Bugun...


Aybüke Bafralıoğlu

facebook-paylas
EKİP-1/OTEL FARELERİ/6/
Tarih: 04-09-2022 20:42:00 Güncelleme: 04-09-2022 20:55:00


 

 

…… dündem devam ……

 

EKİP-1

 

 

OTEL FARELERİNİN

 

       GİZEMLİ HAYAT HİKAYELERİ

 

Boğaç Yüzgül – Kitap- 2020

 

 

 

Boğaç Yüzgül'ün Yeni Kitabı “Ekip” Yayınlandı - İstanbul Sanat Magazin

 

 

...... dünden devam ……

 

 

 

Taci Karatepe

 

(Full Davetiye)

 

‘…Dünya Ekonomi Forumu’nun İstanbul’da gerçekleştirilen ilk gün toplantısı sona ermiş, ‘Welcome  Reception’ için, dünyanın 121 ülkesinden liderler, ekonomi  bakanları, bürokratlar, işadamları ve bazı özel basın mensupları; Çırağan Sarayı’nın yolunu tutmuştu… Koruma araçları, sivil polisler ve yabancı  istihbarat görevlilerinin arasında geçen Taci Karlıtepe, taş kaldırımıl yoldan yavaş yavaş ilerledi ve Çırağan Sarayı’nın arka üst kapısının merdivenlerini tırmanıp, içeri girdi. X-RAY cihazını geçer geçmez, tören üniformalı ve kulaklıklı bir polis önüne çıkarak, ‘Hoşgeldiniz beyefendi, iyi akşamlar; davetiyenizi görebilir miyim?’, Taci, ‘Hay hay’ dercesine polisin yüzüne gülümseyerek, elini ceketinin iç cebine attı ve siyah zemin üzerine yaldız baskılı zarfı, polise uzattı. Polis zarfı aldı, inceledi; ‘Efenim, güveilk barkod kartınız?’, Taci yanıtladı; ‘İç kısmında, tartıklı haznesinden sökmedim’, polis davetiyeiy aldı, barkod kısmnı tırtığından kopartıp, elindeki led ışıklı özel cihaza okuttu. Cihaz yeşil ışık yakınca, polis davetiyeiy uzattı ve ‘Buyrun efendim, keyifli geceler’ dedi ve Taci; mermer merdivenlerden inerek, arka bahçede dünya liderlei ile birlikte içkisini yudumlamak üzere,  sarayın bahçesine indi…’

 

Aynı danışmanlık şirketinde 30 yıldır aralıksız çalışan Taci Karlıtepe, emekli olmak için kendisini henüz genç hissetse de, alacağı tazminat ile hem büyük kızını elendirecek, hem de oğlunun üniversite eğitimi için yapacağı masrafları destekleyecekti. Hatırı sayılır bir kıdem tazminat alacağı için, bir kısmını da bankaya faize koyacak, ikinci bir maaş almış gibi ömrünün kalan kısmını biraz rahat yaşaacaktı…

 

Küçük kızı için düşünmesi ya da endişelenmesi gereken bir husus yoktu, zira küçük kızı 20 yaşına gelir gelmez, Türkiye genelinde podyumlara çıkan bir manken olmuş, kolejde öğrendiği iki lisan sayesinde bazı televizyonlarca da, program tekliflerinde bulunulmuştu…

 

Beklediği de bir akşamüstü kenid yarattığı bir fırsatla gelecekti…

 

Best Model Turkey’de ilk beşe kalan Arzu’yu, STAR TV’de ekonomi ağırlıklı bir programı sunmak için kanala çağırdılar ve Arzu hemen işe başladı. Haftada iki gün prgramı sunuyor, güzelliği ile de göz dolduruyordu. Beşinci programdan sonra, geç saatte, bilgisayaradn yabancı haberleir taramaya başladı. Roıthers’in ‘Flaş’ başlığı ile geçtiği bir haber, Türkiye sunucularına kısa ve öz yansımıştı ama haber ciddi bir haberdi, hemen işe koyuldu, Roıthers’in yabancı servislre geçtiği habere ulaştı ve bunu haber merkezine verdi. Mali politikalarla ilgili bu haber bir anda manşet oldu ve Türkiye’nin de gündemine oturdu.  Arzu bu haber sayesinde, Star TV’nin dış harbeler müdür yardımcılığına getiriliyordu…

 

Birçok ekonomi ya da diplomasi içerikli toplantının, etkinilğin, resepsiyonun, kokteylin bilgisi, davetiyesi; haber merkezinde bir Oguz Bey’e, bir de kendine geliyordu…

 

Ödül aldığı bir akşam, babası Taci Karlıtepe’yi de törenin yapılacağı Mowenpick Otel’e çağırdı. Taci, kızının ödül alacağı kaydıyla, tören alanına girdi. Tören alanında, Server Varanoğlu ile tanıştı. Server, ‘Ekkonomi.com’ adlı yayının sahibiydi,  Taci’nin ödül alacaklardan birisinin babası olması sebebiyle, daha yakın ilgilenmeye başladı. Neticede, haber yapacağı kişilerden biri ile ilgili daha fazla bilgi alabilirdi. Arzu, o dönemler herkesin yakından ilgilenidği bir kişiydi. Taci, geniş kapsamlı bir haber için, iki gün sonrasını önerdi. İki gün sonra da, Star TV’nin Hilton’da kuruluş gecesi vardı ve Server’i oraya çağırdı.

 

Server ve Taci, o günden sonra Taci’nin elde ettiği davetiyelerle en az iki yüz davete katılacaktı…

 

Peki Taci, bu davetiyeleri nasıl ele geçiriyordu?

 

Tabii ki kızı Arzu sayesinde, Arzu gitmeyeceği davetiyeleri babasına veriyor, olur da kenid gitse bile bilgisini babasına mutlaka söylüyordu…

 

Bu yolla da,Taci, kızı evlenip, televizyondan ayrılana kadar, birçok davete gitti. Hatta birçok kişinin de yegane aradığı kişi olmayı da başarmıştı, zira bu sayede birçok kişi, basın mensubu kisvesi, davetsiz ya da kaçak girdikleri yere direkt davetiye ile girme şansları vardı…

 

Birkaç yıl sonra Taci, bir kalp rahatsızlığı geçirerek, etkinilklere en az üç-dört yıl ara verdi. Bu rahatsızlığı sırasında, daha önce hergün ‘Kokteyl var mı?’, ‘Dvetiyen var mı?’ diye harıl harıl arayanlardan kimse aramayınca; ister istemez bu çevredeki herkese küstü…

 

Taci, nekahat devresini atlatıp yeniden davet ortamına dönse de, artık  eskisi kadar sık katılım sağlayamıyordu. Mizacı itibarıyla, birçok diğer ekip üyesinedn farklı olarak, dedikoduyu, abartılı yemeyi ya da içmeyi seven biri olmadığı ve dost canlılığı sebebiyle de birçok kişinin sevdiği, kimbilir belki de bilinçaltından  özendiği birisiydi…

 

 

--

 

 

---------------------------------------------------------------------------------

Hakan Alsancak

 

----İMPARATOR---

 

Annesinin akşamdan ütülediği sakız gibi beyaz gömleği itina ile ilikledikten sonra, gravatını bağladı ve ceketini eline alarak bahçeye indi. Dış kapıya doğru ilerlerken, dallarındaki kirazlar saçak saçak sallanan ağaca yaslanarak boğazı seyre koyudu. Çocukken iki kez ağaçtan düşmün iki kez de kolunu kırmıştı. Ama yine de bu gacın kirazlarına doyamamıştı. Beylerbeyi’nin en güzel okaklarından birinde doğup büyümek; herkese nasip olmayacak bir ayrıntıydı; ama küçükten beri kendisine musallat olan opsesif saplantılar yüzünden, çok uzun vadeli arkadaşlıkları olamamıştı.

