Ankara eskiden kışın sessizliğini karla örterdi.
Özellikle ocak ve şubat ayları…
Sabah uyandığımızda şehrin üstüne çökmüş o bembeyaz ağırlık, geceden kalma bir masal gibi dururdu.
Kızılay’dan Tunalı’ya, Kuğulu’dan Botanik’e yürürken ayak sesleri boğulur, zaman yavaşlardı.
Soğuk keskin ama tanıdıktı; insanın yüzünü yaksa da içini ürpertmezdi. Çünkü kar,
Ankara’ya yakışırdı.
Şimdi aynı şehir, aynı ay…
Gökyüzü yine gri ama bu kez beyaz değil.
Kar yerine yağmur var.
Usul usul, bazen inatçı, bazen aceleci.
Kaldırımlara vuran damlalar, eskiden karın bıraktığı sessizliğin yerini alan bir mırıltı gibi.
Ankara mı değişti, yoksa biz mi?
Yağmur,
Ankara’da biraz yabancı durur aslında.
İstanbul’daki gibi eski nostaljik kartpostallara konu olmaz;
İzmir’deki gibi ferahlatmaz.
Ama yine de başka bir romantizm vardır bu şehrin yağmurunda.
Daha içe dönük, daha mahçup.
Şemsiyesini açarken bile insanın zihninden geçenleri saklayan bir hali var Ankara’nın.
Belki de bu yüzden, yağmur altında Ankara sokaklarında yürürken insanın aklına eski şarkılar gelir.
Bir zamanlar mesela benim gibi İlhan İrem dinleyenler bilir; yağmur sadece bir hava olayı değildir bazı şarkılarda. İnsan bazen kendini, yağmurlar altında, ıslak, yorgun ama hâlâ tutkulu bir yürüyüşün içinde hisseder.
Ankara’da yağmur, tam da böyle yürünür: biraz dalgın, biraz kırgın, ama vazgeçmeden.
Yağmur yağarken Güvenpark’tan geçen otobüsleri izlemek mesela…
Camda biriken damlalar, içerdeki insanların yüzlerini fluya çevirir.
Kimisi işten çıkmıştır, kimisi birine geç kalmıştır, kimisi sadece eve gitmek ister.
Herkesin omzunda başka bir yorgunluk, ama aynı yağmur ıslatır hepsini.
Ankara’da romantizm tam da burada başlar: kimsenin yüksek sesle söylemediği duygularda.
Eskiden karla gelen o çocukça sevinç yok belki artık.
Okullar tatil olur mu beklentisi, sokakta kartopu telaşı, o artık sadece eski Türk filmlerinde görebildiğmiz babalarımızın üzerindeki ağır ve hantal paltoların ceplerine dolan eldivenler…
Onların yerini daha yetişkin bir his aldı: yağmur ve hatırlamak.
Çünkü yağmur insanı geçmişe daha çok yaklaştırıyor.
Ankara’da yağmur yağınca insan biraz daha yalnız hisseder ama bu yalnızlık kötü değildir.
Bir bankta oturup olmayan bir sevgiliyle tek başına yağmuru izlemek, sıcak bir kahvenin buharına dalmak, camdan dışarı bakarken bir anlığına durmak…
Bu şehir, yağmurla birlikte insanı yavaşlamaya zorluyor.
Belki de en büyük romantizmi bu: acele etmeyen duygular.
Kar gitti diye Ankara’nın kışı eksildi sanıyoruz bazen.
Oysa şehir hâlâ soğuk, hâlâ ciddi, hâlâ mesafeli.
Sadece duygularını artık daha sessiz yaşıyor.
Karın gürültüsüz beyazlığı yerini yağmurun içli sesine bıraktı.
Belki de bu yüzden Ankara’da yağmur, kar kadar yakışıyor artık.
Çünkü bu şehir gibi,
biz de artık duygularımızı beyaza değil, griye yaşıyoruz.
Nota ve Tınıyla...
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler casino siteleri
gaziantep escort,alanya escort,gaziantep escort
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
beylikdüzü escort ,istanbul escort ,beylikdüzü escort ,ataköy escort ,esenyurt escort ,avcılar escort ,bakırköy escort ,esenyurt escort ,esenyurt escort ,avcılar escort ,beylikdüzü escort
