Bugun...


Aybüke Bafralıoğlu

facebook-paylas
EKİP/OTEL FARELERİ/7/
Tarih: 06-09-2022 19:20:00 Güncelleme: 06-09-2022 19:34:00


…… dünden devam ……

EKİP-1

 

OTEL FARELERİNİN

GİZEMLİ HAYAT HİKAYELERİ

Boğaç Yüzgül – Kitap - 2020

 

 

 

Boğaç Yüzgül'ün Yeni Kitabı “Ekip” Yayınlandı - İstanbul Sanat Magazin

 

 

…… dünden devam ……

 

Özkan Kuzum

 

‘….. Babacandan …..’

 

Elindeki bez torbadaki iki çift kıyafetini özenle katlayarak yerleştirdi raflara. Kırık Arnavut kaldırımlı sokağın hemen ucundaki günü birlik işçi otelinde kalmaya yetecek parası bile yoktu. Çocukluk yıllarının sallapati geçmesine rağmen, hayatın bir yerine tutunma azmindeki yüz binlerce ergende biri olarak gelmişti İstanbul’a. Hemen bir iş bulması gerekiyordu sürünmemek için. Sürünmenin ne demek olduğunu, okuduğu  kitaplardan, anlatılanlardan biliyordu. İyi bir uyku çektikten sonra, ertesi sabah iş aramaya başlayacaktı. Kimbilir belki de rüya görmeye bile vakti yoktu…

 

İstanbul güne pırıl pırıl bir havada başlamıştı. Ama çay içmek için girdği kıraathanede, herkes bir gece önce birbirni vuran öğrencileri konuşuyordu. Hakikaten, ne hüzün vericiydi gazetelerin manşetlerine yansıyan fotoğraflar. Oldu olası, siyaseten uzak durmaya gayret etmişti. Eskişehir’de ticaret lisesi son sınıfında üniversiteye girmek için sınavlara hazırlanmaya başlamış ama talih ilk seferinde yüzüne gülmemişti. İkinciyi denemek için, bir yıl sonrasını değil, daha bir sonrasını planlamıştı. Çayını bitirip, kahveden ayrıldı ve Eskişehir’deki komşularının ağabeyinin çalıştığı muhasebe bürosunun yolunu tuttu. Ticaret lisesinde muhasebeyi iyi öğrenmişti. Bu alanda çalışıp,pekala harçlığını çıkartabilirdi. Refik ağabey, küçükken kendisini çok sever,  çocuksu kavgalarında hep yanında olur, O’na kol kanat gererdi.

 

Refik ağabey, hiç değişmemişti. Özkan’ı görür görmez boynuna sarıldı. Hoş İstanbul’a geleceğini biliyordu ama bu kadar çabuk beklemiyordu. Özkan’ın meramını dinledi, patronu ile konuştu. Patron da deneme mahieytinde birkaç defter verip, düzenlemesini istedi. Özkan, verilen işi, öğlen yemeğine dahi çıkmadan akşama kadar bitirince, ertesi sabah gelip başlamasnı istedi. İlk etapta 10 TL yevmiyesi olacaktı, mesaiye kalırsa ya da iş yoğun olursa, saat başına da 50 kuruş alacaktı. Hafta sonları da tatildi. Kaldığı otelin günlüğü 5 TL olduğu için ve öğlen yemeklerini de işyeri vereceği için, para bile biriktirebilecekti.

 

İş başlamasının ikinci ayında, İstanbul’un en büyük matbaasının defterlerini o tutmaya başladı. Zaman zaman matbaaya gidiyor, makbuzları ve faturaları inceliyor, defterleri yeniliyordu. Bu süre zarfında matbaanın sahibi Necip Altekin ile iyi dostluk kurdu. Hafta sonları dizgi öğrenecek, pikaj ekibine yardımcı olacaktı. Bir yıl kadar hem muhasebeye, hem de matbaaya hiç eksiksiz devam etti.

 

Bir Cuma sabahı, matbaaya uğrayarak muhasebe bürosuna gitmek üzere otelden çıkacaktı ki, otelin her katında askerlerin bulunduğunu ve sokağa çıkmanın da yasak olduğunu öğrendi. Kapıdan çıkıp, kendisine kimlik soran nöbetçi askere kimliğini gösterip, kontolden geçtikten sonra,resepsiyonun yanındaki çay salonuna girdi. Orada da askerler ve otelde kalan işçiler vardı. Bazı doğulu işçileri askerler götürmüştü. Askerler habire çay istiyor, müşteriler ede birbireri ile dahi çok sıkı fıkı konuşmmalarını öğütlüyorlardı.

 

Üç gün sonra muhasebe bürosuna geldiğinde, masasının üzerinde bir not buldu, ‘Acilen matbaaya gelmen gerekiyor…’

 

Özkan, patronundan izin istedi, zaten izin istemese de, birçok elman siyasi karışıkılkrtan ötürü ya memleketlerine kaçmış, ya da biriken işlerin ödemeleri alınamamıştı…

 

Bir saat sonra matbaaya geldiğinde, matbaanın sahibinin, bir elemanının gece insiz bildiri basmasının tespitinden ötürü tutuklandığını öğrendi. Ancak giderken, kalan elemanlarına;  kendisi sebest kalana ve işlerin yeniden başına geçene kadar, Özkan’ın tüm işlerden sorumlu olmasını istemişti. Özkan, şimdi bir yol ayrımına gelmişti. Ya iyi-kötü düzenli aldığı muhasebe maaşını tercih edecek, ya da matbaa işlerini yürütmeye çalışarak, bir nevi patronunun gizil ortağı olacaktı. Özkan matbaada kalmayı tercih etti.