 

O sabah Baskan Yayınları’nın matbaasınad ilk kez işe iş başı yapacak ve birkaç denemeden sonra ilk kez bir şirkete yayın yöneticisi olacaktı.

 

Günlük güneşlik bir hava vardı. Arnavut kaldırımlı yoldan bayır aşağı inerek, otobüsle Üsküdar’a geldi oradan da motorla Eminönü’ne geçti. Sonra da yürüyerek yarım saatte Cağaloğlu Nuruosmaniye SokakR’taki Baskan Yayınları’nın ana binasına geldi.

 

Kısa bir tanışma faslından sonra, patron; eline üç ayrı dizgi kağıdtı tutuşturup, tasihleri ve içerikleri incelemesini istedi. Yayınlar iki hafta içinde baskıya verilecekti ve yetişmesi gerekiyordu.

 

Mestan, ört gün gibi çok kısa bir sürede yaklaşık sekiz yüz sayfalık yayını okuyup tasihini yaptı ve baskı bölümüne teslim etti…

 

Karton fabrikasında mühür basmaktan çok daha keyifli ve kazançlı bir iş sahbi olmuştu ve kendini göstermeliydi…

 

Bir yılın sonunda, yayınevinin en çok konuşulan ismi olmuştu. Yayınevinin iki ortağından Emin Bey müdtür yardımcılığından istifa edince; Mestan; tartışmasız bu göreve getirildi…

 

Çabalarıyla iki yılın sonunda ise, matbaasına hemen her hafta iki ayrı kitap baskısı işi getiriyordu.

 

14 Mayıs 1974 günü yayınevinin posta kutusuna bir davetiye iletildi.

Davetiyede, yılın en başarılı matbaa ve yayıncılarına ödül verileceği ve BASKAN YAYINLARI’nın da u ödüllerden birini aldığı yazıyordu…

 

Yayınevi sahibi Baskın Aremoğlu; törenin yapılacağı 5 Haziran 1974 günü Almanya’da olacağınan törene katılma işi Hakan’a …

 

Hakan Alsancak, tören günü oldukça heyecanlıydı. Dağıtılacak sekiz ölüden biri onun elinde olacaktı. Yayınevinin ismi okundu ve patron orada olmadığından söz konusu ödülü vekilen kendisinin alacağı ilan edildi ve çıkıp ödülü aldı.

 

Kendisini ünlü bir sanatçı gibi hissediyordu.

 

Ödül almanın sarhoşluğunu,  tören sonrası verilen kokteylde şarabı fazla kaçırarak sürdürdü. O kafa ile çantasını, törenin yapıldığı Etap Otel Balo Salonu’nda unutup evine döndü.

 

Sabah ayıldığında çantasını unuttuğunu ancak fark edecekti…

 

Akşama doğru işten bir saat erken çıkıp, yeniden otele geldi. Kayıp ya da unutulna eşyaların bir ka altta bulunan bir odada sakladıklarını  söyleyen resepsiyon görevlisi, Mestan’ı bir  kat aşağı yolladı. Hakikaten de çantası orayadı, tam çantasın ıteslim alıp çıkıyordu ki, gözü yan koridorda duran bir afişe çevrildi. Afişte, ‘İstanbul Manifaturacılar Derneği 10. Yıl Kutlama Yemeği’ yazıyordu.

 

Bir anda hamle yapıp koridora daldı.  En fazla iki metrelik koridorun son bir salona açılıyordu. Salon kokteyl masaları ile doluydu ve birçok kişi vardı. Tam salona girmişti ki bir garson yanına gelip elindeki kanepe tepsisini uzattı, Hakan, bir şeyler alıp bir de içecek istedi.

 

Böylece Hakan, artık bu tip davetlerin nasıl müdvimi olunacağı yolunda ilk adımı atmış oluyordu.

 

Emekil olduktan sonra ise, kelimenin tam manasıyla ‘Ekibe Üye Yetiştiren Eğitmen’ sıfatını alan bir isim olacaktı…

 

16 Mayıs 1993 tarihinde, The Marmara Oteli’nde Dünya Sigortacılar Günü münasebetiyle, bir gece  düzenlenmişti. Her zamanki gibi grantualet giyinen Hakan Alsancak, resepsiyonun başlama saatinden 10 dakika sonra kokteylin verileceği salonun kapısına geldi. Kayıt masasına, Ray Sigorta bölge temsilcisi Berkan Sancaktar ismi ile kayıt yaptırdı. Salonda az yer kaldığı için, orta sıralarda tek kişinin durduğu bir masaya yanaşıp, müsait olup olmadığını sordu. Genç adam, ‘Elbette buyrun’ diyerek, Alsancak’a eli ile işaret ederek masaya yanaşmasında bir sıkıntı olmayacağını belirten bir bakış attı. Birkaç dakika sonra, içecek servisi başladı, genç adam elinde içki tepsisi olan  bir garson çağırarak, ne içebileceklerini sordu. Garson, yerli ve yabancı her türlü içeceğin olduğunu söyleyince, genç adam şarap istedi, Alsancak’ a dönerek ne içeceğini sordu, O da bira istedi. Sohbete başladlıar, ‘Siz de mi sigortacısınız?’ diye sordu Alsancak, ‘Evet, aslında yeni başladım, çok yeni; ofisten arkadaşlar geliyordu, ben de onlara eşlik ettim’, ‘Güzel’ dedi Alsancak, ‘Adınız nedir?’, genç adam, hemen çantasından kartını çıkartıp uzattı, ‘Devrim Okay Kaftan, ya siz?’, ‘Hakan’ dedi  Alksancak, ‘Hakan Alsancak, ama kayıt verirken mahlasımı kullandım, bir ara yayıncılık yaptım da’, ‘Anladım’ dedi Okay, sohbet ilerleyen saatlere kadar sürdü gitti. Baktı ki kafa dengiydi Devrim Okay Kaftan, ‘Yarın akşam da yabancı sigortacılar için, Ray Sigorta’nın gecesi var aynı burada, gelmek istersen beni cep telefonumdan ara, buluşuruz’ dedi Alsancak, ‘Benim henüz cep telefonum yok, çok pahalı, Aselsan düşünüyorum, onlar en uygunu, kısmet, seneye ucuzlarsa alacaım ben de bir tane’ karşılığını verdi Devrim Okay, ‘Sorun değil’ dedi Alsancak, ‘İster dışardan cep telefonu arayabileceğin bir yerden ararsın, ister yarın akşam 19:15 gibi, heykelin önünde buluşuruz’, anlaşıp  salondan  beraber çıktılar.

