1925’ten bu yana, Türk Silahlı Kuvveteri’ne ait birimlerde; haftaık olarak ne pişirileceği belirlenir…
Mutfak personeli, yemek listesi hazırlar…
İlgili komutan onaylar ve günlük mönü; askerin görebileceği yere asılır…
Komutan da o yemeği yer, er de, personel de…
Ayda en az bir kez muhakkak hoşaf çıkar…
İki ayda bir de muhakkak ‘Kuru Üzüm Hoşafı’…
Koyu sarı, büke renkli bol taneli bu hoşaf, enerji vermesinin yanı sıra, şeker dengeleme açısında da, diyetisyenlerin önerdiği bir tatlı olmasından ötürü konulmuştur listelere…
1925’te, Afyonlu bir ağa çocuğu; askerdeyken; sık sık çıkan bu hoşafı aşağılayarak, ‘Bu ne yahu, sürekli üzüm hoşafı’; diye serenişte bulunur…
‘Eşek hoşaftan ne anlar?’ sözünü ilk sarfeden de, işte bu bölüğün komutanıdır…
Çanakkale ve İstiklal Harpleri’ni görmüş bir komutandır…
Günde bulabilirlerse darı unu katkılı kepekli yarım ekmek, sade suya bilgir ve yine şanslılarsa, sade suya şekersiz üzüm hoşafı…
O mönü ile koca bir ülke kurulmuştur, vatan kurtarımıştır…
Bu yüzden de bu hoşafın anlamı sadece tatlı olmaı değildir…
Size bugün bu yüzden, cepherin en tatı yiyeceği üzüm hoşafı tarifi vereceğim…
Cepheden de zengin olacak elbette…
Ama şehit ve gazileri düşünerek pişirin ve için lütfen…
Hepsinin ruhu şad olsun…
Başta da o cephelerde bu hoşafın tadını iyi ibilen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anarak tabii ki…
Bir kilo kuru üzümü; bir tencereye koyun, üzerini iki armak kaplaycak kadar su ekleyip, iki sat bekletin…
Sonra da hralı ateşte yarım saat, kısık ateşte de bir saat kaynatın…
Süre sonunda 650 garm şeker, 200 gram dövümü ceviz ve bir çorba kaşığı tarçın ekleyip, on dakika daha kaynatın…