Dünyanın en büyük aşk hikayelerinin çoğu ilk görüşte başlar; bir de sevgileri zaman içinde çiçeklenenler vardır…
Kimi ilişkilerin dinamiği yoğun ve çok güçlü bir sevgi ile şekillenir. Kimi ise birbirini sığınak olarak gören iki kişinin kurduğu sade bir hayatta yeşillenir. Bazı aşklarsa sürekli bir desteği ve cesareti beraberinde getirir. Her biri efsaneleşir ve asla unutulmaz.
Gerçek aşkın ne olduğunu yıllardır anlamaya çalışan insanoğlu, bugüne kadar yüzlerce aşk hikayesine şahit olmuş ve genelde trajik sonlanan bu öyküleri dilden dile dolaştırarak nesilden nesile aktarmış.
Çoğumuzun küçük yaştan beri tanık olduğu bu efsane aşklardan kendini çöllere vuran Mecnun'u kitaplardan okurken, Romeo'nun ölmesine dayanamayıp zehir içen Juliet'i edebiyat derslerinde hayretle dinledik. Ya da Kleopatra'nın kollarında can veren Antonius'tan etkilendik. Dağları delen Ferhat ve büyük aşkı Şirin ile Kerem - Aslı aşkını da unutmadık...
İşte yazımıza konu olan Ali ile Nino da böyle bir aşkı anlatıyor.
Gelelim hikayemize,
Ali Han Şirvanşir, soylu bir Müslüman ailenin oğludur. Rus disipliniyle yetişmiş, eğitimli, Hıristiyan geleneği ile büyümüş ve Avrupa’nın yaşam tarzını benimsemiş yine kendi gibi soylu bir ailenin kızı olan Nino'ya aşıktır.
Asya'da mı yoksa Avrupa'da mı olduğu tartışma konusu olan Bakü'de, Ali Han'ın kararı “Asyalı” olmaktır. Nino Kipiani ise tersine Avrupalı duyarlılığına sahiptir. İki genç, aşklarını yaşatabilmek için mücadele verirler.
Doğu kültürü içinde doğan ve bu kültür ile yetişen genç, müstakbel eşinin de kendi kültürüne, dinine uyum sağlamasını ve kapanmasını arzu eder ama Nino kesinlikle bunu reddeder. Ali Han ile Nino ne olursa olsun birbirlerini sevmeye devam ederler. Nino’nun ailesi başlangıçta karşı çıksa da sonunda evlenmelerine ikna olur ve Ali Han'ı akrabalarıyla tanıştırmak üzere Tiflis'e götürürler.
Onlar Tiflis'teyken Nino'nun ona aşık Ermeni genç Melik Nahararyan tarafından kaçırıldığını haber alan Ali Han, arkadaşlarıyla birlikte onlara yetişir ve Nahararyan'ın canını alır.
Artık aranan bir suçludur; Dağıstan'a gider. Bir gün, Alli Han'ın dostu Molla Seyit, ona Nino'yu getirir. İki sevgili evlenir. Rusya’da gerçekleşen ihtilalden sonra Ali Han artık aranan bir suçlu olmaktan çıkınca Bakü’ye dönerler.
Ancak Bakü’de Ruslar’ın silahlandırdığı Ermeniler ile çatışmalar yaşanmaktadır. Ali Han da çatışmalara katılır. Sonunda Ermeni-Rus birlikleri şehri istila eder. Olaylarda sevdiklerini kaybeden Ali Han, Nino ile birlikte İran'a gider. Nino, Ali Han'ın kimi gelenek ve göreneklerine, kaderciliğine hala anlam veremektedir.
Nino'nun bu ülkeye alışamaması Ali Han'ı çok üzer. Kafkas İslam Ordusu'nun şehri kurtarmasından sonra Bakü’ye dönerler.
Azerbaycan hükümeti artık Gence'den Bakü’ye gelmiştir. Ali Han Dışişleri’nde memuriyete başlar, Nino ile bir kızları olur. Bakü’nün Ruslar tarafından işgali üzerine Ali Han, eşini ve kızını Tiflis’e gönderir. Başına gelen her şeyi bir deftere yazan Ali, 24 yaşında Gence'de çıkan bir çatışma sonucu hayatını kaybeder. Bunun üzerine Nino kızı ile birlikte Paris’e gider ve bir daha Bakü’ye dönmez.
Ali ve Nino aşkının kitap halinde yayınlanması da efsunvari bir hava taşır. 1935 yılında ismi bilinmeyen bir kişi Viyana’da bulunan bir yayınevine Almanca el yazması bir kitap bırakır ve ortadan kaybolur. Sonrasında ise bu kişinin kitabın yazarı Kurban Said olduğu anlaşılır. 1937’de piyasaya sürülen kitap, yıllar içinde 30 farklı dilde yayınlanır.
2016’ya geldiğimizde ise Ali ve Nino kitabı senaryolaştırılarak beyaz perdeye aktarılır. Kitapla aynı ismi paylaşan ‘Ali ve Nino’ filminin senaryosunu Christopher Hampton kaleme alırken yönetmen koltuğunda İngiliz Azif Kapadia oturmaktadır. Filmde birçok ünlü oyuncu ile birlikte Halit Ergenç ve Ekin Koç gibi başarılı Türk oyuncular da yer almıştır.
Bugün Gürcistan’ın Batum kentinde bulunan ‘Man and Woman’ heykeli işte bu aşkı anlatır.
Heykeltıraş Tamara Kvesitadze, bu harikulade eseri Ali ve Nino’nun aşk öyküsünden esinlenerek yapmıştır. 2010 yılında sergilenmeye başlayan heykel tüm görenleri derinden etkiler. 8 metre yüksekliğe sahip olan bu harikulade eser, 7 ton çelikten üretilmiştir. Heykel, aynı zamanda doğu ve batının sınırlarını ortadan kaldıran bir sanat eseri olarak da kabul görmektedir.
Kinetik heykellerin birleşme anı ise ayrı bir büyüleyiciliğe sahip…
Gün içinde birbirlerini izleyen heykeller, her akşam saat 7’de birbirlerine yaklaşmaya başlıyor ve beraberliklerine şahit olmak izleyenleri mutlu ediyor. Ancak birbirlerine yaklaştıktan sonra yine birbirlerinin içinden geçerek sonsuza değin ayrılıyorlar.
Batum’u ziyaret ettiğinizde yaklaşık 10 dakika süren bu kavuşma anını mutlaka izlemenizi öneririz.
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com