 

Ertesi akşam, tam saatinde heykelin önünde buluşup, yien aynı salona geldiler. Alsancak, Kaftan’ın hareketlerini inceliyordu içten içe. Baktı ki, ortama uyum sağlıyor, içip içip cıvıtmıyor, efenid giyiniyor; o gündten sonra, Kaftan kenid kendine yetecek ve kokteylleri kendi bulacak seviyeye gelene kadar sürekli beraebr gezdi, O’na ortamalrı öğretti…

 

 

****************

İstanbul Sanayi Odası’nın sergi salounda bir sergi açılışına gitmek üzere, havanın güzçelliğini de fırsat bilerek yürüyordu Hakan Alsancak… Taksim Meydan’a az kala, bir anda ilginç bir durumla karşılaştı. Genç, çantalı ve takım elbiseli bir kişi, Taksim Mc. Donlad’s’ın açık alanında duran tepsilerde artık olarak duran kağıtlar arasında kalmış ısırılmış bırakılmış hamburger parçaları, klamış biri iki parça patates kızartmalarını yiyor, bardaklarda kalan artık ne kaldıysa kola ya da fantaları iiçyordu. İçi acıdı, yanına gitti, ‘Delikanlı, bak param yok ama açsan benle gel, yiyeceği bol bir yere gidiyoruz’ diyerek genç adamı koulndan tutup, yanına kattı. Hızla yürüyüp, İstanbul Sanayi Odası’nın sergi salonuna çıktılar. İkramlar, servis masalarına dağılmıştı, zengin ibr ikram yapılkmıştı. Soğuk mezeler, kanepeler, sebzeler ve meyve parçacıkları; Alsancak, ‘Al şimdi istediğin kadar ye, hiç artık yenir mi?’ deyince, ‘Ama ben artık yemezsem duramam’ karşılığını aldı. Alsancak analm veremid, ‘Adın ne senin?’, ‘Tuncay’  dedi  genç adam, ‘Tuncay Işık’… ‘Bak’ dedi Hakan Alsancak,’Öyle artık karıştırarak, dilenci gibi olmaz. Sen takıl bana, ben seni her akşam ir yerlere getiririm böyle, ama söz ver; bir dha atık ya da artık karıştırmayacaksın…’

 

***************

 

Özellikle kokteyl ortamında  tanışıp, ‘Kenid Çevresinedt Durmaya Layık Gördügü’ kişiler arasında, kendisine, ‘İmparator’ denilmesini isteyen Hakan Alsancak’ın hazin bir de perde arkası yaşantısı vardı. 1990lı yıllarda babası ölen Hakan Alsancak’a kardeşleri kötü bir oyun oynayacak, psikolojik durumunun bozukulğunu kullanarak,  sahte bazı evraklra imza attıracak, iyi sayılabilecek bir imrası elinen almışlardı. Hakan Alsancak’ı da, babasının sağlığında köşkün bakımı ve bahçe işlerini gören bahçıvan ve kapıcıların kaldığı müştemilatta yaşamaya mecbur bırakmışlardı. 85 metrekarede bir odası bir salonu bulunan müştemilatın, mutfak-tuvalet aynı giriş  bir alanı da vardı ama, Alsancak, yazılı olarak ne buluyorsa evine istifliyordu. Eski gazeteler ve eski kitaplar ilgi alanıydı, okumasa da alıyor, topluyor ve biriktiriyordu. 2014 yılında, bir beyin kanaması geçirerek hayatını kaybedten Alsancak’ın evinden,  öldükten sonra 30 bine yakın esik gazete,  mecmua ve kitap çıktı. Ne yazık ki kalan ailesi, o kitap, gazete ve ergileri, bir kağıt hurdacısına hurda fiyatna sattı.

 

 

 

 

 

Efserinisa Öncü Artürk

 

'Kraliçe Efserinizabeth'

 

‘’Annem Köksal Toptan’ın öğretmenidir. Ben de Aydın Doğan ile Fikret Orman’ın hocasıyım Mimar Sinan’dan. Bu davete en çok benim katılmam lazım. En çok ben hak ediyorum…’

 

Mirgün, kapıan içeri girer girmez, en arkada bulunan masaya yöneldi. İki gündür haber alamadığı Öncü’yü orada bulacağını biliyordu. En azından temenni ediyordu. Evet, Öncü oturuyordu. Aslında oturmuyor, bir elinde çay bardağı, bir elini şakağına dayamış uyukluyordu. Karaköy Murat Pastanesi, sabahları yegaen kahvaltı noktalarıydı. Evden kahvaltı yapmadan çıkan öğrenci ve hocalar,  muhakkak surette, sabahalrı her daim sıcacık poğaçası ile ünlenmiş Murat Pastanesi’nde buluşur, çay-poğaça muhabbeti yapıldıktan sonra, akademiye  giderlerdi. ‘Uyan uyan’  diye seslendi Mirgün, Öncü, ‘Hiç uyumadım iki gündür, biliyor musun’ diye samimi bir ifade ile uykulu uykulu arkadaşını masaya oturması yönünde eli ile yanına çekti.

 

Üniversiteye uzman olarak gireli, yaklaşık üç sene olmuştu. Ama öğrenciliğindeki yaramazlıkları, aynen devam ediyordu. Babası ile de kaç yıldır bu yüzden arası hiç yok gibiydi. Daha öğrenci olur olmaz, İstanbul’da ne kadar sol grup varsa irtibata geçmiş, başka okul bile olsa, hiçbir eylemi kaçırmaz olmuştu. Aslında zengin ve şımarık büyümüştü. Bu nedenle de babasına göre, sol fraksiyonlara yakın olması anlamsızdı. Aklının başına gelip, vazgeçeceğine olan inancı tamdı. Ta ki o güne kadar… Mimar Sinanlı öğrenciler, eşit eğitim hakkı talebi ile bildiri dağıtmak üzere, okul girişinde toplanmışlardı. Başka okullardan da destek gelmişti. Bu nedenle de okul bölgesine jandarma sevk edilmişti. O gün okul bölgesine gelen jandarma birliğinin başında, yien o gün karargahta nöbetçi olan Kurmay Albay Halil Artürk bulunuyordu. Öncü’yü öğrencler arasında görünce beyninden vurulmuşa döndü. O gün nezarete aldıkları öğrenciler arasında, maalesef Öncü de vardı. Torpili ve toleransı sevmezdi, çaresiz kızını da  şubeye çektiler. Tabii sabah salıverildiler ama, babasının nevri bir kez dönmüştü. Bu gibi durumlarda, babası ile çok defa daha karşı karşıya kaldı. Ama bildiğinden şaşmıyordu. Güzel bir kızdı, okuldaki birçok erkeğiniç çekerek baktıkları bir kızdı. Hatta aynı okulda okuyan ENKA’dan Sadi Gürçelik’in  öz yeğeni İhsan, bizzat kendisine evlenme taahhütü ile talip olmuş, ama Efserinisa, aşkla kaybedecek vakti olmadığını, yapacak daha önemli işleri olduğunu ileri sürerek, bu iyi kısmeti geri çevirmişti…

 

Mirgün masaya oturdu, Öncü’nün başını  okşayıp, babası ile barışıp barışmadığını sordu. Öncü, hayır anlamında başını salladı. Uykusuzluktan perişen bir haldeydi.

 

Polisin eşgalini alıp almadığını bile bilmiyordu. Bir gece önce de eve gitmemiş, kaçak göçek teknik liseli öğrencilerin evinde sabahlamıştı. O gün okuldta büyük eylem vardı ve içeride bazı bildirileri organize etmesi lazımdı.

 

 

 

Cesaretini topladı ve okula geldi. Birinci kattaki odasına çıkıp, eşyalarını yerleştirdi ve soluğu kütüphanede aldı. Okulda kendtisien yardım eden tek üst düzey kişi, bölüm başkan yardımcısı Nebil Hoca’ydı. Bildiriler, Meydan Larousse’nin 4. Cildi içine gizlenmişti. Kalın ansiklopedinin kapağını açtı, kamufle edilmiş bildirileri aldı, etrafını kontrol etti, ders çalışan üç-beş öğrenciden başkası yoktu. Bildirileri dosyasına yerleştirip, kütüphaneden çıktı ve odasına yöneldi. Tam odasına girmişti ki, arkadan iki takım elbiseli adam kendisi ile beraber odaya dalıp, ‘Efserinisa Öncü Artürk?’, diye sislendiler, dönüp, ‘Benim, buyurun’ dedi Öncü, ellerindeki kaıtları gösterip, odayı ve üstünü arayacaklarını söylediler, zaten söyler söylemez de müdahaleye başlamışlardı, elindeki  dosyayı kapar gibi alıp, içine baktılar; bildirileri görünce de, ‘Kanun namına sizi tevkif ediyorum’ diyerek kelepçeyi taktılar ve orta koridordan geçerek, yan kapıda  beklemekte olan minibüse bindirdiler. Minibüse bimdiğinde gözlerine inanamadı. Zira Nebil Hoca’yı da almışlardı.

 

 

 

Sahilden devam ederek, Sarıyer’e doğru bir müştemilattan bozma karakola getirildiler.

 

 

 

Kendisi gibi çeşitli üniversitelerden toplanmış 43 kişi daha vardı. 11’i kendisi gibi üniversite personeli, 32’si ise öğrenciydi…

 

 

 

15 gün nezarete birçok sorgudan geçtiler. Sonuçta herhangi bir örgütle bağlantısının olmadığı anlaşıldı, ama psikolojisi fena bozulmuştu…

 

 

 

Ama kendisini bekleyen asıl sürpriz, bir yıl sonra yapılacak olan Yrd. Doç’luk sınavları sırasında yaşanacaktı.

 

 

 

Efserinisa Öncü Artürk, sınavdan 87 puan alarak, Mimari Dizayn Bölümü’nde akademisyenlik için ilk aşamayı geçti. Ancak mülakatta, kendisine, ilmi bilgilerden çok, geçmişte, özellikle de bir sene önce yaşadığı sorgulamalar soruldu… Bunun kanuni olmadığını söylese de, mülakatta elediler ve uzan olarak çalışmaya devam edebilecekti.

 

Tabii birkaç karşı dava açmış olsa da, fayda etmedi. Tam umudunu, olası bir afa bağlamıştı ki, 12 Eylül 1980 askeri hareketi ile işler iyice sarpa sardı…

 

Askeri yönetim ilk günden itibaren üniversitelerde kıyıma başladı. İçeri alınanlar oluyor, kademeleri durdurulanlar oluyor ya da erkenden emekli edilenlerle karşılaşılıyordu. Babasını da o arada emekli ettiler, ancak bbasının kendisine son bir iyiliği olacaktı, o da en azından hiçbir zarar görmeden, bu süreci atlatacaktı. Ama başaramadı, Öncü; beş yıl boyunca, iki-üç ayda bir, sorgulara alınacak, en azından sürekli olarak ifade vermek zorunda kalacaktı…

Kısa süre sonra da, babasını kaybedince, psikolojisi iyiden iyiye bozuldu…

Öyle ki bazen ders aralarında panik-atak durumuna geçiyor, öğrencileri sakinleştiriyordu…

Bir gün sert bir kriz sonrası, okul yönetimi, ayrıntılı bir sağlık taramasından geçmesi konusunda bir karar alınca, psikolojik durumu ile ilgili ibr rapor almak zorunda kaldı. Sonuç ürkütücüydü, zira teşhis, ‘Duygu Durum Bozukluğu’  idi. Üniversite yönetimi, henüz fazla yaşlı olmadığı için, malulen emekli etmedi ama artık derslere giremeyecekti.

Bu son  durum, psikolojisini daha da alt-üst edecekti… Durum böyle olunca, iyi gün dostları da birer birer yanından uzaklaştı…

Artık hafta içi okul çıkışı direk eve geliyor, teyzesi ve annesi ile beraber bazen ev gezmeleri bazen ise Bakırköy Meydanı’na inerek çarşı-Pazar gezmeleri yapar olmuştu.

Bir hafta sonu, Harbiye Orduevi’nde  akşamüstü çayı içerlerken, bir zamanlar babasının da  yakın arkadaşı olan Albay Müfit Azerioğlu, ‘Efserinisa, haydi bu akşam benimle takılın, hemen yanad Hilton Oteli’nde, Kıbrıs’ın Milli Gün Kutlaması’ var, ben davetliyim, birlikte gidelim isterseniz. Bir şeşler içersiniz, kafanız dağılır’ diyecekti…

Annesi ve teyzesini ikna etmek  zor olmadı.

Hep birilkte orduevinden  çıkıp, Hilton Oteli’ne girdiler.

 

Üniversitede okurken bir kez daha bu otele gelmişti. Ama o zaman, Kübalı bir yazar grubunun semineri için iki gün arka arkaya konferanslara katılmıştı. Güzel bir otel olsa da, ideolojisi gereği, kapitalizmin yuvalarıydı bu tip yerler, gidenler burjuvaziydi, zengin takımıydı… Hoş kendisinin de küçükten beri hiçbir eksiği olmamıştı ya, hatta bir eli yağda bir eli balda bile büyümüştü…

Otelin alt katına itip, resepsiyonun verilidği salona girdiler. Ünlü birçok isim de oradaydı. Hatta belediye başkanı Bedrettin Dalan bile gelmişti. Efseirnisa, hemen yanına gitti, merhabalaştılar. Dalan, tanımasa da güleryüzle onu kucaklayınca, basın danışmanı da, fotoğraflarını çekti. Gece boyu daha birçok kişi ile böyle karşılaması oldu.

Saat  22:45 sıralarında, oteldten ayrılmak üzerelerken; Öncü’nün gözü, ertesi sabah tarihli bir afişe takıldı. Afişte, ‘Dünya Dekoratif Mimari Konferansı’  yazıyordu. İçindten, mesleki olarak buraya katılıp katılamayacağını düşündü. Belki de üniversiteyi kullanarak işi kolay hale getirebilirdi.

Öyle de oldu, ertesi sabah kendisini, üniversitenin öğretim üyesi olarak kaydettirip, toplantıya girdi. Üstelik bu kez annesi ve teyzesi de vardı. Gün boyu, toplantıyı dinleyip, çay kahve molalarına katılıp, öğle yemeğini yiyip, akşam da kokteyline girdiler…

Bu durum, bundan sonra başlayacak olan sürecin de ilk adımıydı. Efseirnisa, o günden sonra, otuz yıl aşkın bir süre, bu şekilde sayısız toplantı ve kokteyle katıldı…

Teyzesi ölene kadar, annesi ve teyzesi ile, annesi ölene kadar da annesi ile geldi buralara…

Öyle ki 80 küsur yaşındaki annesi ile otel otel geziyor; birçok yere alınmamasına rağmen, annesinin esik bakanalrın, kendisinin de hali hazırdaki siyasetçilerin hocası olduğnu iddia ederek, kavga dövüş o toplantılara katılıyordu…

Kitap basılmaya hazır hale geldiğinde annesi vefat etmiş olan bu güzidte ekip üyesi; halen etkinliklerin en bilinen ismi olarak  karşımıza çıkıyor…

 

-----------------------------------------------------------------------------------

Vedat Karagöl

 

‘… Güvenilk görevlileri, arka bahçeden gelen çocuk ağlaması üzerine, koşa koşa arka bahçeye  doğru yürümeye başladı. Ses, trafonun muhafazası olan teli devasa  kafesin içinden geliyordu… Kafese yaklaşıp kapıyı açtılar. Kucağında kedi olan çocuğu dışarı çıkardılar. Ali çocuğu hemen tanıdı; ‘Aman Allahım, bu bizim Nermin Abla’nın oğlu Vedat değil mi?’…

 

Telefondaki müfettişe derdiin anlatmaya çalışan okul müdüresi Ritkat Elçin, müfettişin ısrarlı tavrından sıkılmıştı, ‘Hocam, annesi turnedeymiş, döner dönmez konuşacağım. Hatta çağırttığınızı söyleyip, yanınıza gelmesini de sağlayacağım’ diyerek geçiştirmeye çalıştı. ‘Gerek yok müdüre hanım, ancak bir daha okulunuzdan böyle rezalet duymak istemiyorum. Siz haddini bildrin’dedi  müfettiş ve telefonu kapattı…

 

Ritkat Hoca çok sinirlenmişti. ‘Okul bahçesinde öpüşmek de ne demek Vedat?’  diye sordu. Nasip Hoca yemiş, içmemiş ilçe milli eğitime yetiştirmiş, onlar da müfettiş görevlendirmişler. Adamı okula gelmemesi konusunda zor ikna ettim. İkinize de ceza vermeyeceğim. Ama bir daha olmasın, olmasın’…

 

Aslında Vedat’ı da, Keriman’ı da çok seviyordu.  Kaldı ki her ikisinin ailesi de okula en çok bağış yapan ailelerdendi. Vedat’ın  annesi de, babası da tiyatrocuydu; üstelik annesi ünlü sanatçı Şükran Moray’ın dublaj sesiydi. Bütün çocukluğu, kâh tiyatro salonlarında, kâh lüks lokantalarda, kâh ise Hilton ve Sheraton Otel’de geçmişti.

