Gülümseyenlerin gözlerinde saklı olan bazı insanlar vardır...
Kalabalık bir odada, kahkahaların en yüksek olduğu noktada hep onlar olurlar.
Espri yaparlar, neşeyle anlatırlar, yeri geldi mi herkesin moralini düzeltirler.
Onlara bakınca, “İşte hayat dolu biri,” dersiniz.
Ama o an, kimse fark etmez…
O neşenin arkasında, usul usul ağlayan bir çocuğun oturduğunu.
Evet, bazı insanlar acılarını vitrine koymaz.
Gülerler çünkü güldürmeyi seçmişlerdir.
İçleri yanarken bile, birilerine iyi gelmeyi görev bilmişlerdir.
Sıkıntılarını anlatmak onlar için zayıflık değil, yük olur…
Kendi içlerine saklarlar o ağırlığı.
Konuşmazlar, çünkü konuşsalar bir kez, çözülürler…
Ve çözüldüklerinde toplayamayacaklarını bilirler.
Onları anlamak kolay değildir.
Dışarıdan bakınca hayat onlara cömert davranmış gibidir.
Ama sadece dikkatli gözler, bir şeylerin eksik olduğunu görür.
Mesela gözbebeklerinde…
Orada saklıdır her şey.
Gülüşlerinin arkasındaki kırıklar, geçmişin gölgeleri, tutulmamış sözler…
Ve o gözlerde, sessizce dizlerine kapanmış,
Hâlâ “Anlaşılsaydım…” diyen bir çocuk.
Bu insanlar kendilerine yüksek duvarlar örerler.
Ama o duvarların üstüne çiçekler ekerler,
Kimse acılarını görmesin diye.
Çünkü onların neşesi, başkalarının morali olmuştur çoktan.
Kendilerini unutmuşlardır…
Ve belki de yıllar önce içlerinde büyüyen o çocuğun sesini bile duyamaz olmuşlardır.
Bazen böyle birine denk gelirseniz…
Sırf güldüğü için mutlu sanmayın.
Bir durun.
Gerçekten görün onu.
Bir cümle yeter bazen:
“Sen nasılsın?”
Ama gerçekten, gözlerinin içine bakarak sorulan bir “Nasılsın?”
Kim bilir…
O an, ilk kez biri onun içine ulaşmış olur.
Ve belki ilk kez…
O çocuk sessizce başını kaldırır...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com