Bazen geçmişin seni yakmadan sen geçmişi yakacaksın.
Çünkü bazı hatıralar, yaşatmak için değil, bırakmak içindir.
Fotoğraflar…
Bir zamanlar “mutluluk” dediğin o kareler, artık yüreğine taş gibi oturur.
Şarkılar...
Bir şarkı çalar, boğazına düğümlenir.
Sokaklar...
Bir sokaktan geçersin, aynı duvar, aynı koku, ama sen artık başka birisin.
Bazen hatıraları yakacaksın.
Çünkü geçmiş dediğin şey, bazen bir yangın gibi yavaş yavaş seni kül eder.
Bir insanı unutmak değil mesele; onunla birlikte kim olduğunu, ne hissettiğini, neye inandığını da geride bırakmak zor gelir.
Ama yakmadan gitmez.
Yakmadan iyileşmez.
O yüzden bazen bir mektubu yakarsın, bazen bir fotoğrafı, bazen sadece bir kelimeyi.
Ve o duman, gökyüzüne karışırken bilirsin ki…
Artık o eski sen, orada yanıp gitmiştir.
Hatıraları yakmak ihanettir sanma.
Bazen en büyük sadakat, kendine duyulandır.
Çünkü sen, geçmişin ağırlığıyla değil, geleceğin umuduyla yaşamalısın.
Bazen geriye dönüp bakarsın; bir zamanlar orada bir sen vardı, bir “biz” vardı.
Ama şimdi yok.
Ve yokluk genellikle en sessiz, en derin öğretmendir.
Yakacaksın bazen…
Mekânları, anıları, kokuları…
Ve küllerin arasından yeni bir “sen” doğacak.
Acıdan geçeceksin ama sonunda hafifleyeceksin.
Unutma, bazen hayatta kalmanın en cesur yolu, yakıp yeniden doğmaktır.
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com