 

Sabah kahvaltılarını bazen Ayten Gökçer, bazen Tijen Par, bazen ise Abdurrahman Palay yediriyordu, zira annesi genelde dublajda olurdu o saatlerde…

 

İlkokulu, hatır gönül zar zor, devamszıılk yapa yapa bitirmişti. Şişli Koleji’ne de, yüklü bir bağışla girdiği için adeta dokunulmazlığı ar gibiydi. Yaşına göre çapkınılklar, okuldan kaçıp sinemalara gitmeler, okulda züppe çeteleşmeler; çoğu zaman okul yönetimince mazur görülürdü…

 

Çocukluğundan itibaren gazeteci olmak en büyük tutkusuydu. Ortaokul ve lise yıllarında, okul gazetesini hep o çıkardı. Duvara asıla pano şeklindeki gazeteye, anne ve babasının ne kadar snatçı arkadaşı varsa resmini ve röportajını koyar, bu resimler zaman zaman mayolu ya da çok da ortaokul seviyesinde olmayan fotoğraflar olurdu.

 

Ama babası, insan psikolojisini iyi bildiği için, Vedat’ın bir işte çok tutarlı olamayacağını anlamıştı. Bu nedenel de turizmci olmasını istiyordu. Usulen giridği üniversite sınavını kazanamayınca, Ankara Sanat Tiyatrosu’ndan yakın arkadaşı Kenan Işık’ın aynı adlı kuzeni Kenan’ın yanına göndermeye karar verdi Vedat’ı…

 

Kenan, Londra’da bir otelin genel müdürüydü. Resmen on yılda komilikten yükselmiş, Avrupa çapında tanınan bir turizmci olmuştu…

 

Vedat, yaz tatili sonrası, Londra’ya gitti. Kenan sayesinde, kolejden lisan da bildiği için; burslu olarak The School of Tourism Quality’e girdi. Hafta sonları da Lonodn Continental Hotel’in mutfak ve bar kısmında çalışıyordu.

 

Okulun ilk yılını kendisinedtn beklenmeyecek derecede başarılı geçmesi ve çalıştığı otelde de ‘Kaşeli Kadrolu’ olması nedeniyle, babası, parasını göndererek; Kenan’a Canon marka yarı profesyonel bir fotoğraf makinesi aldı. Kenan, haftada bir kez de  bir makara film alıyor, boş zamanalrında fotoğraf çekmesi için ona izin de verdiriyordu.

Bir akşamüstü, otelin penceresinden makinesiyle dışarıyı zumluyor, etrafı seyrediyordu. Bir anda acı bir  fren sesiyle, caddeye doğru döndü. Freni patlayan çift katlı otobüs, traiğe kapalı olan Tyrene  Power Parkı’na daldı, birçok insanın da yaralanmasına sebep oldu… vedat, içgüdüsel olarak, parmağını deklanşörde tutmuş, olayı 21 kare halinde  kare kare görüntülemişti. Film makarasını aldığı gibi otelden dışarı çıktı. Arka caddeye geçip, Hüriyet Gazetesi’nin  Londra Temsilciliği’nin  bulunduğu binaya gitti. Kapıdan  gibip, büro şefine durumu anlattı. Büro şefi hemen İstanbul’u bağlattı, ancak İstanbul, sayfaların doluluğunu gerekçe göstererek, haberi fotoğrafsız geçmelerini istedi. Büro şefi Cengiz Kırca, Vedat’ı, Günaydın’ın bürosuna yönlendirdi. O da aynı cadde  üzerindeydi. Koşa koşa oraya  gitti. Bu kez ilgilendiler ve hemen filmi banyoya gönderdiler.

 

Banyodan gelen film, tam bir şaheserdi. 36 kare filmin, 30 karesi olaya aitti ve neredeyse tamamı bir film şeridi gibi olayı görselleştirecek kapasitedeydi. Metni, Anadolu Ajansı geçmişti ama fotoğraf, akşam 22:20 uçağı ile İstanbul’a ulaştırılack ve detaylı bir şekilde ancak bir gün sonraki gazeteye yetişecekti…

 

Vedat’a teşekkür ettiler ve giderken de sekiz makara film vererek, güzel bir jest yapmayı da ihmal etmediler…

 

İki gün sonra Günaydın Gazetesi, haberi; ‘Dış Haberelr’ başlıklı dördüncü sayfasında yayınladı. Footğraflar ise, Vedat Karagöl imzası ile yayınlanmıştı. Bu Vedat’ın ilk imzası oluyordu…

 

Bir buçuk sene sonra okulunu bitiren Vedat, İstanbul’a döndü. Ancak hemen askere alındı.

 

Askere apar topar da alınsa, babasının yakın arkadaşı sayesinde, acemilğini de ustalığını da Cumhurbaşkanlığı Merasim Bölüğü Konuk Ağırlama’da yaptı. Hem lisan bildiği için, hem turizm-otelcilik deneyimi olduğu için, irekt olarak Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in baş garson erlerinden biri oldu. Bu sayede de, diplomatik konuklar ne yiyorsa onları yedi, adeta yediği önünde, yemediği ardındaydı…

 

Askerlik dönüşü, Antala’ya Kemer’e bir hafta tatile gitti. Kemer Marine Hotel Müdürü, Sinan Seray, kendisi ile aynı okulda okumuş, sonra dünyanın birçok otelinedn çalıştıktan sonra, genç yaşta yönetici konumuna gelmişti.

 

Vedat, otele gelir gelmez, Sinan Seray’ın odasını sordu ve oraya yönlendirildi…

 

 Sekreteri, dahili hatan, kendisinin geldiğini bildirdi, daha sonra da hemen kabul etmiş olacak ki, Vedat; müdürün  odasına girdi. Masanın kapıya göre sağ tarafında, bir kişi oturuyordu. Sinan, Vedat’ı boş olan sol taraftaki iskemleye oturttu.

