beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort avcılar escort sex hikayesi porno seyret beylikdüzü escort
Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
BİR ÜLKENİN ÇIĞLIĞI...
Tarih: 03-03-2026 13:12:00 Güncelleme: 03-03-2026 13:12:00


 

 

Bazı ülkelerde gece, sadece karanlık değildir.

 

Bir ihtimaldir.

 

Bir kurşun sesi, bir kapı tekmesi, bir daha geri dönmeyecek bir ayak sesi ihtimali.

 

El Salvador yıllarca böyle yaşadı.

 

Sokaklar sadece asfalt değildi; korkunun hafızasıydı.

 

Gençler büyürken hayal değil, hayatta kalma stratejisi öğrendi.

 

Kadınlar yürürken adımlarını değil, arkalarındaki gölgeyi saydı.

 

Ve bir gün, bir gazeteci Devlet Başkanı Bukele’ye şu soruyu sordu:

 

“Hapse attığınız suçluların insan hakları ne olacak?”

 

Nayib Bukele cevap verdi. Sesi sakindi ama kelimeleri sertti:

 

“Peki ya kurbanların insan hakları?”

 

Durmadı. Soruyu büyüttü:

 

“Peki ya öldürülenlerin hakları?

 

Peki ya tecavüze uğrayan kadınların hakları?

 

Peki ya korku içinde büyüyen çocukların hakları?”

 

Ve şu cümleyi ekledi:

 

“Neden hep suçluların haklarını konuşuyoruz da, onların kurbanlarını konuşmuyoruz?”

 

Bu sözler bir politikacının savunması olmaktan çok, bir ülkenin birikmiş öfkesinin tercümesi gibiydi.

 

Çünkü bazı toplumlar için insan hakları tartışması bir konferans salonunda değil; mezarlıkta başlar.

 

Bir annenin toprağa verdiği oğlunda başlar.

 

Bir kadının sustuğu gecede başlar.

 

Bir çocuğun silah sesini havai fişek sanacak kadar alıştığı yerde başlar.

 

Bukele’nin sözleri tam buraya dokunuyor.

 

Kurbanı merkeze koyuyor.

 

Ahlaki teraziyi onların acısına yaslıyor.

 

Ve bu yüzden güçlü. Çünkü acı, en ikna edici dildir.

 

Ama insan hakları dediğimiz şey, tam da en zor anda sınanmaz mı?

 

En öfkeliyken, en yaralıyken, en intikam duygusuna yakınken?

 

Bir tecavüz mağdurunun hakkını savunmak tartışılmaz.

 

Bir çocuğun yaşam hakkı her şeyden önce gelir. Fakat hukuk yalnızca masum için işletilen bir mekanizma değildir; en ağır suçla itham edileni bile keyfiliğin dışına çıkarmak için vardır.

 

Çünkü hak, sevdiğimize tanıdığımız bir ayrıcalık değil; sevmediğimize de tanımak zorunda olduğumuz bir ilkedir.

 

Devlet güçlü olabilir.

 

Hapishaneler dolabilir.

 

Sokaklar sessizleşebilir.

 

Ama asıl soru şudur:

 

O sessizlik huzur mu, yoksa korkunun başka bir biçimi mi?

 

Bukele’nin cümlesi hâlâ kulakta çınlıyor:

 

“Peki ya kurbanların insan hakları?”

 

Evet. Peki ya onlar?

 

Onların hakkını kim savunacak?

 

Belki de doğru cevap, birini seçmekte değil.

 

Ne sadece suçluyu merkeze almakta,

 

ne de sadece kurbanın öfkesiyle hüküm vermekte.

 

Adalet, iki acı arasında taraf tutmak değil; gücü sınırlayabilmektir.

 

Bir ülkenin gerçek sınavı, suçla mücadele ederken ne kadar sert olduğu değil; o sertliğin içinde hangi ilkeyi kaybetmediğidir.

 

Çünkü insan hakları, en çok karanlık zamanlarda gereklidir.

 

Ve bir gün herkes, bir başkasının adaletine muhtaç kalabilir.

 

İşte o gün geldiğinde, geriye sadece şu soru kalır:

 

Biz hakkı, güçlü olduğumuzda mı savunduk…

 

Yoksa zorlandığımızda da mı?

 

Çünkü gerçek adalet, rahat zamanların ilkesi değil; zor zamanların imtihanıdır.

 

Nota ve Tınıyla...



Bu yazı 5594 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI