Bir zamanlar bir şarkı vardı; “Arkadaş”. Melike Demirağ'ın seslendirdiği. Her mısrası, dostluğun sırtını yaslayabileceğin güvenli bir liman olduğunu belirtirdi. Kelimelere gerek kalmadan anlatılırdı dostluk. Bir simit ikiye bölünürdü, bir hırka omuzlara atılırdı, bir yanlış bile birlikte düzeltilirdi.
Ama şimdi?
Şimdi “arkadaşım” kelimesi daha çok “menfaat ortaklığı” gibi bir şey oldu. Gülücükler samimi değil. Göz temasları bile planlı. İnsan bazen çevresine bakıyor da şunu soruyor kendi kendine: “Gerçekten bu kadar mı değiştik?”
Kimi "kardeşim gibisin" der, ama ilk fırsatta seni harcayabileceği bir zayıflık arar. Kimi "biz seninle her şeyi paylaşırız" der, ama sonra seninle ilgili özel bir şeyi başkalarının kulağına fısıldarken bulursun. Kimi de var ki, senin iyi görünmenden, başarılı olmandan, insanlarca sevilmenden içten içe rahatsız olur. Ama bunu yüzüne gülümseyerek gizler. Sinsi bir kıskançlık, gizli bir haset...
Bir zamanlar "sırtını dönüp güvenebileceğin dostluklar" vardı. Şimdi sırtını döndüğünde ensende bıçak hissediyorsun.
Artık arkadaş kazığı diye bir deyimimiz bile var. Ne acı değil mi? Dilimize yerleşmiş bir ihaneti tarif ediyoruz, sanki sıradan bir şeymiş gibi. Oysa gerçek arkadaşlık, sırtından vurmaz, sırtını kollar. Ağladığında yanında olur, sustuğunda seni anlar. Kalabalık içinde bile yalnız hissettiğinde "buradayım" der.
Bugünün dostlukları ise çoğu zaman, “Sen bana ne katarsın?” sorusuyla başlıyor. Menfaat bittiğinde, selam da bitiyor. Sanki insan değil, yatırım portföyü değerlendiriyorlar.
Elbette hâlâ samimi insanlar var. Hâlâ dostluk denilen kutsal bağa ihanet etmeyen, bir yudum çayı birlikte içmenin kıymetini bilenler var. Ama sayıları az. Az olduğu için de kıymetli.
Bugün biri çıkıp “benim en yakın arkadaşım” dediğinde içimden şunu sormak geliyor: “Gerçekten mi? Yoksa senin iyi gün dostun mu?”
Çünkü artık dostluklar, sabun köpüğü gibi... Parlak ama geçici.
Ve biz hâlâ o eski şarkının sözlerinde arıyoruz saf, çıkarsız, içten bir dostluğu:
"Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş,
Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş,
Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş
Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş...
***
Ortak olmak her sevince, her derde, kedere,
Ve yürümek ömür boyu, beraberce, el ele,
Olmasın hiç o ta içten gülen gözlerde yaş,
Yollarımız ayrılsa bile seninle arkadaş...
***
Evet arkadaş, kim olduğumu, ne olduğumu,
Nerden gelip, nereye gittiğimi sen öğrettin bana,
Elimden tutup, karanlıktan aydınlığa sen çıkardın,
Bana yürümeyi öğrettin yeniden,
El ele ve daima ileriye...
***
Bir gün, bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile,
Biliyorum, hiçbir zaman ayrı değil yollarımız,
Ve aynı yolda yürüdükçe,
Gün gelir ellerimiz yine dostça birleşir,
Ayrılsak bile kopamayız...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com