 

‘Hemen sizinle ilgileneceğim. Özkan Beyle bir konu konuşuyorduk’ diyerek suyundan bir yudum aldı, masanın sağında oturan adam, ‘Tamam o zaman Sinan Bey, ben taslağı itirir bitirmez, size iletirim, sonra da eklemeleri varsa yapar, yayına geçiririz’’ diyerek ayağa kalktı ve Vedat’ı başı ile selamlayarak odadan çıkmak üzerke kapıya yöneldi. Sinan Seray, ‘Bir dakika’ diyerek adama bir zarf uzattı. ‘Kalanını da yayından sonra takdim edeceğim’ dedi, el sıkıştılar, adam oddan çıktı…

 

 

Hemen ardından, Sinan Serkay, sekreteri aracılığıyla  house-keeping’ten bir personel çağırttırarak, Vedat’ı uygun bir yerleştirilmesi talimatını verdi…

 

Saat 19:00 gibi, Vedat; akşam yemeğini yemek üzere büyük salona indi. Kendisine önce güzel bir meze tabağı hazırladı. Bol ezme, bol patlıcan salatası, iki-üç büyük parça sert beyaz peynir, zeytinyağlı dolma, patates salatası, köz biber, ayrı bir tabağa haydari; sonra da bir duble rakı isteyerek masasına oturdu. Yaklaşık on dakika sonra, çalan müziğe dalmış bir haldeyken, ‘Merhaba’ diyen birinin sesiyle irkildi. Başını kaldırdı, öğlen Sinan Seray’ın odasında gördüğü kişiydi. ‘Merhaba, yalnızsanız sohbet etmek isterim’ dedi adam, Veat ta tabii olur anlamında başını sallayarak karşı sandalyeyi gösterdi. Adam, ‘Ben de bir rakı söyleyeceğim ama sadece peynir alacağım, dedi ve garsonu çağırdı, ‘Bir duble sert rakı, tabii su; ikisi de bol buzlu ve biraz da beyaz peynir istiyorum…’

 

Garson sıparişi getiremk üzere uzaklaşırken, adam  Vedat’a doğru dönerek, ‘Bu arada tanışmadık, Özkan Kuzum ben, gazetci ve reklamcıyım’, der demez Vedat’ın gözleri  parladı, ‘Öyle mi, ben de Vedat, turizm eğitim aldım ama hep gazeteci olmak istemişimdir’, ‘Herkes olmak ister’ dedi Özkan Kuzum, ‘Yok yok öyle heves değil’ dedi Vedat, ‘Hatta Londara’dayken, bir kaza görüntüsü yakalardım, Günaydın kullandı, aydı bir kez falan da haber geçtim onlara’ diye de ekledi. ‘Bizim işimiz tam haber değil aslında’ dedi Özkan. ‘Daha çok tanıtım bazlı haber yapıyoruz, bazı bildik mecralarda da yayınlıyor, basıyoruz’, ‘İlan gibi’ dedi Vedat, ‘İşte yani’ dedi Özkan da, sonra da oradan buradan konuşup odalarına çekildiler…

 

Ertesi sabah Vedat kahvaltıdan  sonra havuza gitmek için mayosunu giymek üzere odasına çıktı. Üzerini değişip havuza indi, biraz yüzdükten sonra, havuz bardan ‘Vişne-Votka’ yaptırıp şezlonga uzandı. Üç saate yakın yerinen kalkmadan dinendi. Otelde öğlen yemeği yoktu, bu yüzden dışardan bir yerlere gitmek gerekiyordu. Yine odasına çıktı, spor bir şeyler giydi, otelen çıkmak üzereydi ki, arkadtan Sinan Seray’ın seslendiğini duydu, ‘Vedat Bey, Vedat Bey’, döndü, ‘Durun lütfen, ben de Kemer’e iniyorum, bankadta bazı işlerim var, bir de güzel bir balıkçı var. Orada size bir lagos buğulama ısmarlayayım, buranın hayli meşhurdur, Ege usülü yapıyorlar’ , ‘Peki rahatsız etmeyeyim sizi’ dedi Vedat, ‘Olur mu hiç ben sizi davet ediyorum’ sonra da Sinan Seray’ın arabasına binip Kemer’e doğru ilerlemye başladılar.

 

‘Ya şu dün benim odada oturan adam vardı ya’, ‘Özkan BeyR’ dedi Vedat, ‘Akşam tanıştık’; ‘Evet O, bizim  tanıtım reklamımızı yapacaktı, güzel bir metin yazmış, küçük bir ekleme yapılacaktı, nasıl olsa daha burada diye akşam acele etmedim’, ‘Eee’ dedi Vedat, ‘Sabah acilen işi çıkmış e çok erken saatte oteltedn ayrılmış, hoş haftaya geleceğini söylemiş ama, keşke haftaya kadır basım işi tamamlansaydı’, ‘Olmadı yarın İstanbul’da matbaadan ya da ofisinen ararsınız’ dedi Vedat, ‘Aslında çok da irtibat numrası yok, ikinci gelişiydi otele, konuşmuştuk, bir taslak hazırladı, hoşuma gitti, fiyatta  da anlaştık, öyle yani…’

 

**********

 

Bir buçuk hafta sonra, Vedat oteldten ayrıldı. Gideken Sinan Seray’a da veda etti. Sinan Bey ise gözü yolda, Özkan Kuzum’un gazetede yayınlamak üzere hazırlayacağı projeyi bekliyordu, zira bayrama bir ay vardı ve ne kadar erken yayınlansa o kadar iyi olurdu. Zaten ilanın yarı parası 800 milyon TL’yi  vermişti. Gelmeden de yayınlar, yara parasnı da istediği zaman gelip alırdı…Ame ne gelen oldu, ne de giden…

************************

 

Vedat, iki sene kadar Sheraton Otel Roof Bar’da müdürlük yaptı. Ama aklı fikri gazetecilikteydi. Otelde geceye geçerse, gündüz rahat rhaat gazetecilik yapabilirdi. Bunun için de Günaydın  Gazetesi’ni gitti, başvurdu ve yerel haberler yapmak üzere kaşeli olarak gazete ile anlaştı. Bazen gazete onu yönlendirecek, ya da o kendi bulduğu özel haberlerle çalışacaktı. Bir yıl sonra, Vedat’ın  haberciliğini beğenen gazete yönetimi, ona hem kadro hem de Kent Habeler Müdürülğü’nü verdi. Artık otelden ayrılacak, tüm zamanını gazeteciliğe ayıracaktı…

 

***********

 

Bu arada siyasette de sular iyice ısınıyordu. İstifaların yanı sıra, yeni parti kurma çalışmaları da hız kazanmıştı… Eski bakanlardan İhsan Bilal Gezer de, Yeniden Oluş Partisi adlı bir parti kurdu. Haliyle de her ilde teşkilatlanıyordu. İstanbul teşkilatlanması için de, Maltepe ilçesini üs olarak seçmişti, bu amaçla da bir basın toplantısı düzenleniyordu. Gazete yönetimi, bu toplantıya Vedat’ı gönderdi. Toplantı, Maltepe’de ofis olarak kiralanan bir binanın en  üst katında yapılacaktı. Gazeteciler, İhsan Bilal Gezer ve ekibini beklerken, salona gelenler arasındaki bir isim, Vedat’ı çok şaşırtacaktı. Zira partinin İstanbul Basın Sözcüsü ve Maltepe İlçe Teşkilatlanma Sorumlusu olarak ilan edilen ve kürsüde yerini alan kişi, Özkan Kuzum’dan başkası değildi… Kuzum dta salonu göz ucu ile tararken, hemen tanıdı Vedat’ı…

 

Toplantı sonrası yanına çağırdı, alt kata ofisine indiler. Oradan buradan konuşurlarken, Özkan; ‘Aslında benim hem turizm hem de basınadtn anlayan bir kiişye ihtiyacım vra’ dedi, ‘Bir yayın grbu oluşturuyruz, içinde gazete de var, dergi de var, turizm yazacağız, otellerle iritbata geçeceğiz, tatilde yapacağız, yemeye içmeye de para falna vermeyiz;hatta üste para da kazanırız…’

 

Vedat, bu işi Günaydın ile beraber yürütüp yüpütemeyeceğini düşündü bir an, bildiği kadarıyla, Günaydın’ın da herhangi bir turizm muhabiri yoktu. Özkan konuşmasını sürdürdü, ‘Ben artık ajansımla ilgilenemem, siyasette yoğun olacaım. Sen de gazetenle ilgili işleri dengelersin, günübibrklik haelf-selef ya da nöbet usulü işleri götürürüz. Yol parası sorunumuz yok, Antalya ya da Bodrum’a aistediğimiz kadar uçabiliriz, sponsorumuz var; randevu aldığımızda otellere ziyarete gideceğiz, yiyeceğiz, içeceğiz; gezeceğiz ve eğleneceğiz; paramızı da kazanacağız’, Özkan daha sonra aniden satine baktı,hemen korumasına seslendi ve şoföre arabayı hazırlatmasını istedi.

 

Vedat, bir hafta sonra, Özkan’ın ofisine gitti. Günaydın ile de anlaşmış, turizm bölgelernien haber geçecek ve bu sayede gazeteden kopmayacaktı. Özkan, ofise sabahtan gelmişti zaten, Vedat gelince de ‘Çok işimiz var abicim, akşam ilk seyahatimize çıkıyoruz, Bodrum’da üç ayrı otelle görüşeceğiz, haftaya da Antalya’ya gideceğiz’…

 

Bu seyahatlerin ardı arkası kesilmedi, her seferinde otellerle ve firmalrala görüşülüyor; imkanlarından faydalanılıyor, paraları alınıyor, ama çok da bir yerlerde yayınlanmıyordu…

 

Para verdikleri halde kendilerine  yayın gelmediğini söyleyenlere ise, yapılan sözleşmedeki gizli bir madde gösteriliyor, firmanın zamaınad cevap vermmesinden kaynaklı kaparo yanması gösteriliyordu…

 

Bu arada işleri bu  yolla büyüten Vedat ile  Özkan; İstanbul Boğazı’nın en güzel yerinde büyükçe bir ofis kiraladılar. Bütün döşemeleri, yer kaplamalarını, aksesuarları hatta ve hatta sabah kahvaltılarını bile sponsorla hallettiler. Tabii açılış günü düzenleyecekleir açılış kokteylini de. O gün bir sürü  reklamcı, abartılı reklamlarla tanıtılan AJANS TURİZM EKONOMİ’nin açılışı için ofislerine geldi. İkramlar mükemmeldi. Özkan konuklarnı tamamı geldikten sonra bir selamla a konuşması yaptı, ardından da Vedat’ı kürsüye çağırdı…

 

Vedat tam  konuşmasına başlamıştı ki, ön sıralarda Hürriyet Gazetesi Rekalm Bölümü Üst Düzey Sorumlusu Rüya Arslan ile göz göze geldi. Bu, Vedat için de uzun soluklu bir hayat yürüyüşünün başlangıcı olacaktı…

 

İki seneye yakın bir süre, turistik bölgelerdeki yüzlerce oteli ziyaret edip projelerini anlatılar. İlginçtir, bu iki yıl süresince ofislerine hiçbir kira ödemediler, sadece geçici periyotlarla çıkardıkları mecralarda, mal sahiplerinin diğer işleri ile ilgili tanıtım yapmakla yetindiler…Bu işin tek bir sırrı vardı, o da; gerek Vedat’ın, gerekse Özkan’ın ikna kabiliyeti muhteşem derecesinde iyiydi…

 

Ofisten ayrılıktan sonra, Vedat özel bir tlevizyon kanalı olan HBB’ye girerken, Özkan ise; ‘Ekonomik Yaşam’  adlı bir projenin çalışmalarına başlıyordu…

 

Vedat, HBB’de olduğu süre zarfında, turizm danışmanlığı da yaptı ve yine bu zaman zarfında birçok oteldeki etkinliklerde katılımcı oldu. Bu, Vedat’ın etkinlikleri keşfetmesi anlamına da geliyordu. Bu arada Rüya ile de evlenecek ve turizm geçmişi sayesinde hiçbir masraf etmeden beş yıldtızlı bir otelde şaşalı bir düğün yapacaktı.

 

Herkes, Vedat ile Rüya’nın ruh ikizi olduğunu düşünüyordu. Aralarnıda tek bir fikir ayrılığı vardı, o da içkiydi. Vedat, sarhoş olmamakla bearber, aşırı içki tüketen biriydi. İstanbul’daki düğün sonrası, yine Vedat’ın bir turizmci dostunun hediyesi olan balayı tatili için gece uçağı ile Bodrum’a intikal ettiler. Otelde, kendilerini Vedat’ın turizmci arkadaşları   karşıladı. Odaya çıkıp, bavullarını yerleştirdiler, Vedat; kısa bir süreliğine, arkadaşlarının  yanına inip, sohbet etmek istediğini söyleyince, Rüya; hiç beklemediği bir biçimde, ‘Bak vedat, aşktı, flörttü artık tamam.  Evlendin, düğünde yeterince de içtin, bundan sonra ya ben ya içki’ diye tepki gösterdi. Vedat şaka yaptığını  düşünüyordu, ama ciddiydi  Rüya, ‘Anlaşıldtı sanırım, in; mazeretin belli, selamlaş, beş dakikayı geçirme’ deyince ilk büyük kavgalarını verdiler. Vedat, ‘Kimse bana sınır koyamaz’ dedi  ve kapıyı  vurdu gitti. Bu yeni yeşermiş bir  başlangıcın da sonu olacaktı. İki gün içinde İstanbul’a döndüler, sonra da kısa sürede ayrıldılar…

 

Vedat, üç yıl kadar; turizmciliği sayesinde yine danışmanlık yapacak ve bu sayede de otelerdeki birçok davete, şu ya da bu biçimdte katılacaktı.

 

Bir yıl sonra ise Bodrum’da bir otelin genel müdürü olunca, ‘Efsane’ lakabı ile uğurlandı yeni makamına…

 

Katıldığı her toplantıda, yanındakilerin hakimiyetinin kendisinde olmasını isteyen Vedat, bu özelliği ile bazen irite edici de olabiliyordu. Öyle ki,  beş yıl  sonra; otel müdürlüğünü bırakıp İstanbul’a gelecek, gazeteci arkadaşı Kıvanç Burçak Süzgünoğlu ile karşılaşacak, Süzgünoğlu kendisini o zaman çalıştığı mecraya aldıracak ve Vedat bir vaad ile yükselip Burçak’ın üşüt olacak ve Burçak’ı işten çıkarmaya bile çalışacaktı…

 

Halen ikisi dost olsa da, Vedat; etkinilklerin en göz dolduran  ve en aranan ismidir…

 

Bu arada nasıl olur bilinmez ama, herhangi bir etkinlikteki olası bir olumsuzluğu tespit edip,  anında müdahale eder ve gerek şirketin imajını, gerekse ekibin olası bir ikramsal sükutu hayalini kurtarır…

 

Günlerden bir gün Kıbrıs’ta Cratos Premium Otel açılışı vardır. Vedat ve birçok gazeteci de gerek turizmci, gerekse gazeteci olarak bu davette yer almaktadır…

 

Oteli açılışı sabah yapılır, sonra otel patronu, Girne’nin en lüks plajında katılımcıları denize girmeye davet eder.  Ancak plaj-barda her şey ücretli olarak satılmaktadır. Vedat, hemen bir yetkili çağırır. Plaj müdürü, böyle emir aldığını, yetkisini aşamayacağını söyler, isterse kendisine bir bardak bira ikram edebileceğini ama daha fazlasına yapamayacağını belirtir. Vedat, bir bardak biralık adam değildir. Hemen emir verenle görüşmek istediğni beyan eder. Israrlara dayanamayan plaj müdürü, hemen patronuna ulaşır. Telefonu Vedat’a verir, Vedat da burada başka bir ülkeden otel açılışı için misafir olduklarını ve bu plaj davetinin de etkinilk kapsamında değerlendirilmesi lazım geldiğini, yüze yakın gazetecinin, olumsuz bir imaj sahibi olması için, plaj-bar büfesini açık büfe haline getirmesini talep eder. Patron hemen bu imaj kaybnı ortadan kaldırır ve plaj-bar, boynunda katılımcı kartı olanlara ücretsiz hale getirilir…

 

Bir başka örnek ise Çırağan Sarayı’nda yaşanır. Çok üst düzey bir modacının defile kokteylinde, hemen her türlü içki vardır. Ama  içki büfesindeki barmen, viskiyi de, votkayı da, rakıyı da aynı bardağa koymaktadır. Vedat dayanamaz v Çırağan Sarayı Yiyecek-İçeck Şefi’ni çağırtıp, durumun rezaletini anlatır. On dakika sonra, bara depodan bardak yağmaya başlar. Artık her içki kendi özel bardağında sunulacaktır…

 

 

 

...... devam edecek...



