Hayat, üç ayrı odaya bölünmüş bir ev gibidir.
Bir kapıda geçmiş bekler; eski fotoğraflar, tamamlanmamış cümleler ve içimizi burkan pişmanlıklarla.
Diğer kapıda gelecek vardır; belirsizlikle dolu, kimi zaman umutla ışıldayan, kimi zaman kaygıyla gölgelenen.
Üçüncü odaysa “şimdi”dir; aslında en basit, en çıplak ve en gerçek olan.
Geçmiş bazen bir yük gibi omuzlarımıza çöker. Oysa ne yaparsak yapalım değiştiremeyiz. Yalnızca öğrenebiliriz ondan.
Gelecek ise bir sis perdesidir; adım atana kadar ne sakladığını bilemeyiz. İnsanı en çok yoran da belki budur: belirsizlik.
Çünkü zihnimiz, kontrol etmek istedikçe daha da yorulur.
Ve geriye “şimdi” kalır. Çoğu kez küçümsediğimiz, değersiz bulduğumuz an.
Hâlbuki en kıymetli hazinemizdir. Çünkü geçmiş artık yoktur, gelecek henüz yoktur; elimizde sadece bu an vardır.
Sessizlikte, bir nefeste, küçük bir tebessümde…
Kimi zaman geçmişin gölgesi, kimi zaman geleceğin endişesi ağır gelir.
Ama insan, “şimdi”nin kıymetini fark ettiğinde, o yükleri daha hafif taşır.
Belki de huzurun sırrı tam da buradadır;
Geçmişe saygıyla,
geleceğe umutla,
ama en çok da “şimdi”ye şükranla bakmak.
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com