Bugun...



‘BELEŞÇİLER’İN İLK YUVASI ORASIYDI!!!

Aslında bir tesadüf eseri keşfedildi. Ancak daha sonra sonu alınamadı. İşte bugün yaşaan bir sosoyoljik dramın balangıç noktası…

facebook-paylas
Tarih: 12-11-2025 06:26

‘BELEŞÇİLER’İN İLK YUVASI ORASIYDI!!!

 

Aslında bir tesadüf eseri keşfedildi. Ancak daha sonra sonu alınamadı. İşte bugün yaşaan  bir sosoyoljik dramın balangıç noktası…

 

İlk deneyim yaşandığında,   hiç kimse yaşanan sosyoloik damın sonuun böyle olacağını tahmin etmemişti. Ama gerçek buydu…

 

Bugün İstanbul’da, özellikle yemekli davetlere, genellikle de ‘Gazeteci’ kılığında girmeye çalışan, çoğu zaman da başarlı olan yüzlerce kişi var. Çoğu  aslında meslek sahibi, kariyerli insan ama bu tip ‘Beleş’ davetleri pek seviyorlar…

 

Peki bu iş  nereden çıktı; nasıl başladı?

 

Türk ve Dünya Mutfağı üzerine yaptığı çok sayıda gönüllü çalışma ile başta gastronomi sektörü olmak üzere birçok kesim tarafından büyük  takdir toplayan ve aynı zamanda Dünya Şarap Lezzetçileri Birliği Üyesi konumunda da bulunan Uluslararası Mutfak Sanatçıları ve Gurmeler Birliği Türkiye Masası Yönetim Kurulu Onursal Üyesi, Dünya Yöresel Lezzetleri Tanıtma Platformu Başkanvekili, TURİZMAGAZİNİST Araştırmacılar ve Yazarlar Platformu Mütevelli Heyet Üyesi ve Türkiye Görsel Sanatlar ve Edebi Eserler Eleştirmenleri Konsorsiyumu Genel Sekreteri  Gastronomi&Gastronomi Turizmi Uzmanı, Gurmeve Mutfak Yazarı Boğaç Yüzgül, araştırmacı-gazeteci kimliğile; tam 10 yıl bu kitleyi izledi, yetmedi eski otel yöneticileir  ile tek tek görüştü.

 

Sonuçta da bu ‘Beleşçi’ kavramına konu olan kişilerin çıkı noktasnı buldu…

 

İstanbul Hilton Bosphorus, bu işin ilk başladığı yer…

 

Boğaç Yüzgül, kendisine ‘Sosolojik İçeirk Çözümlmesi’ dalında ki ayrı ödül kazandıracak ‘EKİP’ kitapları serisinde, bu başlangıcı şöyle aktarıyor:

 

 

‘Havaların ısınmaya başlamasıyla beraber, İstanbul yine eski canlı günlerine dönmeye başlamıştı. Rakel ve Serina; her sabah oludğu gbi o sabah da,iki saate yakın yürüyüş yapmışlar; Manisalıoğlu Pastanesi’nde çay içmek için oturmuşlardı.

 

 Rakel, yabancı bir firmada 28 yıl çalıştıktan sonra emekliye bir muhasebeci, Serina ise özel Fransıca ve Piyano dersleri veren bir öğretmendi. Dam De Sion’dan arkadaşlardı. Lise sonrası da görüşmeye devam etmişler, biribrlerinin her ikisi de boşanma ile sonuçlanan evliliklerine tanıklık etmişler, 30 yılı aşkın bir süredir dostluklarını sürdürmüşlerdi.

 

 Serina Ermeni ebeveynleri Ermeni olmasına rağmen, biraz muhafazakar bir ailenin tek çocuğu olduğu için, katı kurallarla büyümüş, doktor olmayı hayal ederken,  iç mimarlık okumuş ama mesleğini hiç yapmamıştı.

 

 Yine köken olarak Ermeni olan Rakel ise iktisat bitirmiş, mahesebede uzmanlaşmış, amcasının tüccar olması münasebetiyle; birçok ülkeye gitmiş, yabancı bir şirketin Türkiye mümesilliğine de bu sayede girmiş, iş icabı da Avrupa’yı neredeyes karış karış gezmişti.

 

 Rakel, garsonun servis ettiği çaydan bir yudum aldıktan sonra Serina’ya dönerek, ‘Ya sana ne diyeceğim, biliyorsun iki hafta önce şurada bir otel açıldı. Hilton Oteli. Ben Paris’te ve Berlin’de gördüm, çok lüks bir otel yapıyorlar. Merak ediyorum, yarın akşamüstü bir çay içmeye gitmeye ne dersin?’, Serina gülümsedi, ‘Tabii neden olmasın, doğrusu ben de merak ediyorum, içinde lokantalar falan da varmış, olmadı bir gün de yemek yeriz’ deid ve o da çayından bir yudum aldı. ‘Tamam o zaman’ dedi Rakel, yarın akşamüstü beş gibi buluşuruz, zaten sabah da yine konuşuruz ama, biz şimdiden sözümüzü alalım’ diyerek çayını içcmeye devam etti.Yarım saat sonra da, her ikisi de zaten birbirlerine yakın olan evlerine gidip kenid işlerine koyuldular.

 

 Ertesi gün akşamüstü, bir gün önce kararlaştırdıkları gibi, yeni açılan Hilton Oteli’ne gitmek üzere Harbiye’de buluştular. Normalde ya Serina Rakel’i almaya gider, ya da Rakel Serina’ya uğrar, bir yere gidecekleri zaman öyle giderlerdi. Ama sabah yürüyüşünde her ikisi de kuaföre gidip saçlarını yaptıracaklarını ve bu nedenle ortak ir noktada buluşmak gerektiğini ifade etmiş, Hariye’de karar kılınmıştı. Zaten Hilton, okullarının tam karşısındaydı. Yeri çok da zor değildi.

 

 Sonunda otel karşılarındaydı.  Askeriyenin yanındaki bu ağaçlık alan, ilkbahardan başlayarak sevgililerin, genç-yaşlı herkesin, eşsiz manzarasıya boğazı seyrettiği yegane mesire yeriydi.Otel inşaatının başlanacağı haberi,bu nedenle hem sevindirmiş,hem üzmüştü.

 

 

Ama otel şahane görünüyordu dışarıdan. Boydan boya uzanan tam dokuz katlı dev bir binaydı Hilton. Yavaş yavaş yaklaşıp, döner kapıdan içeri girdiler. Kapıda siyah üniformalı bir görevli karşıladı onları ve nasıl yardımcı olabileceğini sordu. Önce bir çay içmek istediklerini söyleyince de, onları hemen giriş katta arka tarafta manzaralı bir konumda bulunan La Gardena Cafe’ye yönlendirdi. Boğaz resmen ayaklarının altındaydı. Garson gelir gelmez çay siparişi verdiler. Kendilerinin hemen arkasından başka bazı masalara da çok şık hanımlar gelmeye başladı. Tek tük erkek de vardı ama ağırlık bayanlardaydı.

 

 Beş dakika sonra, beyaz eldivenle giymiş garson, iki yayvan fincanda hazırlanmış çayları getirdi. Yanında bir tabakta incecik kesimli limon ve başka ir takta da küçük kalp şeklinde kurabiyeler vardı. ‘Bunlar Cookies’ dedi Rakel Serina’ya doğru dönerek, çayın da kahvenin de yanında getirirler Avrupa’da. Bak burada da başlamış’, Serine gülümseyerek bir tane aldı, tarçınlı kurabiyeler ağızda dağılıyordu. Yaklaşık bir saat on beş daika orada oturdular. Diğer masalardaki kadınlar da yavaş yavaş kalkmaya başlamışlardı. İkinci çaylarını da tammalayıp hesabı istemişlerdi ki, garson; ‘Efendim hesap önceden ödendi, hem zaten toplantı da başlamak üzere, lütfen buradan buyrun’ diyerek,onları sağ tarafa yönlendirdi. Bir görevli ile beraber, lambrili döner merdivenden alt kata indiler. Görevil onları alt kataindirişti ki, bu kez sivil giyimli başka bir kadın, ‘Hoşgeldiniz, toplantımız burada’ diyerek onları karış salona yönlendirdi. Olanlara anlam veremeseler de, bozuntuya vermeden salona yürümeye başladılar. Kapıda duran bir başka kadın, isimlerini sordu, kaydetti ve içeri girdiler. Her tarafta Demokrat Parti’nin, Adnan Menderes’in ve Atatürk’ün posterleri vardı. Elinde içkilerle dolu tepsi bulunan ir garson yanaşıp, bir şeyler içip içmeyeceklerini sordu. Rakel de Serina da, hala yaşadıklarının şokundaydı. İkisi de birer kırmızı şarap etrafı seyretmeye başladılar. Bu arada garsonlar, içinde küçük küçük yiyeceklerin bulunduğu tepsileri harıl harıl gezdiriyorlardı.

 

 Kısa bir süre sonra, ‘Hanımefendiler, Berrin Hanımefendi, salonumuza teşrif etmişlerdir’ diye bir anons yapıldı. Kapıya doğru baktıklarında ise, şaşkınlıktan küçük dillerini yutacak hale geldiler. Berrin Menderes, yani Başvekil Adnan Menderes’in eşi Berrin Menderes gelmişti. Berrin Hanım, tek tek herkesin elini sıktıktan sonra, ön taraftaki masansa yöneldi. O sırada da başka bir hanıefendi konuşma yapmaya başlamıştı:

 

 ‘Kıymetli hazırun, çok kıymetli hanımefendiler; Demokrat Parti İstanbul Kadın Buluşması’na hepiniz hoşgeldiniz. Bugünden itibaren, ayda bir defa olmak üzere, sizlerle burada çeşitli konularda toplantılar yaparak, memlekette hanımlarımızın sorunlarını irdeleyeceğiz…’

 

 

O an anlamışlardı, Demokrat Parti’nin toplantısında bulmuşlardı kendilerini. Berrin Menderes’ten hemen önce kürsüye çıkan Halide Edip Adıvar’ın konuşması ise dakikalarca alkışlanıyordu.

 

 

Konuşmaların ardından, görevliler; herkesi akşam yemeğine götürmek üzere salonda gezmeye başladı. DPli kadınlar ve tabii ki Rakel ve Serina da, görevlilerle beraber salonun karşısındaki asansöre doğru ilerlediler ve sıraları gelince, 9. Kata çıktılar. Asansörlerin arka kısmında büyükçe bir salon yemek için hazırlanmıştı. Görevli bir garson, Rakel ile Serina’yı orta kısımda bir oturttu. Yuvarlak masada, kendilerinden başka sekiz kişilik daha yer vardı. Masada her tabağın etrafında üçer çatal ve üçer bıçak vardı. Garson yanaşıp, ne içeceklerini sordu. Gece boyu ikisi de en az üçer kadeh şarap daha içtiler ve otelden çıktılar. İkisini de bir gülme almıştı. Merak ederek geldikleri otelde, üstüne üstlük bir de üst düzey ir davete katılmışlardı…

 

 

Ertesi sabah, Rakel’in karşı komşusu eski bankacı Carmen’de çaya davetliydiler. Carmen, mutfakat çok becerikli bir kadındı. Çayın yanına çeşit çeşit kurabiye, bir o kadar çörek ve börek yapmıştı. Carmen’in yeğenleri Linda ve Sarin de gelince sohbet iyice koyulaştı. Hepsi de Dam De Sion mezunu oldukları için, okul anılarından, aynı dönemdeik hocaların kalıp kalmadığından söz ediyorlardı. Neden sonra, Rakel, ‘Dün ne oldu biliyor musunuz?’ diye muzip muzip gülümsedi; sonra da Serina ile başlarından geçenleri bir bir anlattı. Oradakiler de hayretle olanları dinlediler. Linda, 50 yaşına rağmen, bir sürü genç sevgilisi olan, zaten bakıldığında 35 bile göstermeyen çok çekici, zengin bir kadındı. ‘Şekerim’ diye söze girdi, ‘Haftaya çay sırası bende, ben hepinizi şu Hilton’da ağırlayacağım. Şu sizin çay içtiğiniz yerde, biz de bir manzara görelim bakalım’ diyerek, hepsini Hilton’a davet etti. ‘Hem oteli görmeyen bizler de görmüş oluruz…’

 

 Bir hafta sonra, Linda, Rakel, Carmen, Sarin ve Serina; yine akşamüstü saat 17:00 civarında, La Gardena Cafe’ye oturmuşlar, çaylarını içiyorlardı. Hava da şanslarına çok açık, pürüzsüz ve manzara dolayısıyla muhteşemdi. İki saat kadar sohbet edip, zamanın nasıl geçtiğini anlamadılar. Saat 19:00’a doğru Carmen hesabı istedi ve tam kalkmak üzerelerken, garson Carmen’in yanına gelerek, ‘Efendim toplantı aynı yerde olacak, eşlik etmemi ister misiniz? Yoksa arkadaşlarınıza siz yolu gösterir misiniz?’ dedi. Yine ir şey anlamamışlardı, Carmen, ‘Hangi toplantı’ diye sordu ama sonra ‘Haaa tamam, doğru ya, ben yolu biliyorum, teşekküler’ deyip garsonu gönderdi. Carmen masaya doğru eğilip, ‘Yürüyün kızlar, yine burada bir şeyler var’ diyerek beşini de peşine takıp, geçen gün parti toplantısının yapıldığı alt kattaki salona indiler. Beş şık bayan, alt kattaki salona girerken, kapıda asılı olan, ‘Salatalık Sütlü Havilland Krem Türkiye’de’ yazısını gördüler. Evet bu kez de Havilland’ın yeni  ürün tanıtımına gelmişlerdi. Çok şık olan bu beş kadına da kimse bir şey sormaya cesaret etmemişti. Salon yine elinde tepsilerle gezen garsonlar ve ellerinde Havilland’ın yeni kremi olan hosteslerle doluydu. Bu tanıtım gecesi, saat 23:00’e kadar sürdü. Artık beşinin de kendi arkadaşlarına anlatacak yeni anıları olacaktı.

 

 Beşi de bu olanları kendi çevrelerie anlatınca, cesaretini toplayan birçok kişi, bazı akşamüstüleri Hilton’u adeta mesken edindi.

 

 Adeta komşusunu alan,  soluğu Hilton’da alıyordu. Bir yıl sonra Divan Otel’in açılmasıyla beraber, bu davet tutkunları, mekanlarını ikiye çıkardı. Ardından yıllar içinde Etap Oteli ve Sheraton’un da açılmasıyla, hem mekanları çoğalacak, hem davet ttukunlarının sayısında artış olacaktı…

 




Bu haber 259 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YEREL Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI YUKARI