Bu yazı 1555 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Medipol Başakşehir 10 6 1 3 14 4 21 +10
2 Kasımpaşa 10 6 3 1 23 16 19 +7
3 Galatasaray 10 6 3 1 17 12 19 +5
4 Beşiktaş 10 5 2 3 19 13 18 +6
5 Antalyaspor 10 5 3 2 13 15 17 -2
6 MKE Ankaragücü 10 5 4 1 12 10 16 +2
7 Trabzonspor 10 4 3 3 18 12 15 +6
8 Yeni Malatyaspor 10 4 3 3 13 10 15 +3
9 Göztepe 10 5 5 0 12 12 15 0
10 Atiker Konyaspor 10 3 3 4 15 14 13 +1
11 Bursaspor 10 2 2 6 8 8 12 0
12 Kayserispor 10 3 4 3 9 11 12 -2
13 Alanyaspor 10 4 6 0 6 15 12 -9
14 Sivasspor 10 2 4 4 12 17 10 -5
15 Fenerbahçe 10 2 5 3 7 13 9 -6
16 Çaykur Rizespor 10 1 4 5 12 15 8 -3
17 Akhisarspor 10 2 6 2 10 18 8 -8
18 BB Erzurumspor 10 1 5 4 7 12 7 -5
Takım O G M B A Y P AV
1 Gençlerbirliği 5 4 0 1 10 1 13
2 Ümraniyespor 5 4 1 0 9 4 12
3 Denizlispor 5 3 1 1 10 2 10
4 Boluspor 5 2 1 2 5 3 8
5 Hatayspor 5 2 1 2 5 3 8
6 Eskişehirspor 5 2 1 2 5 5 8
7 Adana Demirspor 5 2 2 1 9 4 7
8 Altınordu 5 2 2 1 8 4 7
9 Adanaspor 5 2 2 1 8 6 7
10 Giresunspor 5 2 2 1 5 3 7
11 İstanbulspor 5 2 2 1 9 13 7
12 Afjet Afyonspor 5 1 2 2 8 7 5
13 Gazişehir Gaziantep FK 5 1 2 2 4 5 5
14 Altay 5 1 3 1 4 7 4
15 Balıkesirspor Baltok 4 1 2 1 2 5 4
16 Elazığspor 5 1 4 0 6 10 3
17 Osmanlıspor FK 5 1 4 0 1 5 3
18 Kardemir Karabükspor 5 0 4 1 1 11 1
Takım O G M B A Y P AV
1 Manisa BBSK 5 5 0 0 12 2 15
2 Tuzlaspor 5 4 0 1 11 1 13
3 Tarsus İdman Yurdu 5 3 0 2 14 9 11
4 Pendikspor 5 3 0 2 11 6 11
5 Şanlıurfaspor 5 3 0 2 6 3 11
6 Sivas Belediyespor 5 3 1 1 9 4 10
7 Fatih Karagümrük 5 3 1 1 7 2 10
8 Menemen Belediyespor 5 3 1 1 12 9 10
9 Zonguldak Kömürspor 5 2 1 2 5 3 8
10 Etimesgut Belediyespor 5 2 1 2 5 5 8
11 Kahramanmaraşspor 5 2 2 1 4 5 7
12 Bugsaş Spor 5 2 2 1 6 8 7
13 Kırklarelispor 5 1 1 3 6 5 6
14 Bandırmaspor 5 1 2 2 3 5 5
15 Darıca Gençlerbirliği 5 1 2 2 3 5 5
16 Konya Anadolu Selçukspor 5 1 2 2 7 10 5
17 Tokatspor 5 1 3 1 2 5 4
18 Fethiyespor 5 0 2 3 3 8 3
Takım O G M B A Y P AV
1 Hekimoğlu Trabzon 5 4 0 1 7 2 13
2 Şile Yıldızspor 5 4 1 0 13 4 12
3 Silivrispor 5 4 1 0 9 1 12
4 Nazilli Belediyespor 4 3 0 1 6 2 10
5 Karaköprü Belediyespor 5 3 2 0 11 8 9
6 Nevşehir Belediyespor 4 2 0 2 13 7 8
7 Artvin Hopaspor 4 2 0 2 6 1 8
8 Tire 1922 4 2 0 2 5 1 8
9 Ergene Velimeşe 5 2 1 2 5 4 8
10 Yomraspor 5 2 1 2 3 2 8
11 Erzin Belediyespor 5 2 2 1 7 4 7
12 Kozan Belediyespor 4 2 1 1 5 3 7
13 Gebzespor 5 1 1 3 5 3 6
14 Batman Petrolspor 5 1 1 3 6 7 6
15 Büyükçekmece Tepecikspor 5 1 3 1 5 7 4
16 Erbaaspor 5 0 3 2 2 5 2
17 Körfez Spor Kulübü 5 0 4 1 3 12 1
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 02/11/2018 Galatasaray vs Fenerbahçe
 03/11/2018 Kasımpaşa vs Antalyaspor
 03/11/2018 Akhisarspor vs BB Erzurumspor
 03/11/2018 Medipol Başakşehir vs Beşiktaş
 04/11/2018 MKE Ankaragücü vs Kayserispor
 04/11/2018 Alanyaspor vs Yeni Malatyaspor
 04/11/2018 Trabzonspor vs Bursaspor
 05/11/2018 Göztepe vs Çaykur Rizespor
 05/11/2018 Sivasspor vs Atiker Konyaspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 02/11/2018 Altınordu vs Elazığspor
 03/11/2018 Denizlispor vs Adanaspor
 03/11/2018 Gazişehir Gaziantep FK vs Altay
 04/11/2018 Hatayspor vs Ümraniyespor
 04/11/2018 Kardemir Karabükspor vs Boluspor
 04/11/2018 Adana Demirspor vs Afjet Afyonspor
 04/11/2018 Eskişehirspor vs Osmanlıspor FK
 05/11/2018 Gençlerbirliği vs Giresunspor
 05/11/2018 İstanbulspor vs Balıkesirspor Baltok
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 04/11/2018 Kahramanmaraşspor vs Sivas Belediyespor
 04/11/2018 Darıca Gençlerbirliği vs Manisa BBSK
 04/11/2018 Fatih Karagümrük vs Pendikspor
 04/11/2018 Fethiyespor vs Zonguldak Kömürspor
 04/11/2018 Konya Anadolu Selçukspor vs Bandırmaspor
 04/11/2018 Menemen Belediyespor vs Bugsaş Spor
 04/11/2018 Tarsus İdman Yurdu vs Şanlıurfaspor
 04/11/2018 Tokatspor vs Etimesgut Belediyespor
 04/11/2018 Tuzlaspor vs Kırklarelispor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 04/11/2018 Artvin Hopaspor vs Erbaaspor
 04/11/2018 Erzin Belediyespor vs Batman Petrolspor
 04/11/2018 Büyükçekmece Tepecikspor vs Yomraspor
 04/11/2018 Kozan Belediyespor vs Ergene Velimeşe
 04/11/2018 Körfez Spor Kulübü vs Hekimoğlu Trabzon
 04/11/2018 Nazilli Belediyespor vs Şile Yıldızspor
 04/11/2018 Nevşehir Belediyespor vs Silivrispor
 04/11/2018 Tire 1922 vs Gebzespor
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI