Bir madenci için sabah, güneşin doğmasıyla başlamaz.
O, güneş ışığının ulaşmadığı karanlıklara iner.
Tozun, kömürün, ağır havanın ve ölüm riskinin içinde ekmeğini kazanmaya çalışır.
Yıllarca ciğerlerine dolan kömür tozu, bedeninden çaldığı sağlık, bitmeyen yorgunluk ve her vardiyada taşıdığı ölüm korkusu… Üstelik çoğu zaman kazandığı para, çektiği eziyetin karşılığı bile değildir.
Evinde onu bekleyen çocukları, geçindirmek zorunda olduğu ailesi vardır. Bu yüzden hastalığını erteler, yorgunluğunu içine atar, korkusunu belli etmez.
İnsanlar kömürü yakarken onun nasıl çıkarıldığını, o kömür uğruna kaç ikişinin sağlığından, gençliğinden, hatta hayatından vazgeçtiğini pek düşünmez.
Madencinin kaderi ölüm korkusuyla çalışmak olmamalı. Hiçbir üretim hedefi, hiçbir ekonomik kazanç insan hayatından daha değerli değildir.
Onlara acımak yetmez. Haklarını vermek, güvenli çalışma koşulları sağlamak ve insan onuruna yakışır bir yaşam sunmak gerekir.
Unutmayalım:
Bizim aydınlık evlerimiz, bir başkasının karanlığında verdiği mücadele pahasına kurulmamalı...