20 Temmuz 1974 sabahı...
Kıbrıs’taki çocukların uykusu, silah sesleriyle bölünüyordu.
Bir annenin dizlerinde titreyen küçücük bir beden, gözlerini kapatıp dua ediyordu içinden:
“Allah’ım… Bizi kurtar…”
Ve o sabah, o dua duyuldu.
Ankara’da, yorgun ama kararlı gözleriyle sabaha kadar uyumamış bir adam vardı.
Sesindeki ağırlık, omuzlarındaki yük gibiydi.
Radyonun başına geçti, kelimeleri yutkunarak söyledi:
“Biz oraya savaş için değil, barış için gidiyoruz.”
O, Bülent Ecevit’ti.
Ama halk ona başka bir ad vermişti çoktan:
Karaoğlan.
Bu topraklar çok şey gördü ama bir halkın gözyaşını silmek için kendi çocuklarını cepheye gönderen böyle bir vicdan az gördü.
O sabah sadece uçaklar kalkmadı, yürekler de havalandı.
O sabah sadece askerler yürümedi, dualar yürüdü, umutlar yürüdü, anaların sabrıyla beslenen koca bir millet yürüdü.
Kıbrıs’ın gökyüzü o gün biraz daha maviydi.
Çünkü bir ulus, “Biz buradayız” demişti.
Ve o gün, Kıbrıs’ta bir çocuk ilk kez korkmadan uyuduysa…
O, sadece bir askerin değil, bir liderin –bir adamın– vicdanı sayesinde oldu.
Yıllar geçti.
Kıbrıs hâlâ aynı yerde…
Ama o sabah, kalbimizin en derin yerinde yaşıyor.
O sabahki radyo sesi kulaklarımızda, o sabahki gözyaşları hâlâ kirpik uçlarında...
Ve Karaoğlan…
Şimdi aramızda değil.
Ama onu hâlâ, bir annenin feryadında, bir çocuğun gözlerinde, barışın adı olarak anıyoruz.
Çünkü bazı sabahlar bir milleti, bazı liderler bir halkı ağlata ağlata yazar tarihe.
Bugün…
İşte o sabahlardan biri.
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com