Bazen eski fotoğraflara bakıyorum.
Sararmış kenarlar, flu yüzler ama göze çarpan bir şey var: gülümsemeler.
Sanki daha azına sahipler ama daha çokmuş gibi hissediyorlar.
60’lar, 70’ler, 80’ler, 90’lar…
Gerçekten böyle miydi, yoksa biz mi öyle hatırlamak istiyoruz?
60’larda hayat yavaştı.
Mektuplar vardı; beklemek vardı.
Birini sevmek, cevabını günlerce, bazen haftalarca taşımaktı içinde.
Sabır vardı çünkü başka çare yoktu.
Radyo başında aynı şarkıyı kaçırmamak için zamanı kollamak vardı.
Az ama kıymetliydi her şey.
70’lerde kalabalık sofralar vardı.
Tek bir "tencereden çıkan yemeğin", birlikte içilen "bir yudum suyun" tadı aynıydı herkes için.
Komşuluk vardı; kapı çalınmadan girilirdi, kimse “müsait misin?” diye sormazdı çünkü hayat müşterekti.
Dünya zor bir yerdi belki ama insanlar omuz omuzaydı.
80’ler…
Kasetler, walkman’ler, geri sarılan kalemler.
Bir şarkıyı sevince tüm albümü sevmek zorundaydın.
Seçenek azdı ama bağlanmak derindi.
Akşam olunca sokaktan eve çağıran bir anne sesi vardı.
Eve dönüş saatleri vardı, ekrana değil gökyüzüne bakılan geceler.
90’lar biraz daha renklendi.
Televizyon çoğaldı ama hâlâ sokak kazanıyordu.
Mahalle maçları, tek kale oyunlar, kızlı, erkekli bir türlü doyamadığımız sokaklar, akşam ezanıyla biten çocukluklar…
İlk mesaj heyecanı, ilk çevirmeli internet sesi ama hâlâ yüz yüze kurulan hayaller.
Peki 2000’ler neden daha mutsuz sanki?
Her şeye sahibiz ama hiçbir şeye tutunamıyoruz.
Herkes her an ulaşılabilir ama kimse gerçekten yanında değil.
Mesajlar var, ama dokunuş yok.
Bildirimler var, ama beklemenin verdiği o tatlı sızı yok.
Her şeyi hemen istiyoruz; aşkı da, başarıyı da, mutluluğu da.
Belki de bu yüzden hiçbirini doya doya yaşayamıyoruz.
Suç kimde?
Zaman mı acımasızlaştı, yoksa biz mi?
Teknoloji mi çaldı duygularımızı, yoksa biz mi teslim ettik?
Belki de mesele suçlu aramak değil.
Belki mesele, unuttuklarımızı hatırlamak.
Mutluluk, daha az şeye sahipken daha çok şeye inanabilmekti.
Bir şarkının ya da şiirin bizi ayakta tutabilmesiydi.
Bir mektubun kalbi hızlandırmasıydı.
Bir “geliyorum” sözünün gerçekten gelmek anlamına gelmesiydi.
2000’ler mutsuzsa, belki de cevabı yine bizde.
Daha yavaş sevmeyi, daha dikkatle dinlemeyi, biraz eksik ama daha gerçek yaşamayı yeniden öğrenebiliriz.
Çünkü o eski yıllar bize şunu fısıldıyor:
Mutluluk bir çağ değil, bir hatırlama meselesi.
Belki de asıl soru şu:
Biz o günleri mi özlüyoruz, yoksa o günlerdeki kendimizi mi?
Nota ve Tınıyla...
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler casino siteleri
gaziantep escort,alanya escort,gaziantep escort
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
beylikdüzü escort ,istanbul escort ,beylikdüzü escort ,ataköy escort ,esenyurt escort ,avcılar escort ,bakırköy escort ,esenyurt escort ,esenyurt escort ,avcılar escort ,beylikdüzü escort
