Size, ‘Türkiye’de gastronominin kalbi nerelered atar?’ diye ir soru sorsam; azıcık bilgi sahibiyseniz; bana vereceğiniz ilk beş kent ismi, Gazantep, Şanlıurfa, Hatay, Adana ve İstanbul olur eminim..
Elbette, bu aziz kentlerimizin mutfak kültürü çok derin bir geçmiş ve çeşitliliğe sahip…
Hoş İstanbul, birçok ilin olduğu gibi, ilk dört ilintüm çeşitliliğin aynı anda barındırma özelliğine sahip bir özellik taşıyor ama, yine de gastronominin kalbinin attığı yerlerin başında…
Ama nidendir kimsenin aklına Ankara gelmiyor?
Diyeceksiniz ki Ankara’nın lezzet anlamında nesi var?
Topu topu ‘Ankara Tava’, biraz zorlasan ‘Beypazarı Kurusu’, ‘Çubuk Turşusu’, ‘Ayaş Yahnisi’ filân…
Ama öyle değil…
Ankara başkadır…
İddialı bir cümle olacak ama, bildiğiniz, tanıdığınız hemen hemen tüm tatların en lezzetlisi, Ankara’da yenilir…
(!!!!!!!!!!!!!)
********
1940lı yılların ortalarıydı…
Kahkamanımız, adlı bir genç…
Bir yandan okuyor, bir yandan ise; dayısı Hilmi Öz’ün Özen Pastanesi ki, Ankara’nın sütlacı, pastası ve poğaçası ile ünlü bir yeridir, orada çalışıyor…
1953 yılına gelinidğinde, Ankara’nın ilk meşhur yemekli-pastane büfesini açıyor…
Adını da ‘Piknik’ koyuyor…
** ** **
Bir benzeri yoktu Piknik'in. İstanbul'da kapanan Orman Lokantası'ndan Tanas Mastakas Usta'yı mutfağın başına aşçıbaşı olarak getirdiler, eşi benzeri olmayan mezeleri, şişleri, sandviçleri yolda yürürken herkesin birbiriyle selamlaştığı, en temiz giysileriyle ailecek dolaştıkları Kızılaylılara sunmaya başlamışlardı.
Ankaralılar ilk sosisli sandviçi, ilk Rus Salatası’nı, ilk Dilli Kaşarlı Sandviç’i orada yediler…
En az 15 çeşit sandviçi, bir o kadtar çeşit şiş kebabı ki, ‘Şiş Köfte’, Ankaralılar’a ilk burada tanıtıldı ve yedirildi; ne Adana Kebap ne de Urfa Kebap değildi…
Zaman içinde şarküteri reyonu da açıldı, 1986’ya kadar Ankaralılar’ın ve üst seğmen herkesin uğrak yeriydi…
O kadar ki, Ankaralılar ilk kokteyllerini burada içtiler, ilk ‘Bira-Rus Saltası-Patates’ üçlüsü burada sunuldu halka…
Bazen yer bulunmazdı…
1986’dra kapandı kapanmasına ama, namı unutulmadığı gibi, ismi de anı kaldı Ankaralılar’a…
Öyle ki, 1987-2000 arası Ankara’da çeşitli adlarla açılan büfelerin tamamına yakınının tamlayanına; ‘Piknik’ verildi
Ankara’nın tarihi lezzet mekânları tabii ki bununla sınırlı değil…
‘Goralı’ vardı misâl…
Ekmek Arası Soslu Sucuk Çorbası’ ve ‘Sosisli’si dillere destandı…
O da 1990lı yıllarda tarih oldu…
*****************
Benim de yemekten en keyif aldığım İnegöl Köfte’nin Bursa’yı geçtim, Türkiye’deki en iyi temsilcisi Cambo İnegöl meselâ…
Tunalı Hilmi Caddesi’nde 35 sene hizmet verdi…
O da şube açmış ve ana merkezi kapatmış…
Keza Cız-Bız Köfte’nin yien ülkedeki en iyi temsilcisi ‘Süha’, o kekikli muhteşem kömürde köfte; 40 metrekare dükkânda, günde abartısı 4 bin porsiyon köfte…
******************
Yine dünyanın en iyi İskender Kebap’ını kim yapar?
Kavaklıdrere’deki ‘Meşhur İskender’; öyle şimdiki uyduruk dönerci bozması gibi dondurulmuş etten değil; her gün taze etten ve kapkalın doyurucu et, bol sos, bol tereyağı, bembeyaz porselen oval tabakta servis…
******************
Hattâ Ankara; Türkiye’nin en iyi balık lokantalarının da halen bulunduğu yerdir, yerel mezesi yoktur lakin en lezzetli mezeyi de oralarda yersin…
******************
Ankara; gerçekten ülkenin en iyi lezzet duraklarının bulunduğu ilimizdir…
******************
Haydti arada kaynamasın; Emek’teki ‘Ciğer 52’ ve Yeşim Pastanesi ile, Ankara’nın her yerindeki ‘Kebap 49’u unutmayalım…
Bir dönem Ankara Lokantacılar Birilği’nin başkanının efsane Urfalım zinciri vardı, onu da unutmayalım…
*****************
Ankara lezzetler diyarıdır, Ankaralılar kıymetini iyi bilsin…