Malum artık yazın son ayına girmiş bulunuyoruz ve ben bugün özellikle Ağustos akşamlarından bahsetmek istedim biraz.
Biliyorsunuz Ağustos akşamlarının başka bir sessizliği vardır.
Gündüzün sıcağı çekilmiş, bahçenin üzerine hafif bir serinlik inmeye başlamıştır. Ağaçların yaprakları kıpır kıpırdır ama ortalıkta garip bir sakinlik vardır. Sanki bütün doğa, yazın bitmek üzere olduğunu anlamış ve bunu konuşmadan kabul etmiştir. Bir sandalye çekip oturursun. Karşında gece... Yukarıda birkaç yıldız. Uzaklardan gelen belirsiz bir ses. Ve insan, nedense tam da böyle gecelerde kendisiyle konuşmaya başlar.
Kimseye anlatmadıklarını düşünür. Unuttuğunu sandığı insanları... Bir zamanlar çok sevdiği ama artık hayatında olmayanları... Birlikte gülüp sonra yollarını ayırdığı dostları... Ve belki de yıllar önce bir yerde bıraktığı kendi gençliğini. Ağustos biraz da bunun için hüzünlüdür. Çünkü yazın sonuna yaklaşırken insan yalnızca mevsimin değişeceğini düşünmez. Kendi hayatından geçen mevsimleri de hatırlar.
Bir zamanlar ağustos geldiğinde önümüzde koskoca bir yaz olurdu. Tatiller, deniz, akşam gezmeleri, arkadaşlarla yapılan uzun sohbetler... Şimdi ise ağustos geldiğinde takvime bakıyoruz.
"Eylül yaklaşıyor..."
Ne zaman bu kadar çabuk büyüdük? Ne zaman yazların sonunu bekler hâle geldik? Ne zaman bir şarkı duyduğumuzda şarkıdan çok, yıllar önce dinlediğimiz kişiyi hatırlamaya başladık? İnsan yaş aldıkça bazı şeylerin değerini daha iyi anlıyor.
Bir akşamüstü birlikte içilen çayın... Pencereden içeri giren yaz rüzgârının... Bir dostun telefonda "Nasılsın?" diye sormasının... Birinin gözlerinin içine bakıp hiçbir şey söylemeden anlaşabilmenin... Meğer hayat, büyük mutluluklardan çok küçük anları biriktiriyormuş. Sonra o küçük anlar yıllar geçtikçe büyüyor.
Bir fotoğraf oluyor. Bir koku oluyor. Bir sokak oluyor. Bir şarkı oluyor. Ve bir gece, Ağustos'un ortasında bahçede yalnız otururken hiç beklemediğin bir anda çıkıp geliyor karşına. Gülümsüyorsun. Sonra biraz hüzünleniyorsun. Çünkü geçmiş geri gelmiyor.
Ama güzel tarafı şu:
Geçmiş geri gelmese de hatırası insanın içinde yaşamaya devam ediyor. Belki de bu yüzden Ağustos geceleri biraz romantik, biraz hüzünlüdür. Yazın bitmesine üzülürken aslında hayatın bize verdiği güzel günlere teşekkür ederiz. Gökyüzüne bakarsın. Bir yıldız kayar mı diye beklersin. Belki hiçbir şey olmaz. Ama yine de beklemeye devam edersin. Çünkü insanın içinde, kaç yaşına gelirse gelsin, gerçekleşmemiş birkaç dilek kalıyor.
Ve Ağustos...
İşte o dilekleri hatırlamak için güzel bir aydır. Gece biraz daha koyulaşır. Bahçedeki sesler azalır. Bir yerlerde son bir ağustos böceği öter. Sen hâlâ sandalyedesindir. Belki yanında kimse yoktur. Ama yalnız değilsindir. Çünkü geçmişin, sevdiklerin, kaybettiklerin, kazandıkların ve bütün o eski güzel günler bir süreliğine yanına oturmuştur.
İnsan bazen bunu fark edince hiçbir şey söylemek istemez. Sadece gökyüzüne bakar. Ve içinden sessizce geçirir:
"Ne güzel günlerdi..."
Sonra hafifçe gülümsersin. Çünkü bazı günler bitmiştir.
Ama bazı duyguların son kullanma tarihi yoktur.
Nota ve Tınıyla...