Sene 1958...
Sadece devlet kurumlarında ve bazı önemli şirketler ile ülkenin kalburüstü zengin ailelerin evlerinde bulunan bir alet. Telefon...
Öyle eve kolay kolay bağlatamazsınız. Ya bir tanıdığınız vasıtasıyla torpil yapacaksınız ya da aylarca bekleyeceksiniz.
Biz gelelim o dönemde şehiriçi ya da şehirlerarası yapılan konuşmalara. Hattın kesilmesi mi, araya başkalarının girmesi mi, yanlış düşmeler mi, bazen üç kişinin birbirini tanımadan konuşması mı ?, ne dersiniz deyin ama tam bir arap saçı.
Dönemin ünlü bir gazetesinin bir yazarı da yaşadıklarını üşenmemiş "ANKARAMIZIN TELEFONLARI" başlığı ile köşesine taşımış.
Okuyun da bugün iki kez çaldırdığınızda "ulaşamıyorum", "neden açmıyorsun" diye kişilere afra tafra yapıp triplere girmeyin.
Gaipten gelen sesler
Telefon çaldı, açtım, telin öteki ucundaki ses birini sordu. "Yanlış" dedim. "Yanlış numara çevirdiniz"
Ses, kızgın, "Hayır" dedi, "Yanlış numara çevirmedim fakat hep yanlış yer çıkıyor. Ne oldu gene bu telefonlara böyle. Deli olmak işten değil"
Telefonu kapadık. Adam aceleden olacak, özür dilemeyi de unuttu.
Aradan iki dakika ya geçti, ya geçmedi. "Zırrr" Tekrar telefon.. Tekrar bir ses, "Falanca orda mı?" diye sordu. "Hayır" dedim. "Kimdir bu adam?" Cevap şu oldu "Kasap" ve ilave edildi "Orası bilmem ne kasabı değil mi?"
Şaştım adamakıllı bu işe. Dedim şu bizim Altan'a da anlatayım. Telefona sarıldım. Çevirdim numarayı, çaldı, çaldı, bekledim, açıldı.
"Altan"
"Yok efendim"
"Acaba nereye gitti ?"
"Gitmedi efendim. Zaten bugün gelmedi hiç"
"Gelmedi mi ? Nasıl olur, biraz evvel kendisiyle görüştüm"
Sonra birden aklıma geldi, "Neresi orası" diye sordum, işte cevap,
"...Tiyatrosu"
Şaka yapıyorum sanmayın. Başıma gelenleri aynen yazdım. İşte telefonlarımız böyle çalışıyor.
**
Bir kutuya iki numara bağlanır mı orasını pek bilmem ama bin dikkatle çevirdiğiniz halde numaralar neden yanlış çıkıyor bunu merak ediyorum.
Yarın acele bir iş için hastahaneyi aradığımız zaman karşımıza Mezarlıklar Müdürlüğü'nün çıkmasından herhalde sizler de şaşırırsınız. Öyleyse ? Öyleyse, hastahane aradığınız zaman artık çekinmeden, şaşırmadan, Mezarlıklar Müdürlüğü'nün numarasını çevirebilirsiniz.
PARALAR, PARALAR..
Öyle demezler mi, "Paralar, paralar, bozulmasın aralar" Biz gazetenin telefon borçlarını günü gününe öderiz, geç kaldığı enderdir, o da formalite meselelerinden olur. Fakat geçen gün 19 lira borç için, çat diye telefon idaresi bir telefonumuzu kesti.Açtırana kadar akla karayı seçtik.
Bu ay başı telefon borçlarımızı yatırdık. Paranın yatırılışından az sonra telefonlarımızdan biri daha kesilmez mi.
YAŞASIN, YAŞASIN...
Bir gün saat 16.30'da telefonumuz arıza yaptı, açtık ilgili memura söyledik. Aradan bir saat geçti. Telefonda ilerleme yok. Tekrar açtık, cevap dünyanın dokuzuncu harikası olmaya namzet :
"Efendim, altıya kadar memurlar gelirse söyleyeceğiz"
"Demek daha söylemediniz"
"Hayır çünkü gelmediler"
"Altıya kadar gelmezlerse"
"Yarına kalır"
"Eksik olmayın. Bu iyiliğinizi hiç unutmayacağız. Kardeşim alayı bırak, burası gazete, telefon işlemezse gazete çıkmaz"
"Haa, öyleyse iş değişti. Bakalım"
Baktılar..
GAİPTEN GELEN SESLER
İstanbul'la telefonla konuşuyoruz.
"Ahmet kardeşim, sesin hiç duyulmuyor bağır."
Ahmet bağırıyor.. Ahmet'in bağırması yanında bir de kadın sesi.
"Artık gel Ankara'ya. Tiyatrolar başladı"
Sıra Ahmet'te.
"Başvekil bugün.."
Kadının sesine bir başka adamın sesi karışıyor.
"Annem nasıl ?"
"İyi"
"Ahmet bağır kardeşim bağır"
"Ben çuvalları yolladım, istasyondan al"
"Kamyonla mı, at arabasıyla mı ?"
Ahmet'in sesi artık adamakıllı kayboluyor. Biz buradan bağırıyoruz, kadın birini tiyatroya davet ediyor, arada bir de araya bir memure giriyor ;
"Kardeşim şunu düzelt. İyi bir kanal yok mu ?"
Derken bir başka ses hepsini bastırıyor.
"Kar yağdı bugün kar. Dinle, dinliyor musun ? Ulan şaka değil dinle"
"Başvekil bugün İstanbul'a"
Annemin hasta olduğunu işittim doğru mu ?
Biz buradan artık yırtınıyoruz.
"Kaç kişi bir hattayız kardeşim. Çıkar şunları çıkar. Yoksa ben çıkaracağım"
"Kendin çıkar çıkarabilirsen"
"Ulan bırak dalgayı, işim acele"
"Kimsin sen yahu ? Karım ne oldu ?"
"Yahu usta kamyonla mı, at arabasıyla mı ?"
"Yahu çekil aradan. Başlamayayım arabandan şimdi"
"Ya, büyük Tiyatro"
"Başvekil"
"Anan"
"Arabayla mı, kamyonla mı ?"
Ve telefonu çat diye kapıyoruz. Bu her gece böyle. Fakat herşeye rağmen bu bir hatta konuşan beş, on kişi telefonları kapadıkları zaman hepsi de ayrı ayrı konuşma ücretlerini ödediler. Biz de ödedik. Daha da ödeyecekler. Hep ödeyeceğiz.
Bundan karlı iş var mıdır ?
Öyleyse yaşasın.
Kim mi ?
Canım kim olursa olsun, nasıl olsa biz yaşamıyoruz.
***
Cep telefonlarınızın kıymetini bilin... :)))
NOT : Araştırmacı -Yazar Metin Turhan Arşivi'nden alınmıştır...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com