İnsan bazen yaşadıklarının farkında olmaz. O kadar çok koşuşturur, o kadar çok başkalarının sözleriyle, beklentileriyle yoğrulur ki, en son kendine bakar. Hatta bazen hiç bakmaz. Ne hissettiğini bilmeden, ne istediğini sorgulamadan yaşar gider.
Ama bu bir yaşam değildir, sadece ertelenmiş bir uyanıştır.
Çoğu zaman insanı en çok da yakınları şekillendirir.
Ailesi, dostları, çevresi...
İyi niyetle de olsa, seni senden çalarlar.
"Sen şöyle olmalısın,"
"Bu iş sana uygun,"
"Bunu yaparsan mutlu olursun" derler.
Sen de inanırsın. Çünkü çocukluktan beri sana öğretilen şey, başkasını memnun etmektir.
Ve bir gün gelir, aynaya bakarsın...
Kendi yüzünü değil, başkalarının beklentilerinden yapılmış bir maskeyi görürsün.
Ama artık çok geçtir. Çünkü o hayat senin değildir artık.
Sen sadece yaşarsın, o kadar.
Gün gelir, biri fark ettirir:
“Son zamanlarda çok değiştin.”
Ya da sadece bir an… Sessizlik olur. Durursun. İçinden bir şey geçer:
“Ben ne yaşıyorum?”
İşte o an başlar uyanış. Ama uyanış, bazen yılların enkazına denk gelir.
Bugünün insanı da çok farklı değil.
Sabah gözünü açar açmaz telefonuna sarılıyor.
Mesajlar, bildirimler, beğeniler, hikâyeler…
Kendine bir dakika bile ayırmadan, başkalarının hayatına bakarak kendi boşluğunu örtmeye çalışıyor.
Bir selfie çekerken gerçekte neyi sakladığını düşünmüyor.
Bir kitap açmıyor, çünkü bir cümle onu sarsabilir.
Bir düşünceyi dinlemiyor, çünkü aydınlık gözünü acıtabilir.
Bilime, akla, sorgulamaya mesafeli; karanlıkla dost.
Oysa o karanlık başkalarından değil, çoğu zaman en yakınlarından bulaşıyor insana.
Seni sevdiklerini söyleyenlerin yönlendirmeleriyle, seni korumak isteyenlerin baskılarıyla...
Yavaş yavaş siliniyorsun. Ama fark etmiyorsun.
Çünkü seni sevenlerin aslında seni nasıl şekillendirdiğini anlaman zaman alıyor.
Sonra bir gün her şey dağılıyor.
Geriye dönüp bakıyorsun…
O mutlu sanılan anlar, o “iyi ki dinlemişim” dediğin öğütler…
Hepsi bir boşluk gibi çöküyor üstüne.
Ve işte o zaman anlıyorsun.
Sen, sen olmamışsın.
Sen, hep onların istediği olmuşsun.
Ama artık geç.
İnsan bazen göz göre göre kör olur.
Uyarılır, sevilir, hatta alkışlanır…
Ama yine de gerçekleri göremez.
Çünkü bazen en kalın perde, en yakınımızdan gelir.
Ve bir gün…
O perde yırtıldığında göz kamaşır.
Ama o ışık, artık sadece acıyı aydınlatır.
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com