Hayatta üç yol vardır ki, insanı hep aynı duvara çarptırır:
Aptala nasihat, cahile izahat, iki yüzlüye sadakat.
Ne zaman biriyle yürümeye çalışsan, sonunda başını aynı taşlara vurursun. Üstelik her seferinde biraz daha yorgun, biraz daha kırık, biraz daha sessiz olursun.
Aptala nasihat etmek, bir kayaya su işlemeye çalışmak gibidir. Anlamaz çünkü anlamak istemez. Sen dil dökersin, o inadına duvar örer. Sen iyi niyetle yol göstermeye çalışırsın, o seni küçümsemekle meşguldür. En sonunda, o aynı yerinde kalır, sen ise çırpınmaktan tükenmiş olursun.
Cahile izahat vermek daha da zordur. Bilmediğini bilmeyen birine, neden bildiğini anlatmaya çalışmak, karanlıkta renkleri tarif etmeye benzer. Anlamaz, çünkü dünyası dardır. Sen cümlelerini kurdukça, o seni kibirle suçlar. Anlatmaya çalışırsın, "anladığı kadar" dinler seni. Ve sonunda susmak zorunda kalırsın.
İki yüzlüye sadakat ise başlı başına bir ihanettir, kendine. Yalancı bir dost, sırtını döndüğün anda hançerini bilemekle meşguldür. Sen onun iyiliğini düşünürsün, o senin açıklarını kollamakla. Sadakatini harcarsın, güvenini verirsin; karşılığında ne alırsın? Maskelerin ardında kaybolmuş bir yüz, değişken bir dil, yalan dolan bir dünya…
Hayat kısa. Ömür sınırlı. Kalbin zaten kırılgan. O yüzden bazı yolları baştan kapatmalı. Herkesin yoluna ışık olmaya gerek yok. Bazılarını karanlıkta bırakmalı. Çünkü sen parladıkça, gözü kamaşanlar olacak. Sen iyilik yaptıkça, bunu zayıflık sayanlar çıkacak. Ve sen sadık kaldıkça, sana hainlik edenler çoğalacak.
Kimi insan yorar, kimi yoldaş olur. Her gülüş samimi değildir. Her susuş edep değildir. Ve her yol yürümeye değmez.
Bazılarını yarı yolda bırakmak, merhametsizlik değil, kendine saygıdır.
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com
