi sıraya girmiş, hesap sormaya geliyor. Ve benim artık ne gücüm var cevap vermeye, ne de bahanem kaldı kaçmaya.
İnsan bazen öyle bir noktaya gelir ki, bir tebessüm bile lüks olur. Gülmenin anlamı kaybolur, ağlamanın da faydası olmaz. Kapanmış bir dosya gibi hissedersin kendini. Kimsenin okumadığı, kimsenin ilgilenmediği, rafların tozlu köşesine itilmiş bir hayat hikayesi...
Ve evet, bazen yolun sonunda kurtuluş yoktur. Çünkü bazı yollar sadece bitmek için vardır. Ders olsun diye yaşanır bazı hikâyeler. Başkaları aynı yola sapmasın diye. Benimki de onlardan biri belki. bir an durup düşünün. Bir kalbi kırarken, bir yalan söylerken, bir ihaneti haklı göstermeye çalışırken… bir gün bu satırları kendiniz yazmak zorunda kalabilirsiniz.
Sonlar her zaman sessiz olmaz. Bazı sonlar, kelimelerle kazınır belleklere. Bu yazı, benim son cümlelerim gibi. Sessiz bir çığlık, görünmeyen bir elveda…
Ve bilinsin isterim: Bazı hayatlar, düzeltilemeyecek kadar parçalanır. Bazı insanlar, kendilerini affedemeyecek kadar derine düşer. Ve bazı dönüşler... artık yoktur.
Bu bir veda değil belki. Ama kesinlikle bir son...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com