Çok şekerli buulnarak beğenilmeyen içecekler için, ‘Şerbete dönmüş’ benzetmeis yapılırken; aslında istemeden şerbeti aşaılıyor bu coğrafyanın insanalrı…
Oysa şifa, lezzet ve ferahlık kaynağıdır şerbetler…
********
Osmanlıların sofralarına lezzet ve renk veren içecekten birisi de hiç kuşku yok ki şerbetlerdi…
İster saray
mutfağında, isterse halkın sofrasında yaygın olarak tüketilen şerbet, günümüzde de sofralarda yer
alan meşrubatlardan birisidir.
Lakin, özellikle üç harfli marketlerin tezgahında yer alan hazır şerbet, şerbet olarak görülmemeli…
Vazgeçilmez olma sebeplerinden birisi şerbetin üzüm, ayva, armut,
incir, limon, elma, şeftali, erik, kayısı ve daha pek çok kolay bulunan ürünlerden elde edilebilmesidir…
Yine bu meşrubatın insan sağlığına iyi geldiği konusundaki yaygın uzman görüşü, tercih edilme oranlarını arttırıyor…
Kıymetil dostum Ali Güler, bu konuda dünya apında bir reklam yapıyor…
Ama halen şerbet konusunda iyi ibr adım atılmadı…
Şerbet
çeşitli baharatlarla tatlandırılarak elde edilen çeşitleri ile geniş bir tüketici kitlesine hitap eden bir içecek olmuştur.
Çok değşik teknik ve tarzarda hazırlanan şerbetler sadece sofraların değil tören ve
merasimlerin vazgeçilmezleri arasındaki yerini de her zaman muhafaza etmiştir…
Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan yolculuklarında Türkler, pek çok kültürle etkileşim içerisinde olmuş, geçtikleri coğrafyaların siyasî, sosyal, idarî, askerî, ekonomik ve kültürel yapılarından etkilenmişlerdir. Şüphesiz bu etkileşim tek taraflı olmamış, bu uzun yürüyüşlerinde ilişki içine girdikleri toplumları da etkilemişlerdir.
Etkileşimin ortaya çıktığı alanlardan birisi de yemek kültüründe kendini göstermiştir. Katettikleri coğrafyaların yeme içme alışkanlıklarından çok sayıda unsuru alarak dünyanın köklü mutfakları arasına girmişlerdir.
Türklerin yemek kültürleri ağırlıklı olarak hayvansal gıdalara dayanmaktaydı.
Orta Asya’da at, deve ve koyun eti başlıca besin maddelerini oluştururdu. İçeceklerini inek, koyun ve keçi sütüne dayalı ayran ve at sütünden elde ettikleri kımız oluştururdu.
Tabi mısırdan imal ettikleri boza da ağırlıklı olarak tükettikleri içecekleri arasında yer alırdı.
Türklerde şerbet kültürünün ortaya çıkması ve yaygınlık kazanması ise Arap kültürünün etkisi ile oldu
Arapça şeribe kelimesinden türetilen şerbet genellikle meyve, su ve şekerden yapılan tatlı içeceklere denmektedir (Şemseddin Sami, 2004: 773). Nitekim Avusturya İmparatoru I.
Ferdinand tarafından Osmanlı ülkesine elçi olarak gönderilen Ogier Ghislain de Busbecq de Türklerin bu içeceğe “Arap şerbeti” [şıra] dediklerini aktarmaktadır.
Türk mutfak kültüründe oldukça önemli bir yer edinmiş olan şerbet, Selçuklu döneminin de sevilen içeceklerindendi. Konuklara çeşitli merasim ve eğlencelerde meyvelerden ve sütten yapılan güzel kokulu şerbetler ikram edilirdi (Oral, 1957: 33). Söz gelimi Sultan Keykubad’ın vermiş olduğu yemeklerde kokulu şerbetlerin tüketildiğinden söz edilmekteydi .
Selçuklular sadece özel günlerde değil, aynı zamanda ara öğün olarak da şerbet tüketmişlerdi:
Başta Ortadoğu olmak üzere Müslüman toplumların severek tükettiği bu içecek sadece Müslümanlara has bir içecek olmadı. Eski zamanlardan itibaren farklı toplumlarda da tüketildi.
Örneğin Polonyalı Simeon, XVII. yüzyılda uğradığı Roma’daki bir kilisenin hastanesindeki fakir hastalara hekimlerin ecza maksatlı şerbet verdiklerini yazıyordu…
Biliyor musunuz, Osmanlı Sarayı olsun, halk pazarı olsun; şerbette yaratıcılıkta sınır yoktu…
Bir ara birbirinin benzeri de olsa, 250 ayrı tür şerbetten öz edilmiştir İstanbul’da…
Şerbet yaratıcılığı, şeker kültürünün de gelişmesine önayaka olmuştur, keza lokum…
Zira tüm aroma ve rahiyalar, bu sektörde ed kullanılmıştır…