Daha köy köy, kasaba kasaba barut kokusu silinmeyen bir coğrafyaydı Anadolu…
Neredeyse beş haneden ikisinin eri, evlatları, hatta dedeleir şanla-şerefle şehit olduğu için, bırakın iş kurmayı, işgücü dahi yok gibiydi…
Birkaç dokuma tezgâhı, birkaç mandıra, şükür fırınlar çalışıyordu, birkaç marangoz atölyesi o kadar…
Savaş bitmişti ama, fakirlik, yokluk, yoksulluk, memleketin her köşesindeydi…
1922 Aralık ayında, ekonomi namına söz edilebilecek tek bir olumlu söz yoktu ki, dönem gazetelerinin, dönemine göre ekonomi sayfalarında yazacak tek bir satır konu yoktu, haliyle yazılmıyordu…
Hiç kimse, 10 ay sonra bir cumhuriyet kurulacağına ihtimal verdmiyordu, aklından zoru olmalıydı insanın bunu hayal bile etmek için…
Neyse, herkes bugünlerde ‘Yeliz’e kızıyor da…
E kardeşim ‘Kanlı’ kısmı doğru!!!!!
1919’an alırsak, 1923’e kadar bu coğrafya resmen kanla sulandı, yalan değil ki!!!!
Ne kanı mı?
Düşman kanı ile aziz şehit kanı…
Anadolu’nun dört bir yanından vatan uğruna savaşıp şehit olan mübareklerin kanı…
Her karışı hem de…
Aziz atalarımız vatan toprağını kurtardı; aziz ATA’mız da vatan toprağını ülke yaptı, devlet yaptı…
İnsana insan olma onurunu verdi…
Birey olma onurunu verdi…
Bilmeyenleer artık öğretmek mümkün değil de…
Hep söylerim:
‘Utanma duygusu’, ‘Ar duygusu’, ‘İzan’, ‘Şeref’, ‘Haysiyet’, ‘Onur’, ‘İzzet-i Nefis’; maalesef markette satılmıyor ki, olmayanlara satın alıp kerhen hediye edesin…
‘Utanma duygusu’, ‘Ar duygusu’, ‘İzan’, ‘Şeref’, ‘Haysiyet’, ‘Onur’, ‘İzzet-i Nefis’; maalesef ilaç da değil ki, doktora yazdırıp, eczaneden alıp, olmayanlara hap diye veresin, iğne ile zerk edesin…