Bazı tipler vardır ki herhangi bir konuda bilgi sahibi olmasalar dahi bilgiç bir edayla ahkam keser, karşısındaki kişiye ayar vermeye kalkar.
Ona göre kendisi dışında herkes yalan söyler, uydurur, hatta elinizde bilgi, belge olsa bile fark etmez. En iyiyi, en doğruyu hep "O"bilir...
Eskiler bilmediğini bilmenin, bir konu hakkında bilgiye sahip değilse kişinin susmasının erdem olduğunu söylerlerdi.
Okumanızı tavsiye ederim, Erich Fromm, Sevme Sanatı (1995) kitabında ş ifadeye dikkat çekmiştir. “Bilmek ve hala bilmediğimizi düşünmek en yüce marifettir. Bilmemek ve buna rağmen bildiğimizi düşünmek bir hastalıktır.”
Bu arada Socrates’in o meşhur sözünü de hatırlatmak isterim, “bildiğim tek bir şey var o da hiçbir şey bilmediğimdir”.
Bir şeyler bildiğini bilmek değil de çok şey bildiği halde bilmediğini düşünmek, öğrenmek için gayret etmek daha önemli görülmüştür. Ancak bazı insanların az şey bildikleri veya herhangi bir konu hakkında bir bilgiye sahip olmadıkları halde çok şey biliyormuş gibi davrandıkları hepimizin malumudur.
Bu her haltı çokbilmiş bireylerin soru sorulduğunda bilmediğini ifade etmelerinin zor olduğu, kendi bildiklerinin tek doğru olduğu, doğruyu arama ya da öğrenme çabasında olmadıkları gibi tutumlarını zaten kendileriyle sohbet ederken de fark edebilirsiniz.
İşte bu bilmediğini kabullenmemek hatta doğru bilmediği halde biliyormuş gibi davranmak durumu bazı araştırmacılara da konu olmuştur.
Soru şudur...
"İnsanlar neden bir konu hakkında yeterli ve doğru bilgiye sahip olmadıkları halde cesurca ya da daha doğru bir tabirle cahil cesaretiyle kendi düşüncelerini savunur ve tek doğrunun kendi söyledikleri olduğunu iddia eder?"
Konuyu şöyle bir araştırayım dedim ve internet'te şu bilgi ile karşılaştım;
Bu tarz sorulardan yola çıkarak Cornell Üniversitesi’nden sosyal psikolog olan Justin Kruger ve David Dunning adlı iki bilim insanı, 1999 yılında bir teori ortaya atmışlar. Ortaya attıkları bu teori bu iki bilim insanının 2000 yılında Nobel ödülü almasını sağlamış.
Bu ödülü almalarına neden olan araştırmaları ise “Vasıfsız ve farkında değil” adlı çalışma. Bu çalışmada ortaya çıkan sonuç ise bazı bireylerin herhangi bir konu hakkında bilgileri, yetenekleri, tecrübeleri yetersiz olduğu halde çok fazla bilgi ve beceriye sahip olduklarına inanma eğilimi göstermeleriymiş.
Bu iki bilim insanı bu eğilime “hayali başarı sanrısı” demişler. Bu arada literatürde ise bu duruma Dunning-Kruger sendromu adı veriliyor. Yani bir anlamda yukarıda da değindiğim cahil cesareti...
Dunning-Kruger sendromunun odak noktasında belli bir konuda yetersiz bilgi ve beceriye sahip olmasına rağmen o konu hakkında çok fazla bilgi ve tecrübeye sahipmiş gibi davranan ve böyle olduğunu düşünen bireyler yatmakta.
Bu sendromdaki kişiler kendi kişilik özelliklerini, alışkanlıklarını, bildiklerini ve yaptıklarını doğru bir şekilde değerlendirememekte ve bilgi ve becerilerini abartmaktalar.
Daha önce bir yazımda da değinmiştim. Dunning-Kruger sendromunun temelinde aşırı güven vardır. Aşırı güven ifadesi ise literatürde şu şekilde tanımlanmaktadır: "Bireyin başarı, yetenek, olaylara karşı kontrol düzeyinin var olandan fazla göstermesi, başkalarıyla kendisini kıyasladığında kendisinin hep daha iyi olduğunu düşünmesi ve bilgi, beceri, inançlar konusunda hatalı olabileceğine ihtimal vermemesidir"
Okumak, bilgi sahibi olmak ya da gerçeği araştırmak neymiş ki ? Herşeyi zaten onlar bilirler...
Nokta...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com