 

İki buçuk yıl sonra, bir siyasi partinin seçim için bastıracağı ilanların tamamına yakını matbaaya sıpariş edildi. Hem ucuz basıyorlar,hem kusursuz iş yapıyorlardı. Bu arada Özkan, ofset baskıyı da öğrenmiş, bazı eğitim kurumlarına afişler yapmaya da başlamıştı.Seçim için gelen afişlerin bazıları, büyük boyuttaydı, bu baskılarda, ofset olmaması halinde, partinin logosu olan arı petekli Türkiye haritası iyi çıkmayabilirdi. Daha masraflı olan bu baskı ekniğini, parti ajansına kabul ettirdi ve afişleri imkansızı başararak, vaktinden de önce teslim etti. Bu teslimattan, en az ödeme kadar bir bahşişi de kazanacaktı. Ama bahşişi,yani ikramiyeyi; ekibi ile paylaşmak yerine direk cebe indirdi. Tabii bu olay,seçimlerden bir buçuk ay sonra ortaya çıkacaktı. Zira seçimlerle,afişini bastığı parti iktidar olmuş, kendi ile birilkte yürüyenlere teşekkür ziyaretlerine başlamıştı. Patronun tahliey olduğu günün ertesi günü, ANAP’tan birkaç isim, matbaaya teşekkür ziyaretinde bulundu. Laf, bir şekilde açıktan verilen paraya gelince her şey ortaya çıktı. Patron da, hiç teredüt etmeden,matbaadan saklanan bu paranın  haksız kazanç olduğunu düşünerek, Özkan’ı işten çıkarttı.

 

Özkan, iki ay kadar işsiz gezdikten sonra, partinin işlerini yapan ajansa gitti ve durumu anlattı. Ajansta, partiye fazalsıyla bağlı bir yetkli  vardı. Partinin ileri gelenlerinden Yılmaz Karakoyunlu’nun yeğeni olan Abdullah Karakoyunlu, Özan’a parti adına İstanbul’da  çıkacak Petek adlı dergide çalışıp çalışmayacağını sordu. Özkan çaresiz kabul etti.

 

İki ay sonra da derginin lansmanı için Divan Otel’de bir gece düzenlendi. Özkan 1985 yılı Mayıs ayında yapılan bu gecede, otellerle ilgili gerçeği keşfedecekti…

 

Hem bir derginin yetkilisi, hem iktidara yakın bir yayının editörü olarak, hemen her gün ya Etap otele, ya Hilton’a,ya da Divan’a gidiyor; burada yemekli toplantılara katılıyor, bir yandan çevre ediniyor, bir yandan da gününü gün ediyordu.

 

Bir gün dergi ile ilgili bir vergi sorunu için, Şişli’deki vergi dairesine gitti. Karizmatik kıyafetiyle hemen herkesi etkileye Özkan, zor çözülür denen bir vergi işini, on dakikada çözdü. Bunu fark eden Yıldız adlı bir vergi dairesi çalıaşnı, Özkan’ı araştırttı, sonra da resmen peşine düştü. Bu arada Özkan, iktidar partisini de arkasına alarak, maddi durumnu hayli düzeltmişti…

 

Yıldız’ın yoğun ilgi bomabrdımanına maruz kalan Özkan, sonunda Yıldız ile evlendi. İlk sene harika bir birliktelikleri vradı. İkinci yılın sonunda, bu dah da taçlanacaktı, zira Yıldız hamileydi ve bir çocukları olacaktı.

 

Mutluluktan uçtular, Edebiyatçı kökenli partili Yılmaz Karakoyunlu, son bir yılda kendisi ile samimileşen Özkan’ı bir aylığına tatile gönderdi. Harika bir tatil yapıp, İstanbul’a döndüklerinde, Özkan derginin genel yayın yönetmenliğine terfi ettiğini öğrendi.

 

Bu daha büyük ir meşakat istiyordu, sürekli Ankara’ya gidecek, parti çalışmalarnı takip edecek, gerektiğinde Başbakan Özal ile gezilere dahi katılackatı…

 

Dergi yoğun bir tempo ile Türkie’nin her yerine dağılıyordu. Papatyalar adlı partili bayanlar ağırlıklı grup, hemen her gün başka bir ilde, o ilin en lüks otellerinde davetler veriyor, Özkan da partinin yayın organının genel yayın yönetmeni olarak bu davetlerde boy gösteriyordu. Bu arada kızı Tutku doğdu, ama işlerden en fazla iki ay uzak kalabildi, yeniden yoğun tempoya dönecek, ama bu yoğun tempo, hayatına bamaşka bir boyut kazandıracaktı…

 

Ankara’da yine parti ile ilgili çalışmalar yaptığı bir günün akşamı, partili bir bürokrata yakın bir işadamının ofisinde, işadamının sekreteri ile yalnız kalmış, işlerin üzerinden geçiyorlardı. Ama işin hinliğin bilen, genç yaşta dul kalmış bu sekreter, Özkan’ı baştan çıkarttı. Özkan ne olduğun anlayamadan yasak bir ilişkiye başamıştı…

 

Bu ilişik en fazla yedi ay gizil kalabildi, eşi durumu öğrenir öğrenemz, boşanma davası açtı, asla da geri dönmedi ve boşandılar…

 

Bu boşanmanın sebebi parti caimasında da olay olacaktı ve partinin muhafazakar kanadı, partinin yayın organında böyle birinin kalmasını uygun görmedi, Özkan hem evinden hem işinden olmuştu…

 

Yaptığı hatanın da farkındaydı ama,  bazı hataların dönüşü tabii ki olmuyordu… Şimdi bir yanan kızını ihmal etmeyeceği bir iş kurmalı, hem de ayakta durmalıydı.

 

Turizm Bakanlığı’nan tanıdığı bir dostunun destek ve tavsiyesi ile bir ajans kurdu. Bu yolla, turistik tesislere danışmanlık yapacak,  gerek basınla ilişkilerini tasarlayacak, gerekse reklamlarını yayınlatacak aracı olacaktı…

 

Ajansı kurduğu günün akşamı, eski çalıştığı matbaa tarafından basılan bir derginin ödül gecesi vardı, birez eski arkadaşları, biraz da eski patronunu görmek umuduyla, bu ödül gecesine giti.

 

Ödül gecesinde, eski çalıştığı matbaadan ayrılan bir arkadaşının, BAKNA Yayınları’na ortak olduğunu duydu. Yayınevi o akşam ödül de kazanacaktı. Ödül anons edilince, ödülü almak üzere, sahneye çıkan Burhan Alsancak’ın masasına geçmesini bekledi. Masasına dönünce de, yanına gitti, önce tebrik etti, ardından da, arkadaşını sordu. Başarısıyla da sevindi.   Ancak ilgniçtir, Burhan Alsancak ile bu geceden sonra en az yüz kez daha karşılaşacaktı…

 

Ajansın  kuruluşunun üçüncü yılında, Ankara’dan tanıdığı eski bakan ……, kendisine İstanbul’da, propagandanın başına geçmesini istedi. Ajansı ihmal edebilirdi ama bu tekli de cazip bir teklifti.

 

Ajansın işleri bir süre beklese bile verilen  bazı taahhütler vardı ki zaten birçok iş taahhütlere rağmen ya Özkan’ın umursamazlığı ya da tatlı üç kağıtçılığı ya da hakikaten yüksekten uçması nedeniyle yapılamamıştı…

 

Partinin İstanbul İl Propaganda Müdülüğü’ne gelişini bir basın toplantısı ile açıklama istiyordu. O gün Vedat Karagöl adlı bir  muhabirle karşılaştı. Vedat’ı bir kere Antalya’da bir otel ile iş görüşmesined tanımıştı. Vedat’ın kendisini hatırlayıp hatırlamayacağını bilmiyordu. Ama gerek çalışkanlığı, gerekse kendisi gibi kurnazlığı konusunda epey duyum almıştı. Vedat ile uzun yıllar başlayacak iş ve arkadaşlık da bu yolla başladı…

Özkan, ilk başlarda oldukça başarılıydı. Ancak kendi çapında elde ettiği altanatın rehaveti, çapkınılk ve hovarda harcama; yeni parit ve eski bakanla yollarını çabucak ayırdı. Ajans da işlerini tam manasıyla yürütemiyor, kenid yaptıkları bir bir Vedat tarafından kendisine geir dönüyordu, Vedat da ajansın imkanları ile kendisine küçük bir imparatorluk kurmak istemiş ama eline yüzüne bulaştırmıştı. Şu da bir gerçekti ki, Özkan da, Vedat da, eğer kıvrak zekalarını, iş bilirliiklerini,yaratıcılıklarını; küçük katakullier yerine, gerçekten iş adabına uygun bir strateji ile işleselerdi, herikisinin de orta derece birer işadamı olması işten bile değildi…

 

Bu ne ayzık ki makus bir talihti ve Özkan’ın bundan sonra da hayalperestliği ile başladığı birçok iş, ne yazık ki hüsranla sonuçlanacaktı. O hayattan intikam aldıkça, hayat da ondan karşı intikam aldı…

 

Birçok davette, birçok etkinilkte üst düzey yönetici olarak ön saflarda olan Özkan; aslında gerçek olsa en iyi konumlara getirebileceği mecraların özlemi ile, gece-gündüz demeden birçok kokteylin vazgeçilmek katılımcısı oldu…

Özkan, Vedat’ın aksine ortamlarında hakim kişi olmak isteyen bir yapıda bulunmadı. Ama birçok yerde fikirleri dinlenen bir kişi olmayı da başaracaktı…

 

-------------------------------------------------------------------------------------

 

Devrim Okay Kaftan

-------- Şık Beyler------'Kırmızı Kart......'

 

‘Burçak, Four Seasons Hotel’s The Bosphorus’un bahçe kısmında gördüğü arkadaşı Devrim Okay Kaftan’a, ‘Merhaba’  diyerek baradn bir şeyler almaya gitti. Masaya döndüğünde, Okay, Burçak’ın yüzüne bakmıyordu. Burçak anlam veremid, ‘Ne oldu Okay, neden konuşmuyorsun?’, Okay, yarı telaşlı ve yarı da sinirli bir ses tonu ile yanıtladı; ‘Abicim kaç kere söyledim, ben Şahin’e kırmızı kart gösterdim. Sen hala ona selam veriyorsun, benim kırmızı kart gösterdiğim adama  selam verirsen, sen de kırmızı kartı yersin…’

Okay, liseyi bitirdikten hemen sonra, bir anket firmasında anketör olarak işe başlamıştı. Her ne kadar prim usulü çalışsa da, tam zamanlı personel gibi, sabah erkenden işine gider, bölgesine çıkar, anketleri tamamlar, geç saatte evine dönerdi. Anket  işinde o kadar başarılıydı ki, bazı aylar, ödeme günü eline normal bir memur maaşından bile fazla para geçerdi…

İşinde profesyonelleşince, artık özel statülü ve tanesi normalin en az on misli fiyata yapıan anketlere çıkmaya başlamıştı.  Bir yandan da, ortaokuldan beri tanıdığı Reyhan ile evlilik hayalleri kuruyordu. Reyhan, Pomak-Zigan kökenli,  çeribaşlığı yapmış bir ailenin kızıydı. Ailesini ikna etmek, o ailelerden kız almak hayli zordu. Üstüne üstlük müstakbel kayınpederi, Pasifik Sineması’nın müdürüydü, çevresi hayli geniş ve zengin adamlarla doluydu, kızını çok rahat ettirecek olan biri ile evlendirmek yerine, neden anketten başka geliri olmayan Okay ile evlendirecekti ki?

Ama Okay,  kayınpederini ikna etti, maaşlı kalıcı bir iş bulur bulmaz, kızını vermeye söz verdi…

Talih Okay için ikinci kez, bu kabul haberinden sonra gülüd Okay’a…

 

Detaylı bir alan anketi için gittiği bir sigorta şirketi yetkilisi, 220 soruluk anketi kısa sürede tamamlayıp bitirmesinden etkilendği Okay’a, sigorta şirketinde çalışıp çalışmayacağını sordu. Primelr daha yüksek, pörtföy usulü çalışıldığı için de meşakati daha azdı.

 Okay, fırsatı tepmedi ve işe başladı. İki ay sonra da evlendi.

 14 Mayıs 1993 günü postacı, sigorta şirketine, ‘Dünya Sigortacılra Birilği’nin davetiyesiin getirdi. İki gün sonra, yani 16  Mayıs 1993 günü, The Marmara Otel’de, Dünya Sigortacılar Zirveis yapılacak ve sigortaclıar bu geceye katılacaktı. Refik Erensoy, yani Başak Sigorta’nın bölge müdürü, çok işi olduğunu  söyleyerek davetiyeiy elemanlarına verdi, ‘Arkadaşlar çok iişm var, buna siz katılın, Okay, Aliye ve Evren siz gidin; dinelyin biraz dünya  sigortacılığı hakkırda tecrübe edinin’…

 Ertesi sabah Okay, Aliey ve Evren, otele gelip zirveye katıldılar. Öğlene kadar iki oturum yapıldı, öğle yemeğinden sonra da dört, en sonunda da kokteyle geçildi. Aliye ve Evren sıkılmışlardı, onlar ayrıldı, Okay kaldı..

 Okay, kokteyl alanında tek başına dururken, yanına Ray Sigorta’dan olduğunu söyleyen bir kişi geldi. Sohbet sohbeti, konu konuyu açtı, sonunda samimi oludalr. Hakan Alsancak adlı bu kişi, Okay’ı ertesi gün bir başka kokteyle daha çağırdı, zira Ray Sigorta zirve için İstanbul’da olan yabancı sigortacısı onuruna bir resepsiyon veriyordu…

 Ertesi günden sonra, Okay  ile Hakan Alsancak, yüzlerce davete katılacaktı.

  Tanışmalarının altıncı ayı vardı, yoktu.  Okay, HakanAlsanck’ın Çınar Otel’de düzemlenecek bir defile ile ilgili davet bilgisine, yanında Mithat adlı bir iş arkadaşı ile geldi. Hakan Alsancak,bu tip durumlarda yabancıları pek sevmezdi, ilk gün biraz surat asarak, tavrını belli etti. Mithat, essen Trakyalı olmasını karşın,gerek mizacı, gerekse bıraktığı Türkücü bıyığıyla; çok da fazla aristokratik ortamların adamı değil gibi duruyordu… Önyargıları yıkmak zordu ama, bunu başarmak da,Mithat’ın elindeydi. Mithat, Hakan Alsanck’ın önyargısını yıkınca; bu kez çoğu zaman üçü takılmaya başladılar…

 Hakan Alsancak, Okay’ın kendi kendine yeten, bu tip etkinliklerle ilgili bilgiey kendi ulaşır bir hale geldiğine inandığı anda, Okay ile aktif ilişkisini kopardı. Bu aslında,bir kuşun uçmayı kendi öğrenmesi amacıyla annesince yuvadan atılması mantığıydı. Artık, Okay ve Mithat; on yııl aşkın süre birilkte takılacak ve bütün ekibe takma lakap bulan Server tarafından ‘Şık Beyer’ olarak anılacaklardı…

 

Okay her daim takım elbise giyen, uzun saçları ile karizmatik bir havası olan, ortamına göre kimi zaman tek takılmak,zaman zaman iki kişi,zaman zaman ise kalabalık olmayı tercih eden bir kişiydi. Uzun süre saçlarını boyadı, bu arada çapkınlığı da dillere destandı. Gerek ekip ortamından, gerekse  katılınan davet ortamlarından birçok kadın ile ileri derece ilişki yaşamaktan ve buun kamuoyu önünde yaşamaktan da hiç geri kalmadı…

 Tüm bu karizmasına rağmen, çocuk gibi kolay küsen, küstüğü kişiye zaman zaman ‘Kırmızı Kart Gösterdim’ diyerek dışlayan, dışladığı kişilerle yakın arkadaşlarının da görüşmesini istemeyen, aksi takdirde onlar ada kırmızı kart göstereceğini die getiren garip yapıda da birisiydi.

 

Her türlü içkiyi oldukça sağlam içen birisiydi. Hiçibr arkadaşı onu hiçbir zaman sarhoş kafa ile görmedi. Ancak bir takıntısı vardı ki, içki bol olmalıydı ve insanı iyi derece çakır keyif yapmalıya. Bu nedenle de zaman zaman alkollü içecek olarak sadece şarap verilen davetelrde, kısa ve kolay  yoldan kafayı bula için, ‘Şarap-Kola’ karışımı yaptığı bile oldu. Ortamına göre, o anın rolüne bir anda bürünmeiy başaran nadir ekip üyeelrinden de biri olarak kaldı…

 Ortamlara göre değil kafasına göre kişi seçip ayırma özelliği de vardı, davetlere bazen yanında bir kadın ile gelmenin içeri giri ya da ortam açısınan önemli olduğunu düşünür, ama bir anda bazen de bu fikrinin tamamen tersi davranışta da bulunurdu…

 Yolları Vedat Karagöl ve Özkan Kuzum ile kesiştikten sonra, zaman zman Karagöl’ün, zaman zaman ise Kuzum’un yayın organlarında künyede yer alarak, gazeteci kimliğini bu sayede pekiştirmiş oluyordu… Ancak şu da bi gerçektir ki,  bir ekip üyesi olarak, davetlerde en az geri çevrilen ya da en az içerden çıkartılan ekip üyelerinden de biridir…

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Burçak Kıvanç Süzgünoğlu

 

‘… Polonya Büyükelçiliği’nin Milli Gün Reepsiyonu’nda konuşmalar bitmiş, sıra ymek faslına gelmişti. Konuşmalar biter bitmez, açık büfe yemek stantı açıldı. Resepsiyona katılan siaysetçi, bürokrat, diplomat ve gazeteciler; yiyecek bir şeyler almak üzere, yemek kuyruğuna girdiler. Yemek alma sırası Kıvanç’a geldiğinde, rakı içeceği için, önce soğuk mezelerden tabağına aldı, sonra da sıra sıcaklraggeldi. Tam ikinci sıradaki kazandaki yiyecekten tabağına  koyuyordu ki,  arkadan bir ses; ‘Evladım bu nedir?’ dedi Kıvanç’a, Kıvanç, aynı zamanda gastronomi uzmanı olduğu  için hemen ayrıntılı biçimde yanıtladı: ‘Efenidm, bu ‘Chıcken Scaloppe’, göğüs tavuğu mısır ununa bulayıp, susamla beraber kızartıyorlar, bir yerde tavuk simidi de diyebilirsiniz…’ Adamın hoşuna giti, sonra da Kıvanç’ın boynunda asılı olan basın kartına bakarak; ‘Aaa siz gazetesiniz sanırım, hangi gazete?’, Kıvanç yanıtladı, ‘Hergün Gazetesi, siz nerden efendim?’; adam güülmsedi; ‘Ben TBMM’enim oğlum, bakanım…’ Zira o kişi, Ecevit hükümetinin İnsan Haklarından Sorumul Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk’tü…’

 

Okuldan eve, ‘Burçak Kıvanç Süzgünoğlu’nun velisine’ başlıklı bir yazı geldi. Kıvanç’ın annesi; yazııy alır almaz denşete kapıldı;  acaba yine ne haylazlık yapmıştı.

 

İlkokul birinci sınıfı okumamıştı Kıvanç. Daha beş buçuk yaşındayken okula başladığında, bırakın okuma-yazmayı bilmeyi,  hemen hemen bütün klasikleri ve Meydan Larousse’yi hatmederek başlamıştı ilkokula…

 

Okuln ilk haftası, annesini okula çağırdılar, Kıvanç’ın 44 yaşına gelmesine rağmen hiç evlenmemiş,  muhtemelen de aşka, sevgiye ve dokunulmaya aç ilkokul öğretmeni; bu açlığının verdği sevimsizlikle; Kıvanç’ın anneisne ateş püskürmüş, kaba bir üslupla; ‘Senin bu oğlun, derste benle beraber arkadaşlarını denetliyor;  ben ‘/’ çizdiriyorum; O, ‘Öğretmenim, arkadaşlar ‘A’yı eksik çizdi, ben tamamını biliyorum’ diye ukalalık yapıyor. Ben ‘I’ çizdiiryorum, O, ‘Öğretmenim, arkadaşlar ‘b’ ve ‘d’yi eksik çizdi diip, onlara eksik not verin’ diyor, bu ne ya, bu aşta onunla mı uğraşacağım?’ demişti. Annesi özür dileyip, Kıvanç’a birçok nasihatta bulunmuştu. Ama öğretmen, tahtaya başka bazı şekiller yapıp, Kıvanç’tan ‘Öğretmeinm, siz de eksik yapıyorsunuz, doğrusunu ben söyleyeyim, o yaptınız aslında ‘R’ ve ‘P’ dir’ eyince, annesi okula ikinci kez çağırıldı. Ancak bu kez müdür Niyazi Yıldırım’ın odasına. Annesi, iktisat mezunu, eğitmci bir kişiydi. Kıvanç’a iyi bir ön eğitim verdiğine inanıordu.  Müdürün odasına çekine çekine gitti. Müüdr Niyazi Bey ise, yurt dışı eğitimli bir yöneticiydi. Kıvnaç’ın derdini anlamış ve il milli eğitmden müfettiş çağrılmıştı. Kıvanç’a 2. Sınıf Türkçe kitabınan bir metin okuttular, metin okuyan Kıvanç,  kitaplıkta duran Meydan Larousse’yi göstererek, bu yazının yazarının 14. Ciltte, 321. Saygada eyr aldığın dile getirdi. Müfettişler,tereddütsüz, Kıvanç’ı ikinci sınıfa almak zounda kaldı. Ama Kıvanç, haylaz biriydi;  bir gün şaka olsun diye, fırsat kollayıp, baş hadee ile ilk öğretmenini yangın odasına kilitlemiş, anahtarı da yanına almıştı. Okul yöneticileri eve gelip, anahtarı alan akadar da, hademe ile öğretmen,üç saat mahsur kalmışlardı küçücük odada…

 

İşte böyle bir şeyden kuşkulandı annesi yine. Ertesi sabah erkende İnönü Ortaokulu’na gelip,müzik öğretmeni ile görüşemk istediğini, öğretmenin kendisini çağırdığını söyledi. Müzik öğretmeni,Kıvanç’ın annesini, okul müdürü Abdurrahman Özcan’ın odasına götürdü ve müdür eliğinde anlatmaya başladı:

 

‘Hanımefendi, Kıvanç’ın müziğe olan eğilimini, ilgisini biliyorsunuz. Ama bu öyle alelade bir ilgi ya da bilgi değil; müziğe  aşırı bir yeteneği var, bence Kıvanç’ı, konservatuara yönlendirebilirsiniz,  bu konuda develt imkanlar sağlıyor, ara geçiş mümkün. Son karar tabii ki ailenin ama biz de destek oluruz elbette, yazık etmeyin, müthiş bir kulağı var’, Kıvanç’ın annesinin içine su serpildi, serpildi serpilmesine ama babansı ikna etmek biraz zor olacaktı.  Teşekkür edip, oradan ayrıldı. Eve döndü, akşam da babasına konuyu açtı. Sonuç beklediği gibiydi. Babası kesinikle reddediyordu. Ertesi gün tekrar okula gidip, durumu anlattı. Naci Öğretmen,pes etmek niyetinde değildi, ‘O zaman yarı zamanlı okuturuz. Bu okula da gider, haftanın üç gnü de armoni, solfej ve kompozisyon derslerini alır. En azından müzikten uzak kalmaz. Benim eğitimciliğim, böyle bir yeteneğin heab olmasına izin vermez’ dedi ve hemen konservatuarla iritbata geçti…

 

İki gün sonra okula annesi ve babası beraber gelip, Naci Öğretmen’den yarı zamanlı eğitimin nasıl olacağını öğrendi. Baba bu kez ikna olmuştu, bu bir nevi kors gibiydi, olabilirdi…

 

Kıvanç, ortaokulun ikinci sınıfı ile beraber, yarı zamanlı eğitime başladı. Burada da okluda olduğu gibi üstün başarı elde ediyordu…

 

Kıvanç, beş senenin sonunda, yarı zamanlı eğitimi tamamladı. Üstün derece ile mezun olmuştu. Lisenin bitmesini de birkaç ay kalmıştı. Bir akşam ödev yaparken, annesi; ödev kağıdının yamuk yumuk yazılarla dolu olduğunu fark etti. ‘Kıvanç, nasıl ödev bu, özen göstersene biraz’ deyince, ‘Anlamadım, anneciğim’ diyerek, yüzünü buruşturdu. ‘Sanırım gözlerim bozulmuş’…

 

Hemen doktora gittiler. Muayenede bir şey çıkmadı, derken bir doktor, bir doktor daha; bu yolla İstanbul’da ne kadar doktor varsa, muayene oldular neredeyse ama çözüm bulunamadı; Kıvanç’ın gözleri günden güne bozuluyor ama koca koca göz doktorları anlamsız biçimde çare bulamıyorlardı. Bu arada Kıvanç, günden güne kötüleşti.

Babası, durumu tepki ile karşılayan yakın çevresine, İstanbul’un en iyi hekimlerine götürdüğünü ve karışılmması gerektiğini haykırıyordu…

En son bir yakınlarını tavsiyesi ile, Irak’ta savaştan kaçıp, Türkiye7ye gelen bir doktora götürdüler. Doktor  dha kapıdan girdiği anda, Kıvanç’ın kendisi ile ilgili bir rahatsızlığının olmadığını, beyinden gelen göz sinirlerinde sorun olma ihitamlinin yüksek olduğunu dile getirdi.

Kıvanç, birkaç ay içinde ciddi üç ameliyat geçirdi. Bu arada gözlerinde yüzde 60’a yakın görme kaybı oluşmuştu. Ameliyatlar bitti, doktor Kıvanç’ı karşısına ladı ve ‘Bak Kıvanç, tıbbın sana yapacağı bu kadar. Azmedersen, bu şekilde de pekala başarılı olursun. Liseden derslerin kalmış, onları bitir sonra da üniversite eğitimine devam et. Başarmak istersen,yaparsın’ dedi.

Kıvanç,iki yıla yakın bir nekahat süresi geçirdi. İki yılın sonunda lise bitirmelerine katılıp, iki sınav döneminde toplam 18 dersi başarıyla geçti. Hemen ardında da iki yıllık turizm işletme bölümüne girdi. Özellkile annesi sevinçten havalara uçuyordu.  Bu okulu da başarıyla tamamlayan Kıvanç için,artık bunun yükseğini yapma vaktiydi. Evde kaldığı süre zarfında, mutfak çok ilgisini çekmişti. Az gören biri olmasına karşın, kendini kabul ettirdi ve gastronomi üzerine lisans tamamladı. Bunu, bir yıl da şarap üzerine ihitsaslaşma takip edecekti…

Uluslar arası birçok sivil toplum kuruluşu, Kıvnaç’ı;belki de dünyanın ilk görme engelli ugurmesi olarak tüm gastronomi sektörün lanse ediyordu. Bu lanse sayesinde, Kıvnaç’a bazı gastronomi dergilerinde, yöneticlik ve yazarlık imkanı sağlayacaktı…

1993 yılının yaz aylarında, iki ünlü  gastronomi dergisinde yayın kuruluna giren Kıvanç; buralarda köşe de yazmaya başladı. Ama Kıvanç, nasıl olduğu anlaşılmaz bir biçimde, mutfak dergilerinde siyasi yazılar yazıyordu. Daha üçüncü yazısında, yönetimi çıldırttı. Akif Usta olarak ülkece tanınan dergi yönetmeni, Kıvanç’ı yanına çağırdı ve ‘Bak, referansın ve torpilin iyi yerden. Ama siyaset yapacaksan, git bir partiye üye ol. Yok gazetecilik yaapcaksan da git okulun oku, burası yemek derğisi’ diyecekti…

Yazmak ya da gazetecilik  tutkusu, Kıvanç’ta daha çocukkenden vardı. Daha 13 yaşında, lisedeki sınıflarının kalabalıklığı ile ilgili bir yazı yazmış, daha o yaşta sorgulanmıştı… Yine 17’sinde de sağlık alanındaki olumsuzulkları kaleme alan bir yazı yazmış, yazısı okur sayfasında yayınlanmasına karşın büyük yankı uyandırmıştı…

Dergi yöneticisinin sözünü dinleyen Kıvanç, girdği ilk sınavda İletişim Fakültesi’nin gazeteclik bölümüne girdi. Girdiği andan itibaren de Ankara’da yerelden ulusala birçok mecrada çalışmaya başladı. Hatta daha ikinci sınıftayken haftalık bir ekonomi gazetesinde yaptığı coğrafi işaretler haberi ile ödül bile alacaktı. Artık bir yandan yarı profesyonel manada gastronomi ile ilgileniyor, bir yandan da gazeteclik yapıyordu…

Davetlerle ilk tanışması, İş Bankası Genel Müdürlüğü’nün tarihi 25 katlı binasında oldu. İş Bankası, 1995 yılının Mayıs ayında, 1994-1995 banka mali bütçesini açıklama üzere bir basın toplantısı düzenlemiş,  kahvaltılı olan bu basın toplantısında Kıvanç da yer almıştı… Ardandan ir hafta sonra da,Dedeman Ankara Otel’de düzenlenen TOBB Genel Kurulu kutlamasına katılan Kıvanç, daha öne otellerde gastronomi sorumlusu olarak denetlediği açık büfe deneyimini, basın mensubu olarak katılımcı olarak yaşıyordu…

Okul ile beraber birçok yayın kuruluşunda çalıştığı için, hemen her akşam bir davete muhair olarak katıldı. Mezun olduktan sonra da, gerek başbkanlığa, gerekse TBMM’ye baktığı için, birçok davette bulundu…

Gittiği her davetten en az iki haber çıkarmadan çıkmazdı. Ama maalesef kötü bir huyu vardı, yemeyi ve içmeyi çok sevdiği için, tabağını biraz abartılı dolduruyordu, özellikle açık büfelerde…

Bir gün bir arkadaşı, yanına geldi ve ‘Kıvanç’ dedi, haberlerini hayranlıkla okuyorum, en olmayacak yeredn en az bir demeç bir özel haberle çıkıyorsun, üç günde bir anşet yazıyorsun, bunlar güzel ama güel olmayan şu taabğın’ dedi, ‘Ne taabğı’ diye sorunca Kıvanç, Hürriyet muhabiri arkadaşı ‘Biliyorum Kıvanç, gözlerin hafif bozuk, işini yapmana engel değil ama bozuk. Sen uzağı tam seçemiyorsun ama herkes uzaktan senin tabağının aabrtılı doluluğunu görüyor’ dedi. Kıvanç o andan sonra katıldığı tüm davetlerde azaim dikkat etti buna…

Evet, işine engel olmasa da gözleri bozuktu…

Bir gün, Polonya Büyükelçiliği’nin Milli Gün Reepsiyonu’nda konuşmalar bitmiş, sıra ymek faslına gelmişti. Konuşmalar biter bitmez, açık büfe yemek stantı açıldı. Resepsiyona katılan siaysetçi, bürokrat, diplomat ve gazeteciler; yiyecek bir şeyler almak üzere, yemek kuyruğuna girdiler. Yemek alma sırası Kıvanç’a geldiğinde, rakı içeceği için, önce soğuk mezelerden tabağına aldı, sonra da sıra sıcaklraggeldi. Tam ikinci sıradaki kazandaki yiyecekten tabağına  koyuyordu ki,  arkadan bir ses; ‘Evladım bu nedir?’ dedi Kıvanç’a, Kıvanç, aynı zamanda gastronomi uzmanı olduğu  için hemen ayrıntılı biçimde yanıtladı: ‘Efenidm, bu ‘Chıcken Scaloppe’, göğüs tavuğu mısır ununa bulayıp, susamla beraber kızartıyorlar, bir yerde tavuk simidi de diyebilirsiniz…’ Adamın hoşuna giti, sonra da Kıvanç’ın boynunda asılı olan basın kartına bakarak; ‘Aaa siz gazetesiniz sanırım, hangi gazete?’, Kıvanç yanıtladı, ‘Hergün Gazetesi, siz nerden efendim?’; adam güülmsedi; ‘Ben TBMM’enim oğlum, bakanım…’ Zira o kişi, Ecevit hükümetinin İnsan Haklarından Sorumul Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk’tü…

Kıvanç, Ankara’da sağ partiler konusunda ihtisaslaşmış,  zaman zaman da diplomasi ağırlıkrlı haberler yapan bir muhabir olmuştu.

MHP’ye yakın bir gazetenin başbakanlık muhabiri olarak, DYP, MHP, ANAP ve birçok bakanlığın her gün altını üstüne getiriyor; hemen her akşam katıldığı ki genelde milli gün resepsiyonları, KİT kuruluş yıldönümleri ya da ufak tefek magazin haberleri oluyordu; hemen her akşam katıldığı kokteyllerden en az iki-üç haberle ayrılıyordu…

Ancak, MHP’nin iktidardan düşmesi, gazetesini eleman azatmaya götürecekti. Artık eskisi gibi TBMM’de beş-altı parti değil, sadece Ak Parti ve CHP vardı. Dolayısıyla da TBMM’den kulis haber çıkarmak neredeyse imkansız hale gelecekti. Kıvanç bu yolla, İstanbul’a gelmek zorunda kaldı…

Aslında gazetesi kendisini bırakmamıştı,  İstanbul merkez ofiste çalışacak; belik de haberlere daha bir hakim olacaktı. Ancak gazetenin İstanbul merkez ofisine geldiği zaman, bambaşak bir gerçekle karşı karşıya kalacaktı…

Sözde milliyetçi-muhafazakar gazetenin sözde milliyetçi-muhafazakar patronu Meki Haracoğlu, üç yıl iki ay on günde, gazetede 208’i manşet, 147’si sür manşet, 1744 ahber, 34 yazı dizisi, 811 köşe yazısına imza atan Kıvanç’ın bir gün bile sigortasını yatırmamıştı. Zaten sözde milliyetçi-muhafazakar Meki Haracoğlu,  nerede hastalıktan bitap düşmüş,  nereed kanserli biri var, hiç sigorta yapmadan, üsletik asgari ücretin bile altına  çalıştıran, ayrılırken de silah zoru ile imzalı kağıt alıp, tazimnat isteme hakkını elinden alan biriydi…

Haksızlıklara karşı çıkan Kıvanç, karşı çıkmasının bedeli olarak işten çıkartıldı…

Deneyimli bir gazeteci olan Kıvanç’ın bütün birikimi siyaset, ekonomi ve diplomasiydi. Genellikle de  haber kaynakları akşamları katıldığı kokteyllerde elde ediyordu…

İstanbul’da da haber kaynağı bulması zor olmadı. Hemen her konuda engin bir bilgi birikimine saihp Kıvanç, hemen Ekonomik Yaşam Gazetesi ile irtibata geçti ve muhair olarak başladı. Artık alanı tamamen ekonomiydi, burada birçok basın toplantısına katıldı. Ancak Ankara’nınaksine İstanbul’rda yoğun bir branşlaşma vardı, misal; gazlı çiçek muhabiri farklı, yünlü kumaş muhabiri farklıydı. Dolayısıyla da toplantı organizatörü pr ajansları, Kıvanç’ın gerçekten gazeteci olduğuna bir türül inanamadılar. Zira  Kıvanç, her toplantıya hazırlıklı geliyor, sert sorular soruyor; uzun haberer yazıyorrdu. Oysa pr ajansları, muhabirlerle anlaşmalıydı. Ne yazılacağına ajans karar veriyoru. Bu Kıvanç’ın gazeteclik anlayıışna tamamen tersti. Bu nedenle de birçok toplantıya ya alınmadı, ya soru sorması engellendi ya da girdiği toplantılardan çıkartıldı…

Kıvanç, halen kendisinin okulli bir gazeteci olarak meksleği ne kadar iyi bildğini pr ajanslarına anlatmaya çalışmaktadır…



