Beni olduğum gibi kabul et ve değiştirmeye uğraşma!
Yıllar boyu kendime sorduğum soruyu sizlere sormak istedim bu yazıda.
İnsanlar değişebilir mi? Yoksa herkesi olduğu gibi kabul edip değiştirmemeye mi çalışmalıyız?
Çalışma hayatında, ailede ya da bulunduğumuz ortamlarda yaşadığımız tartışmalar açmaza girdiğinde genelde en son kurulan cümle “Herkesi olduğu gibi kabul edeceksin” şeklinde olur.
Çünkü genelde tartışmada bir sonuç yoktur. Tartışmanın tarafları karşı adımı atmadığı için, konuşma içinden çıkılmaz bir hal alır ve sonunda “Kimse kimseyi değiştirmeye çalışmasın. Herkes, herkesi olduğu gibi kabul etsin” cümlesi ile genellikle tartışmalar sonuçsuz olarak biter.
Peki bu tavır sizce doğru mu? Gerçekten de herkesi olduğu gibi kabul etmeli miyiz?
Öncelikle uzatmadan kendime göre net cevabı vereyim. Hayatımda değer verdiğim, sevdiğim insanları ve en başta kendimi hiçbir zaman “olduğu gibi” kabul etmedim.
Ama… Bu işin bir de aması var.
Aması şu. İnsanları kendi istediğiniz gibi olmaya zorlamak onları değiştirmek hakkı size ait değil. Bunu insan ancak kendisi isterse yapabilir. Sizin doğrularınıza göre sevdiklerinizi zorla değiştirmeye çalışmak işi içinden çıkılmaz hale getirir.
Bize düşen sevdiklerimizin hatalarını görmesine ve kendini düzeltmesine yardımcı olmaya çalışmak. İnsanlara değişmiyor diye baskı yapmak çoğu zaman daha tersi etkilere neden oluyor.
Öncelikle “Ben böyleyim beni olduğum gibi kabul et” cümlesini kurmaktan kurtulmamız lazım. Etrafınızda bu cümleyi kuranların şu atasözünün birebir karşılığındaki insanlar olduğunu göreceksiniz. “7'sinde ne ise 70'inde de o…
Oysa o kişi için bu atasözünün yerine şunu demek daha güzel olurdu diye düşünüyorum; Hayatı boyunca yaşadıklarından ve yapılan uyarılardan gerekli dersleri çıkardı ve buna göre düzgün bir hayat yaşadı.
Olduğu gibi kabul et derken neyi kast ediyoruz? Yıllar içinde yaptığım gözlemler ve örneklere dayanarak şunu söyleyebilirim ki insan gerçekten istediği bir şeyi “yapabilir” ya da “yapmaktan vazgeçebilir”.
Ama burada kritik olan gerçekten bunu yapmayı istemek ve irade sahibi olmak. Sigarayı bırakmak gibi, yanlış giden hayatını düzene sokmak, daha fazla kitap okumak gibi…
Burada mesele şu; insanın kendisiyle uğraşması. Bunu yapmak zor geldiği için insanlar hep karşısındakini değiştirmeye odaklı bir yaşam sürüyor.
İnsanın kendinde olan yanlış bir şeyi değiştirmeye çalışması bir nevi “gönüllü ızdırap” çekmektir. Bunu yapmak elbette kolay değil. Aradan yıllar geçtikten sonra bazı şeyleri doğru yöne sevk edemediyseniz, bir şeylerin yanlış gittiğini görmek kadar insanı yıkan başka bir şey olmayacaktır.
Bu yüzden bu ızdıraba katlanacağız. Bu ızdırap kişinin ancak kendi rızasıyla olabilecek bir şeydir. Sonuç alabilmek için de uzun süre mücadele gerekecektir.
Burada şu örneği aklınızda tutmanızı rica ediyorum. Bir yumurtadan canlı ve sağlıklı civciv çıkabilmesi için, yumurta kuluçka süresinde belli bir kıvama geldikten sonra civcivin yumurtayı “içeriden” kırması ile hayat başlar.
Eğer siz civcivin işini kolaylaştırayım diye “dışarıdan” müdahale ederseniz civciv için hayatın da başlamasına engel olursunuz. O yüzden bırakın başkalarını, sadece kendinizle uğraşın.
Yeter ki isteyin! Mutlaka bir yolunu bulursunuz.
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com