Cezaevinde kaldığı sürede Bonhoeffer aptallığın teorisini yazar. Aptallığın yarattığı kötülüğün, kötülüklerin en korkuncu olduğu fikrinden yola çıkarak aptallığın kökenlerini araştırır, bunun bireysel ve psikolojik bir maraz olmaktan çok sosyolojik olduğuna karar verir.
Bireylerin, toplumun içinde iktidarın ihtiyacı olan aptallığa koyun sürüsü davranışı sonucunda yenik düştüğünü iddia eder.
Diğer bir deyişle aptallığın doğuştan olmayıp zamanla iktidarların hipnotize ettiği yığınların birbirleriyle etkileşiminden çoğaldığını ileri sürer. Bu kitlelerin aralarında zeki insanlar olmasına rağmen bir noktadan sonra düşünme yetilerini ve farkındalıklarını yitirdikleri sonucuna varır. Kitlelerin özgürlüklerini kaybederek bir büyünün içinde yaşıyormuşcasına diktatörlerin ardından gittiklerini belirtir.
Bonhoeffer bu aptalların bazılarının zeki insanlar da olduklarını gördüğünden aptallığın ahlaki bir sorun olduğu kanaatine varır. Bununla birlikte içsel özgürlüklerini kaybedenlerin de büyünün içine rahatça girdiğini saptar.
Onun için kurtuluş, bireyin ahlaki sorumluluğunu hatırlayıp özgürlüğüne kavuşmasıdır. Bunu da bir din adamı olarak, Nazilerden kurtulduktan sonra Hıristiyanlığın beyaz bir sayfasını açarak bu süreci hazırlayacak yeni bir dini hayatta formüle eder, cezaevinde kaldığı sürede.
Lakin Şeytan kapıya dayanır ve gücünü aptallardan alan diktatörün adamları onu ilk önce Flossenbürg Toplama Kampına götürür, sonra da Hitler’e suikast tertipleyen ekibin bir elemanı olması iddiasıyla ölüme mahkum edilir.
Bonhoeffer Amerikan askerlerinin toplama kampına varmalarından sadece 14 gün önce, 9 Nisan 1945’te kampın meydanında çırılçıplak asılır.
Son sözü, “Bu bir son, ama benim için aslında hayatın başlangıcıdır” olur.
Biyografisinde, idama tanıklık eden kamp doktorunun şu sözleri dikkat çeker:
‘’Rahip Bonhoeffer'ı yerde diz çökmüş, Tanrı'ya hararetle dua ederken gördüm. Bu sevimli adamın dua etme biçiminden çok derinden etkilendim, öyle dindar ve öyle emindi ki Tanrının duasını işittiğini biliyordu... İnfaz yerinde tekrar kısa bir dua okudu ve ardından darağacına giden birkaç basamağı cesur ve sakin bir şekilde tırmandı. Ölümü birkaç saniye sonra gerçekleşti. Doktor olarak çalıştığım yaklaşık elli yılda, Tanrı'nın iradesine bu kadar tamamen boyun eğen bir adamın öldüğünü neredeyse hiç görmemiştim.”
***
Bonhoeffer’ın hayatı, o dönemde milyonlarcası gibi, gücünü aptallaşmış kitlelerden alan eli kanlı diktatör ve yardakçıları tarafından vahşice elinden alınır, 39 yaşında.
50 yıl öncesinde Friedrich Nietzsche, “Bireylerde delilik nadirdir; ama gruplarda, partilerde, uluslarda ve çağlarda kural budur” derken Bonhoeffer’ın aptallığın teorisine öncül bir destek verecekti.
Lakin aptallık bitmez. Bitmiyor da, tanık olduğumuz gibi günümüzde.
Gerçeğin çarpıtılmasıyla hipnotize edilmiş ve özgür düşünce yetilerini yitirmiş milyonlar, aptallaşmaya ve hayatlarımızı zindana çevirmeye devam ediyorlar, tüm dünyada.
Hakikati arayanlar için tahammül edilmesi ne zor bir durum olsa gerek. Tek tesellimiz her şeye rağmen bu hayatlarda Bonhoeffer gibilerinin varlığı.
Nota ve Tınıyla…
macit.soydan@gmail.com