Bu yazı 1406 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Medipol Başakşehir 10 6 1 3 14 4 21 +10
2 Kasımpaşa 10 6 3 1 23 16 19 +7
3 Galatasaray 10 6 3 1 17 12 19 +5
4 Beşiktaş 10 5 2 3 19 13 18 +6
5 Antalyaspor 10 5 3 2 13 15 17 -2
6 MKE Ankaragücü 10 5 4 1 12 10 16 +2
7 Trabzonspor 10 4 3 3 18 12 15 +6
8 Yeni Malatyaspor 10 4 3 3 13 10 15 +3
9 Göztepe 10 5 5 0 12 12 15 0
10 Atiker Konyaspor 10 3 3 4 15 14 13 +1
11 Bursaspor 10 2 2 6 8 8 12 0
12 Kayserispor 10 3 4 3 9 11 12 -2
13 Alanyaspor 10 4 6 0 6 15 12 -9
14 Sivasspor 10 2 4 4 12 17 10 -5
15 Fenerbahçe 10 2 5 3 7 13 9 -6
16 Çaykur Rizespor 10 1 4 5 12 15 8 -3
17 Akhisarspor 10 2 6 2 10 18 8 -8
18 BB Erzurumspor 10 1 5 4 7 12 7 -5
Takım O G M B A Y P AV
1 Gençlerbirliği 5 4 0 1 10 1 13
2 Ümraniyespor 5 4 1 0 9 4 12
3 Denizlispor 5 3 1 1 10 2 10
4 Boluspor 5 2 1 2 5 3 8
5 Hatayspor 5 2 1 2 5 3 8
6 Eskişehirspor 5 2 1 2 5 5 8
7 Adana Demirspor 5 2 2 1 9 4 7
8 Altınordu 5 2 2 1 8 4 7
9 Adanaspor 5 2 2 1 8 6 7
10 Giresunspor 5 2 2 1 5 3 7
11 İstanbulspor 5 2 2 1 9 13 7
12 Afjet Afyonspor 5 1 2 2 8 7 5
13 Gazişehir Gaziantep FK 5 1 2 2 4 5 5
14 Altay 5 1 3 1 4 7 4
15 Balıkesirspor Baltok 4 1 2 1 2 5 4
16 Elazığspor 5 1 4 0 6 10 3
17 Osmanlıspor FK 5 1 4 0 1 5 3
18 Kardemir Karabükspor 5 0 4 1 1 11 1
Takım O G M B A Y P AV
1 Manisa BBSK 5 5 0 0 12 2 15
2 Tuzlaspor 5 4 0 1 11 1 13
3 Tarsus İdman Yurdu 5 3 0 2 14 9 11
4 Pendikspor 5 3 0 2 11 6 11
5 Şanlıurfaspor 5 3 0 2 6 3 11
6 Sivas Belediyespor 5 3 1 1 9 4 10
7 Fatih Karagümrük 5 3 1 1 7 2 10
8 Menemen Belediyespor 5 3 1 1 12 9 10
9 Zonguldak Kömürspor 5 2 1 2 5 3 8
10 Etimesgut Belediyespor 5 2 1 2 5 5 8
11 Kahramanmaraşspor 5 2 2 1 4 5 7
12 Bugsaş Spor 5 2 2 1 6 8 7
13 Kırklarelispor 5 1 1 3 6 5 6
14 Bandırmaspor 5 1 2 2 3 5 5
15 Darıca Gençlerbirliği 5 1 2 2 3 5 5
16 Konya Anadolu Selçukspor 5 1 2 2 7 10 5
17 Tokatspor 5 1 3 1 2 5 4
18 Fethiyespor 5 0 2 3 3 8 3
Takım O G M B A Y P AV
1 Hekimoğlu Trabzon 5 4 0 1 7 2 13
2 Şile Yıldızspor 5 4 1 0 13 4 12
3 Silivrispor 5 4 1 0 9 1 12
4 Nazilli Belediyespor 4 3 0 1 6 2 10
5 Karaköprü Belediyespor 5 3 2 0 11 8 9
6 Nevşehir Belediyespor 4 2 0 2 13 7 8
7 Artvin Hopaspor 4 2 0 2 6 1 8
8 Tire 1922 4 2 0 2 5 1 8
9 Ergene Velimeşe 5 2 1 2 5 4 8
10 Yomraspor 5 2 1 2 3 2 8
11 Erzin Belediyespor 5 2 2 1 7 4 7
12 Kozan Belediyespor 4 2 1 1 5 3 7
13 Gebzespor 5 1 1 3 5 3 6
14 Batman Petrolspor 5 1 1 3 6 7 6
15 Büyükçekmece Tepecikspor 5 1 3 1 5 7 4
16 Erbaaspor 5 0 3 2 2 5 2
17 Körfez Spor Kulübü 5 0 4 1 3 12 1
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 02/11/2018 Galatasaray vs Fenerbahçe
 03/11/2018 Kasımpaşa vs Antalyaspor
 03/11/2018 Akhisarspor vs BB Erzurumspor
 03/11/2018 Medipol Başakşehir vs Beşiktaş
 04/11/2018 MKE Ankaragücü vs Kayserispor
 04/11/2018 Alanyaspor vs Yeni Malatyaspor
 04/11/2018 Trabzonspor vs Bursaspor
 05/11/2018 Göztepe vs Çaykur Rizespor
 05/11/2018 Sivasspor vs Atiker Konyaspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 02/11/2018 Altınordu vs Elazığspor
 03/11/2018 Denizlispor vs Adanaspor
 03/11/2018 Gazişehir Gaziantep FK vs Altay
 04/11/2018 Hatayspor vs Ümraniyespor
 04/11/2018 Kardemir Karabükspor vs Boluspor
 04/11/2018 Adana Demirspor vs Afjet Afyonspor
 04/11/2018 Eskişehirspor vs Osmanlıspor FK
 05/11/2018 Gençlerbirliği vs Giresunspor
 05/11/2018 İstanbulspor vs Balıkesirspor Baltok
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 04/11/2018 Kahramanmaraşspor vs Sivas Belediyespor
 04/11/2018 Darıca Gençlerbirliği vs Manisa BBSK
 04/11/2018 Fatih Karagümrük vs Pendikspor
 04/11/2018 Fethiyespor vs Zonguldak Kömürspor
 04/11/2018 Konya Anadolu Selçukspor vs Bandırmaspor
 04/11/2018 Menemen Belediyespor vs Bugsaş Spor
 04/11/2018 Tarsus İdman Yurdu vs Şanlıurfaspor
 04/11/2018 Tokatspor vs Etimesgut Belediyespor
 04/11/2018 Tuzlaspor vs Kırklarelispor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 04/11/2018 Artvin Hopaspor vs Erbaaspor
 04/11/2018 Erzin Belediyespor vs Batman Petrolspor
 04/11/2018 Büyükçekmece Tepecikspor vs Yomraspor
 04/11/2018 Kozan Belediyespor vs Ergene Velimeşe
 04/11/2018 Körfez Spor Kulübü vs Hekimoğlu Trabzon
 04/11/2018 Nazilli Belediyespor vs Şile Yıldızspor
 04/11/2018 Nevşehir Belediyespor vs Silivrispor
 04/11/2018 Tire 1922 vs Gebzespor
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI