Esasen gazetecilerle pek de ilgisi olmayan bir gün ya…
Asırlık sansürün güya bitişi münasebetiyle, çok da uzun olmayan bir süredir ‘Kutlanan’ bir gün…
Neresi kutlanacaksa?
******************
Yıl 1984, aylardan Kasım’dı…
Lise 1. sınıf öğrencisiyim, sınıfımız inanın 107 kişi…
‘Öğretmenimiz ‘Zeynep’ diye bağırdığı zaman, beş kız arkadaşımız birden ayağa kalkıyor’ diye başladığım makaleme ki, o dönemin meşhur gazetesi Güney, ‘Güneş Okuru Diyor ki’ diye bir sayfa ayırırdı okurlarına…
Hani vardır ya bazı Türk filmlerinde, ‘Yazcam bunu gazeteye’ diey yaşlı bir adam nidası; ben 12,5 yaşındayken bu yazıyı yazınca ve yazı da yazdıktan üç ay sonra gazetede basılınca; olanlar oldu…
İlçe Milli Eğitim sorgusu filân, evi de aratmıyorlar; annem telaş içinde sokaklara düşmüştü…
Gazeteye her şeyin yazılamayacağnı ilk o gün öğrenmiştim…
*************************
Yine sene 1988, SSK’dan ilaç almanın zorluğunu dile getiren bir makale yazdım, hoooop bir küçük detaylı inceleme daha…
Daha da gazeteci olmama beş koca sene var…
Bu kez Milliyet Gazetesi’ndeydi yazım; ‘Söz Okurun’ diye bir gazete sayfasında…
*************************
Sonra 1993’te üniversite ile başladım gerçek gazeteciliğe, sayısız yazı dizisi, sayısız makale, sayısız haber; hattâ bir keresinde sür manşet, manşet, gömek haber, arka manşet, dördüncü sayfada iki haber, yazı dizisi ve makalemde de imzam çıkıncaı, beni müstari isim sanmışlar; mâlum milliyetçi tandanslı bir gazete ve isim de ‘Boğaç’ olunca, ‘Yok artık’ demişler, ‘Bir gazetede on imza birden çıkar mı?’ e çıkmaz aslında, editörün zevzekliği, hoş benim hoşuma gitmişti bu görgüsüzlük ama, yine de rekor kırmanın dayanılmaz haifiliği…
*************************
O dönemde de sayısız tekzib, itiraz ama gazeteciyim olur böyle şeyler…
*************************
201’de memuriyete atanınca, haliiyle siysi ve ekonomik habercilik sona erdi…
Zaman zaman gastronomi, zaman zaman ise kültür-sanat eleştirmenliği dışında bir şeyler yazmaz oldum, yazamazdım zaten…
*************************
Geçenlerde, bir gazeteci sivil toplum örgütünün, geniş kapsamlı bir kokteyline katıldım…
Mâlım, aktif gazeteci olmasak da, birçok eski dost var oralarda…
En az bin kişilik bir geceydi ve…
Gerek açık alanda, gerekse yemek alanında herkesin konuştuğu ortak konu şuydu:
‘Ya abi, sen şu dergiye geçtin mi? Ne kadardır işsizsi? Ne kadardır yazmıyorsun?’…
Gazeteciilğin sırlarını öğrenmemde Macit Soydan kadar, bana yardımcı olan bir ağayim olan Yaşar Ateşsoy’un bir sözü vardı:
‘Allah seçim kaybetmiş politikacı, işsiz kalmış gazeteci yapmasın kimyesi’ diye…
Memur olmasaydım da, gazeteci kalacağım diye diretseydim; önce pandemide bitmiştim, sonra da şu günlerde…
O kokteylde kelli-felli üstadlar da ya çalıştıkları gezeteden, dergide kovulmuşlardı, ya da üç kuruşa yazmak zorundaydılar…
*************************
Yani çalışan gazetecilerin sayısı, şu anda çalışmayana göre en az yüzde beş oranında…
İletişim Fakülteleri, neticede bir melsem okulu, her sene özel üniversiteler dahil, 15 bin gazeteci mezun oluyor; şu anda okullularla birlikte gazeteci sayısı, 1,5 milyondan fazla, peki kaçı akti çalışıyor, 20 bin var mıdır yerellerle beraber?
İyi ihtimâl varsa bile…
Çalışmayanların sayısı dağlar kadar…
*************************
Bu yüzdendir ki, Çalışan Gazeteciler Günü; kadük kalmıştır…
Yok hükmündedir…
*************************
Tabii çalışanların da kaçta kaçı gerçekten gazetecilik yapıyor; tartışılır bile demeyeceim; çoğu kopyala-yapıştır cinsinden…
Oysa çok eski hikayelerde dahi, gazetecilik bi üslup, bir kimlik, bir olgu değil miydi?
Bu yüzdendir ki; Çalışan Gazeteciler Günü; kutlu filân olmasın…