Bugun...


Aybüke Bafralıoğlu

facebook-paylas
EKİP-2/CEMİYETİN YANCILARI /2/
Tarih: 07-10-2022 20:51:00 Güncelleme: 07-10-2022 20:57:00


 

EKİP-2

CEMİYETİN YANCILARI

 

 

Boğaç Yüzgül&Ekip-2/Cemiyetin Yancıları - İstanbul Sanat Magazin

 

 

ÖNSÖZ

---dünden devam…

 

Artık Çırağan Sarayı’nın tam ortasında, ikram edilen kanepelere on hafta aç kalmış gibi on parmağı ile saldırırken, birbirinin parmağına kürdan batıran öğretmenler, psikologlar, doçentler mi dersiniz; yoksa Hilton’un Balo Salonu kapısında, çekilişle muhtaç kişiler için lüks bir markanın hediye etmek üzere koyduğu ütü, mini fırın ya da el süpürgesi kutularına; bu hediye katılanlara verilecek diye saldırıp, otel güvenliğinin; toplumsal olaylarda yaşanan eylemci dağıtma  operasyonu gibi davetsiz ekibi kovalaması mı dersiniz;  seçin, beğenin; okuyun…

 

Bir önceki kitapta, ekip üyelerinin  birbirlerini çekememe ve sürekli bir polemik ya da kavga halinde olduklarını; en iyi ihtimalle de dedikoduya bayıldıklarını kaleme almıştım…

 

Yine bu kitapta da, ekip üyelerinin birbirleri ile nasıl bir sürtüşme içinde olduklarına ilişkin ilginç bazı notlarda yer alıyor…

 

Saç saça ve baş başa kavgadan tutun da, grup olup çete misali adam dövmeye kalkanlar falan…

 

Birbirini çekemeyen, esasen kendi kişiliği, sureti ve kimilği ile sorunu olan bazı ekip üyelerinin; sanki kendisi o davetin sahibi ya da çok tirajlı bir gazetenin deneyimli genel yayın yönetmeni gibi, başka bir ekip üyesini beğenmemesini hatta  ihbar etmesine de şahit olundu bu ekip dünyasında; halen de olunuyor…

 

Yeri gelmişken; bu ekip üyelerinin genelinin kavgacı olmasının yanı sıra; kavgacı kişilikleri de farklılık  gösteriyor:

 

Sinirli kavga eden ekip üyeleri, çirkef kavga eden ekip üyeleri, saldırgan  kavgacı ekip üyeleri, yaygaracı ekip üyeleri; sakin-sinsi ekip üyeleri…

 

Anlayacağınız mönü zengin bir açık büfe gibi…

 

E tabii ‘Kokteyl’ ile ilgili bir kitaba da, açık büfe insan manzaraları yakışırdı…

 

Burada bir notu daha iletmek ve hatta yinelemek istiyorum…

 

‘Otel Faresi’ tabir edilen, davetsiz kokteylci ekibinin Ankara kahramanlarından hiç bahsetmediğime dikkat edebilirsiniz…

 

Oysa evet Ankara’da da, bu davetleri takip eden ve hemen hemen her akşam elçilik resepsiyonları olsun,  Ankara magazini olsun ya da bürokrasi yemekleri olsun; gelen kişiler vardı…

 

Ama bunlar, gerçekten bir elin parmaklarını geçemeyecek insanlardı…

 

Bir tanesi Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğü Basın-Yayın Müdürlüğü’nde çalışan 35-40  yaşlarında bir bankacı, bir diğeri; Türkçe-İngilizce gazete çıkardığını söyleyen 55-60 yaşlarında bir eski matbaacı ve MTA’da üst düzey memur olan ve Ankara orta sınıf cemiyetinin en çapkın kişileri arasında gösterilen Veli Canatar…

 

Bunun dışında, Ankara’da, çok fazla ‘Ekip’ kategorisinde sayılacak biri yoktu…

 

Ama Ankara ‘Ekip’ cephesinin de tabii ki ‘Resmi Ekip’,  yani kapıdan çevrilmeyeceğini bilen ekip üyeleri vardı…

 

Bunlardan biri TBMM Başkan Vekili iken bile hiçbir geceyi kaçırmayan Kamer Genç, MHP Milletvekili Mehmet Ceylan ki,  habersiz kaldığımda demeç haber olarak benim imdadıma yetişen ağabeyimdi, keza Abdullah Gül, Salih Kapusuz ve Recai Kutan da; hemen her gece hangi kokteyl olursa olsun, RP’yi, Sonra da FP’yi ve tabii en son da SP’yi temsilen gecelerde karşınıza çıkan siyasetçilerdi…

 

Kamer Genç’in bir özelliği vardı. Viskiyi, gerçekten tutkunluk derecesinde seven bir adamdı.

 

Başta Suudi Arabistan, İran, Pakistan, Afganistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Sudan, Mısır, Tunus, Cezayir ve Fas olmak üzere,  İslami yönetime sahip ülkelerin elçilik resepsiyonlarında asla alkol olmazdı…

 

Ama Kamer Genç,  muhakkak garsonu çağırır; viski isterdi…

 

Adam alelade biri değil, TBMM Başkanvekili;  istersen getirme; ‘Paramla da olsa içeceğim kardeşim, sen getir’ derdi ve şayet hakikaten de İslami bir ülke kokteyli ise, viski bardağını peçeteye sarar;  ama yine de viskisiz kalmazdı.

 

Neşeli olduğu günlerde,  yakınındaysam; ‘Bak garson kardeşim, gidip iki tane viski alıyorsun; peçeteye sararak getir, biri bana, biri Boğaç Bey’e,  çaktırmadan getir, bitince ben yine seni bulurum’, sonra da garsonun cebine hatırı sayılır bir bahşiş koyar,  salona akardı.

 

On dakika sonra viskiler elimizde; çok viskisini içtim rahmetlinin gerçekten; zaman zaman aleyhte haberini de yaptım ama, hiçbir zaman kızmadı sağolsun…

Lafını hiçbir surette sakınmayan birisiydi, öyle ki Tansu Çiller; kendisini TBMM Başkanvekili yaptığından hemen sonra teşekkürünü herkesin içinde, yine bir kokteylde yapmıştı…

 

Belli başlı gazetecilerin kokteyllerde olması, biz gazetecilerin işine gelirdi,  zira hiç yoksa hemen her gazetecinin arşiv ya da gündeminde aylık en az on tane Gül, Genç, Kapusuz ya da Kutan demeci bulunurdu.

 

Yine ATO Başkanı Sinan Aygün de, hemen her davetin vazgeçilmezlerindendi…

 

Şaşıracaksınız ama, diplomasinin bile ekibi vardı Ankara’da…

 

Herhalde toplamda iki bini aşkın elçilik toplantısına katılmışımdır gazeteci olarak Ankara’da ve abartmıyorum; bunların en az bin beş yüzünde mutlaka üç kişi ile karşılaşmamış olmam imkansızdı:

 

Biri Yunanistan Büyükelçiliği Askeri Ateşe Yardımcısı Hristos Karemindiyanis, biri KKTC Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, biri ise Azerbaycan Büyükelçisi Mehmet Nevruzoğlu…

 

Bunlar misyonları gereği olsun,  davet için olsun mutlaka o mekanlarda olurlardı…

 

Bu da yine dış haberler sayfası için ideal bir haber kaynağı demekti…

 

Peki siz sanıyor musunuz ki, sadece davetsiz otel fareleri var?

 

Hayır, bayağı bildiğiniz sosyetede yer edindiğini sanan, ismi bilinen ve nasılsa kapıdan çevrilmeyeceğini bilen bazı medyatik-sosyetik ekip üyeleri de var;  hatta bunlar içinde üçüncü snıf homoseksüel tavırlarıyla tanınan ve organizasyonların vazgeçilmez organizatörleri ve onların avanelei de var…

 

Bunlar da tıpkı bizim davetsiz otel fareleri gibi her renkli davette baş köşededir…

 

Sahte kahkahaları, mekana davetsiz gelmelerine rağmen; ‘Nanik’ yapar gibi, o davette olmaktan kasım kasım kasılan tiplerdir bunlar…

 

Bu kitap, korona virüsü sebebiyle birçok etkinliğin ve tabii ki kokteylin de düzenlenemediği pandemigünlerinde yazılmıştır, hem o günlerin anısına, ve tabii anı kitaplarının arasına bir başkasını katma arzusu ile…

 

Bana iyi bir gazeteci olmayı iki kişi öğretti; biri Hergün Gazetesi Haber Müdürü Macit Soydan, biri ise eski bakanlar Nevzat Ayaz ve Şuayip Üşenmez’in basın danışmanlığını yapmış olan Yaşar Ateşsoy; onlar bana dedi ki; ‘Kokteyllerde istediğini ye iç ama o mekanlar, o salonlar; tam bir haber cennetidir; röportaj da yap; her ne kadar demeç haber,  gazeteciliği öldürse de, sen satır arasında, gündemi yakala…’

 

O gün bugün; kokteyllerde üç şey ararım; kaliteli deniz mahsulü, iyi içki ve satır arası haber…

 

Evet, belki de Türkiye’nin en hareketli döneminde, Çiller iktidarında, ANA-YOL hükümeti devrinde, 28 Şubat sürecinde, DSP-MHP-ANAP üçlü koalisyonu devrinde ve AK Parti’nin kuruluş devrinde Ankara’da, 2003 sonrası ise İstanbul’da memur olana dek; tam 18 sene gazetecilik yaptım.

 

Günlük gazetelerde sayısız köşe yazısı, haber-analiz ve araştırma dosyaları ile yazı dizileri hazırladım, tabii kitaplar yazdım…

 

Eger kokteyller olmasaydı, bu kitap dahil, hiçbirisini yazamaz, hazırlayamazdım…

 

Ankara gazetecileri dışında hiç kimse; kokteyllerde ayaküstü yakaladığınız bir siyasetçiden, bir askerden ya da bir bürokrattan; satır arası ya da kulis haber yakalamanın hazzını yaşamamıştır ve asla da  bilemez…

 

Bu süre zarfında 18 sene içerisinde haber kaynağım olmuş kişilerden, elbette hayatnı kaybedenler oldu…

 

Hepsini şükran ve minnetle yad ediyorum…

 

Son olarak da, bu kitabın son yayın aşamasında bana fikirsel ilham veren arkadaşım sanatçı ve yönetmen Emir Emirhanoğlu ile, bu kitabın; halen birilkte emek vermekte olduğmuz EKONOMETRONOM EKONO-MAGAZİN INTERNET EKONOMİ DERGİSİ’ni de bünyesinde barındıran EKONOMETRONOM YAYINLARI’ndan çıkmasını sağlayan, gerçekten tüm kalbimle çok sevdiğim dostum EKONOMETRONOM CEO’su Ulviye Uçar’a da teşekkürlerimi bir borç bilirim…

 

Keyifli okumalar…

 

Boğaç Yüzgül

 

 

 

 

 

GİRİŞ

 

‘Kokteyl’ kelimesi, İngilizce’de ‘Horoz’ anlamına gelen ‘Cock’ ile, ‘Kuyruk’ anlamına gelen ‘Tail’ kelimesinin birleşmesinden oluşmuş,  gastronomik bir kelimedir…

 

1950li yıllarla birlikte ilk gelişim aşamasının filizlerini veren ‘Gastronomi’ mesleğinin özellikle içki ile ilgili bölümünü temsil eden Barmenler; dünyaya Western filmleri aracılığıyla yansıtılan ve barmenlerin, tezgahın arkasında durarak, sadece viski ya da bira servisi yapan kişiler olmasının aksine, yaratıcı birer ustalar olduğunu kanıtlamak için;  birçok yeni ürünler sergilediler… Bugün  dünyada, ‘Alexander Sister’, ‘Tom Collins’, ‘Alexander Brother’, ‘Cin-Tonik’, ‘Cin Fizz’, ‘Bloody Mary’,   ‘Virgin Mary’ adı ile bilinen karışım içkilerin tamamına yakınının geçmişi de bu dönemlere dayanır…

 

Özellikle görsel çeşitliliğe ehemmiyet veren mekanlarda ise,  barmenler; fizik kanunlarından da yararlanarak; ağır olan içkinin altta,  hafif olan içkinin ise üst katmanda kalması mantığına dayanarak, Kat kat rengarenk içkiler yaratmaya başladılar…

 

Genelde de, en alt katmanda koyu ve ağır çeken şeftali ya da kayısı suyu, orta katmanda onlara göre biraz daha hafif vişne ya da çilek suyu; en üst katmanda ise renk versin diye yeşil renkli nane likörü ile karıştırılmış votka ya da cin bulunan üç renkli bir bardak…

 

Bunun ne olduğunu soranlara da, horozun renk renk kuyruğunu andırdığı için, ‘Cocktail’, yani ‘Kokteyl’ adını verdiler…

 

Zamanla bu renk renk içkilerin ünü yayıldı, yemekli davetler öncesi verilen ikramlarda da sunularak, bu davetlere kokteyl denmeye başlandı…

 

Zira mantık olarak da, renk renk ve çeşit çeşit yemek de yer aldığı için bu ikramlar da, yine kokteyl olarak anılabilirdi…

 

Bilinmesi gereken ve içgüdüsel olarak hareket edildiği için,  sosyo-psikolojik bir algı haline gelen, genel bir tutum vardır şu ‘Kokteyl’ adını verdiğimiz davetlerle ilgili olarak…

 

Zira sadece ekip üyeleri değil; hemen herkes;  eğer saat 17:00 sonrası bir etkinlik, panel, sempozyum, konuşma ile ilgili bir davet almışsa; ya hemen davetiyenin en alt kısmında bulunan programda, ya da programda yazmıyorsa daveti iletenlere şu soruyu sorar:

 

‘İkram,  yiyecek-içecek, kokteyl falan var mı?’…

 

Bu, istatistiklerle de ortaya konmuş bir gerçektir ve kokteyl mantığında ikram edilecek olan yiyecekler hemen herkesin şu ya da bu biçimde ilgisini çeker.  Zaten sosyal statüsü ya da maddi durumu ne olursa olsun, kokteyl düzenlenen salonlarda hemen herkesin yiyecek-içecek ikramı başladığında bambaşka bir havaya girdiği açıkça gözlenebilir…

 

Şöyle ki,  kokteyl ve bir toplantı düzenleneceği ilan edilen bir etkinlik öncesinde, katılımcılar en az  yarım saati geçmeyecek ölçüde ilgili mekana gelmeye başlarlar. Ama kokteyl sırasında ilk açılacak olan ve içkilerin servis edileceği; ‘Bar’ denilen bölüm henüz açılmamıştır.

 

Her ne kadar garsonlar masalara ya da konuklara servis edecek olsa da,  bar açılır açılmaz, bar masası ya da tezgahının önü;  bir anda insan yığınına yani katılımcı akınına uğrar.

 

Kanepe ya da ikramlar servis edilmeye başlandığında ise;  yine ‘Benim’ diyen biri bile,  garsonların peşinde koşarak,  nasibine düşen ikramlardan almaya çalışır…

 

Yine ekip olsun,  normal katılımcı olsun; orada bulunan bir kişi; kokteyl deneyimi yaşamışsa; ikram edilen yiyeceklerin, başta otel fareleri olmak üzere birçok gözü aç insan tarafından; avuçlanarak; ikişer-üçer alınıp daha yolda tükeneceğini ve asla masasına gelmeyeceğini bildiği için, aç kalmamak uğruna; sakin sakin beklemek yerine, mecburen tepsilere saldıran tarafta olmayı yeğler…

 

Tabii çok ağır bir misafir ise; son derece tok bir ses tonu ile garson çağırılır ve ‘Biz ana sponsoruz’ ya da ‘Biz şeref konuğuyuz, aç kaldık;  bize özel bir tepsi yapıp getirin lütfen’ denilecektir…

 

Çaresiz garson da servis alanına gidip, tepsiye kalan yiyeceklerden doldurur ve saldırgan katılımcılardan kaçırmak için; tepsiyi boyunun yettiği kadar havaya kaldırarak, isteyen hatırlı masaya ulaştıracaktır…

 

Tabii saldırgan bazı davetliler;  o tepsinin yemek olduğunu anlayıp; rebound’ a çıkan bir basketçi gibi zıplayıp,  ikramlara dalmamışsa…

 

Şu bir gerçektir ki; özellikle otel farelerinin de katılabildiği, tabii aynı zamanda katılımcısının da yoğun olduğu; ikramı ve içkisi de bol kokteyllerde; kokteyl boyu yaşanan görüntüler;  mekanın güvenlik kamerasından alınsa; inanın en az beş bölüm izlenecek komedi skeçleri doğması işten bile değildir. Üstelik bunlar yaşanmış skeçlerdir, rol değildir; tamamı gerçektir…

 

Bunlar, kokteyllerin; ilgi çekici manzaralarıdır.

 

Ancak inanın burada olumsuz gibi sergilenen tutumu sergileyen kişilerin sadece otel faresi diye anılan  kişiler olduklarını söylemek; haksızlıktır,  zira rujunu ya da ayakkabısının tozunu 200 TL ile silmeye kalksa bile, hayatının sonuna kadar yetecek 200 TL’lik banknotunun olduğunu bildiğiniz birçok ünlü ve zengin insan bile; bazen kokteyllerde ufacık bir salamlı kanepe için, büyük bir mücadeleye girebilmektedir…

 

Kokteyllerin belki de en önemli ve olumlu yanı ise;  kategorisine göre, en önde gelen alan ya da sektör temsilcilerinin hemen her birini orada yakalama ya da tanıma avantajıdır…

 

Bu nedenle de gerçek gazeteciler için kokteyller;  daha önce de değindiğim ve ileride de ara sıra değineceğim üzere, tam bir cennettir…

 

Tabii ünlü tanımak isteyenler için de…

 

Bir istatistiki bilgi ile bu bölümü nihayetlendirelim…

 

2003 – 2012 yılları arasında; sadece İstanbul’ da toplam 5725 irili-ufaklı kokteylli toplantı, 4944 yemekli toplantı düzenlenmiş…

 

2012 – 2019 arası ise, bu rakam,  neredeyse üç misline çıkmış ve 9771 kokteyl ve 9014 yemek olarak tespit edilmiş…

 

Yine yapılan tespitlerde; bu rakamlar dahil olan toplantıların tamamına yakını değil;  bizzat tamamında; mutlaka ekipten bir ya da birkaç kişi katılmış…

 

Nasıl bir azim değil mi? ‘Bu azimle birleşip futbol kulübü kursalar şampiyon olurlar;  yok parti kursalar iktidar olurlar’ desek çok abartı olmayacaktır gerçekten…

Gelin, bu macera dolu kokteyl dünyasına;  kitaptan devam edelim…

 

İLK DENEYİM SONRASI ÇIRAKLIKTAN USTALIĞA GEÇİŞ KOKTEYLLERİM

 

İletişim Fakülteleri Arası Sempozyum’da, çok kanallı televizyon yayıncılığına geçiş süreci ve geçen iki yılda yaşanan başıboşluğu gündeme getiren bir konuşma yapmam; birçok akademisyenin dikkatini çekmişti. Konuşmamın ardından verilen arada, Ankara İletişim ve İstanbul İletişim’den birçok akademisyen, kendimi tanıtırken duymamış olacaklar ki; seneye okullarında yüksek lisans yapmak istersem, kapılarının açık olduğunu iletiyorlardı bana; oysa daha dört sene vardı önümde…

 

Gerek okulun yayın organı ‘Gazi’nin Sesi’, gerekse başkentteki başka üniversite yayın organlarına verdiğim destek neticesinde; kısa sürede Ankara’da en azından üniversiteler ve bazı irili ufaklı yayın organlarında tanınan bir isim olmuştum…

 

Dolayısıyla da, birinci sınıftan ikinci sınıfa geçtiğim yaz döneminde; okula bazı öğrencilerin staj yapması için, Ankara’daki yayın organlarından teklifler geldi. Anadolu Ajansı, bunlardan biriydi ve ısrarla okul yönetimine benim ismimi de vermişti. Ben de Temmuz ayında staja başladım. Staj yapan gazeteciler, usta muhabirlerle; habere giderler, nasıl haber takibi yapılacağını öğrenmeye çalışırlar, büroya dönünce de; usta muhabirin yazdığı haberin tashihini yapıp, tabii varsa; tekrar muhabire teslim ederler…

 

Ben üç-dört haber sonra, haberi bizzat kendim yazmaya başladım. Usta muhabirler de ses çıkarmadı.

 

Tarih 20 Ağustos 1994, RP Genel Merkezi’nde, Oğuzhan Asiltürk’ün bir sunumu var. RP, Malazgirt’in yıldönümü olan 26 Ağustos ile, Zafer Bayramı’nın tarihi olan 30 Ağustos’u birleştiren bir program teklifi hazırlamış. Projenin adı; ’26 Ağustos’tan 30 Ağustos’a; Malazgirt’ten Kocatepe’ye’; program metni gazetecilere dağıtılıyor, üç sayfalık metin; içinde tek bir ‘Atatürk’ ve ‘Mustafa Kemal’ kelimesi yok, sıra gazetecilere soru faslına geliyor ve üçüncü soruyu ben soruyorum; ‘Sayın Asiltürk, Siz Atatürk düşmanı mısınız? 30 Ağustos’u da yad ettiğiniz program metninde tek bir kelime yok Atatürk ile ilgili,  bunun nedeni ne?’; Asiltürk zıpkın yemişe dönüyor, usta siyasetçi tabii, ‘Sizinki soru değil kardeşim; itham; metinde geçmesine gerek yok, zaten biliniyor’, sonra da başka soru almayıp, toplantıyı bitiriyor.

 

Toplantıya, usta muhabir Nisani Aydın’ın yancısı olarak gelmişim. Anadolu Ajansı’nın Sıhhiye Hanımeli Sokak’taki merkezine geliyoruz; içeri girer girmez patlıyor, ‘Sen deli misin? Yoksa manyak mısın? TBMM’de bulunan birine böyle soru sorulur mu?’, ‘Neden sorulmasın, ben gazeteci değil miyim?’;  ‘Hayır efendim’ diyor, ‘Değilsin, sen stajyersin, takip edersin, tanışırsın; soru moru sormak yok. Hele öyle soru hiç yok’…

 

Bu arada benim girişken tarzımı seven bazı başka usta muhabirlerle, birçok davete gidiyoruz.  Kokteyllerde bulduğuma soru sorup, ertesi  sabah demeç haber olarak yazıyorum…

 

Eylül 14’te staj bitiyor ve tatile giriyorum…

 

Ama kararlıyım,  dönünce bir yayında çalışmalıyım…

 

 

1994 Ekim ortasından, 1995 Şubat ayına kadar, birkaç ekonomi dergisine muhabir olarak girdim, bir yandan da, Radyo Arkadaş’ta, klasik müzik programı yapıyorum, ‘Salondan Size’, şu an Türkiye’nin en meşhur müzik eleştirmeni Murat Meriç de, radyoda müzik direktörü, Çıtır Çıtır diye bir program yapıyor aynı zamanda plaklardan ve eminim şu anda plak arşivi, Türkiye’deki en iyi beş arşivden biridir. Ankara Dikmen İlker Mahallesi’nde köyden bozma bir gecekondu mahallesinde, dağlık denebilecek bir alanda bulunan bir buçuk katlı bir gecekonduda… O zamanlar, mimarlıkta okuyan sevgilim Ecesu ile beraberiz, genelde de yeğeninin evinde kalıyoruz ama benim programım olduğu akşamlar, o yurtta kalıyor. Soğuk bir Ankara akşamı, program esnasında, kumanda masasındaki Murat Meriç’in yanına gelen arkadaşı sigara ile içeri girince, radyonun da sponsorlarından, dolayısıyla kızamıyor, kızamıyoruz; içeriyi havalandırmak istiyoruz; camı bir açıyorum ki, kar-tipi… Hemen yayında, ‘Değerli dinleyiciler, şu anda Ankara’ya yılın ilk karı yağmakta ve romantik bir gece sizleri bekliyor’ diyerek yayına Haydn’dan bir eser koydum. Tabii Ecesu ve arkadaşları beni dinliyor yurtta, aynı anda hurra cama, ne kar ne yağmur; bildiğin aydede gökte; hem iletişimin gücü dersi, hem coğrafya ve meteoroloji; tabii radyonun bulunduğu alan, Ankara merkezden yaklaşık 740 metre yukarıda; oraya kar bırakan bulutlar; daha aşağı ulaşmamış. Araya radyo ile girmişken, bir ciddi anı daha paylaşayım; klasik müzik programı ve klasik enstrüman çalanları da bazen konuk alıp, canlı çaldırıyorum. Bizim fakültede de, Hicran diye bir kız var, bir alt sınıftan; flüt çaldığını biliyorum. Bir hafta önce canlı yayın konuğum, CSO keman sanatçılarından Ceren’di, Hicran’a söyledim, kabul etti; babası getirecek radyoya; bekleyip, götürecek. Yolu tarif ettim; program akşam 22:00’de, aradı radyoyu, geliyorlar; ben alt yola çıkıp karşılayacağım onları. Bir de ne göreyim, önde flaşörlü bir araç, arkada bir başka Escord, bir de siyah Mercedes; ‘Aha’ dedim, ‘Basıldık’; çok yasa dışı bir şey olmasa da sol tandanslı bir radyo, ama kaçmak daha büyük şüphe, dondum kaldım olduğum yerde. Bir baktım, büyük araçtan önce iki koruma, arkasından Hicran ve babası indi, babası korumalara el ile beklemelerini söyledi, radyoya girdik. Babasını ana bekleme odasına alıp, biz stüdyoya indik; bekleme odası derken; duvarlarda Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Che Guevara falan asılı; Orak-Çekiç sembolsem, sadece çekiç posteri falan; meğer adam Emniyet İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı imiş, Hicran’ın babasına bak hele; ama adamın siniri yüzünden okunuyor; lakin tek kelime etmedi, tek bir ihbar ya da işlem de yapmadı. Zaten bir işlem yapılacak kadar aykırı bir iş yoktu ama yine de işte zihniyet, işte açık yürek, açık zihniyet sahibiymiş bir işlem yapmadı, yaptırmadı…

 

Ama nasıl şok olduğu gözlerinden okunuyordu. Duvarda Atatürk resmi yerine Mahir Çayan portresi,  her yerde Deniz Gezmiş,  Che Guevara, Lenin resimler…

 

Kızını bekledi,  program bitince de birlikte radyodan çıkıp,  evlere dağıldık…

 

Tabii bu arada radyo canlı yayınına, telefonla Hikmet Şimşek,  Rengin Gökmen, Suna Kan, Gülsin Onay, Gürer Aykal, Timur Selçuk, Erol Erdinç ve İdil Biret gibi klasik müzik dünyasının önde gelen isimlerini de alıyordum. Program bir anda entelektüel kesimin en sevilen özel radyo programlarından biri haline gelmişti o günlerde…

 

Eğer Ankara’da bir radyoda, basit de olsa program yapıyorsan ve dinleyici kitlen varsa, iyi-kötü meşhursundur; kaldı ki program son derece dolu dolu geçen, klasik müzik tarihi üzerine çeşitli yorumların yapıldığı bir programdı…

 

Ankara deyip geçmeyin; son derece entelektüel bir sohbet kitlesi vardır; Ankara’nın Türk Kültür-Sanat dünyasına katkıları asla yadsınamaz. Tabii ki, bunda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün açtırdığı sanat okullarının katkısı büyük ama nasıl olmuşsa o kültür hep gelişmiş,  bugün iyi sanatçıların hepsi Ankara konservatuarları kökenli; neyse klasik müzik programı yaptığım için; o entelektüel kitlenin asgari beş-yedi; azami elli-altmış kişilik sohbet kokteyllerine de davet ediliyorsunuz; Ankara’nın en lüks semtlerinde; ev kokteylleri; ama ne kokteyller…

 

Daha İstanbul’da catering sektörü catering sektörü olmamışken; Ankara’da bu işi o adla olmamışsa da, ‘Out-Side Catering’ başlığı ile yapan bir sürü lüks lokanta ve otel  vardı.

 

AST sanatçıları, bakanlık sanatçıları, Mazhar Alanson, Çetin Tekindor başta olmak üzere birçok entelektüel kitle ile tanışma şansımı da o kokteyllere borçluyumdur…

 

Biraz da işini iyi yapınca, benim herkes sonradan daha gazetecilik bölümünde öğrenci olduğumu öğrenince; hayli şaşırıyordu…

 

Derken İzmir merkezli bir ekonomi gazetesinde muhabir olarak işe başlayınca; radyo ile irtibatım kesildi; zaten canlı yayın konuklarından bazıları ile ister istemez aramda ilişki gelişmesi ve maalesef özellikle kısa süreli kaçamak bir aşk yaşadığım Ankara Çok Sesli Korosu’nun başarılı sopranosu Nilgün’ün, beni yeğeninden kıskanarak  radyo yönetimine resmen ihbar etmesi ve hatta dokuz ay içinde CSO’dan, korodan ve bakanlık kadrolarından kaç tane sevgili yaptığımı liste yapmışcasına  radyo yönetimine vermesi; radyonun hoşuna gitmemiş, benim radyoyu sevgili bulma aracı olarak kullandığım imajının benden açıklaması bile istenmemişti.

 

İstem dışı spontane gelişen bu olay yüzünden, radyo yönetimi ile aram zaten açılmıştı. Özellikle klasik müzik ile enstrüman bazında ilgilenen kadınların, nasıl bir seks tutkunu olduklarını öğrenmem ve bunu biraz fazlasıyla ve birçok kişide deneyimlemiş olmam; bana TRT dışında klasik müzik programı yapan tek radyocu ünvanını da dokuz ayda kaybettirmeye yetmişti…

 

Duygusal ve bedensel bir kazanım vardı ortada ama, mesleki bazda bir kaybı da yaşatmıştı bu süreç bana…

 

Çok dinlenen bir program olmasına rağmen, programı yayından kaldıracaklardı…

 

Hoş,  birkaç ay sonra üniversitenin radyosunda da aynı programı yaptım ama; tabii aşk açısından o kadar verimli olmadı; zaten o sıralar okulun hemen yanındaki diş hekimliği fakültesinden İclal ile beraberdim ve resmen nefes aldırmıyordu bana, ne kaçamağı ne seks düşkünü sanatçı avı…

 

KOKTELLERDE YAKALADIĞIM HABERLRELE MUHABİRLİKTEN ANKARA TEMSİLCİLİĞİ’NE

 

Ekonomik Çözüm Gazetesi’ne başlayınca; ilk işim birçok bakanlıkla irtibata geçmek oldu, birçok kurumdan artık ne kadar etkinlik varsa; haberim oluyordu…

 

Ve hayatımın ilk kahvaltılı basın toplantısına da 1995 yılının Mayıs ayında çağrıldım.

 

Türkiye İş Bankası, o yıl yılki genel kurulunda; şu an BDDK binası olarak kullanılan tarihi 25 katlı binada, ki o zaman genel müdürlük orasıydı, daha sonra İstanbul’daki 41 katlı binaya taşınmalarına en az 10 sene vardı; binanın çatı katında bir basın toplantısı düzenlediler…

 

Toplantı çıkışında da, bir çanta hediye ettiler; o da hayatımın ilk ciddi kokteyl hediyesiydi..

 

Ondan bir gün sonra da bu kez TOBB Genel Kurul kokteyli oldu. Şanslıydım, zira TOBB Basın bürosu yetkililerinden biri olan, Tarık Zeki Şahım; zaten bizim gazetede de, Ankara Bölge Temsilcisi idi ve Zeki Şahin müstari (?) adı ile de köşe de yazıyordu; o sayede o akşam yine birçok bakanla, bürokratla ve işadamı ile tanışma şansını yakaladım Dedeman Ankara Otel’de…

 

Gelgelelim, TPE’nin kuruluş sonrası mükemmel coğrafi işaret faaliyetlerinden bakanlık çalışmalarına birçok manşetlik iş çıkardım; MÜSİAD Başkanı ile de röportaj manşet olunca; daha üçüncü sınıfa başlamışken Ankara’da tanınan bir gazeteci oldum. Bu arada, elçiliklerden de, birçok davet geliyordu artık.. Her ülkenin milli günü ya da milli bir bayramı için, en lüks yerlerde ki, genelde ya elçilik rezidansı ya da Sheraton ya da Hilton otelleri oluyordu; oralardaydım; bu sayede diplomasi çevresinden de ileri gelen bir çevrem oluştu…

 

Bu çevre ile ilişkim, okul bitip, günlük gazetelerde önce bakanlık, sonra da resmen başbakanlık ve TBMM muhabiri olana dek sürdü ve o süreçten sonra da gelişti…

 

O sıralar, okumayı hayli azıtmışım. Birçok yayınevi, çalıştığım dergi ve gazetelere; yeni çıkan kitapları gönderiyor tanıtımları yapılsın diye. Derken  Ankara Kitap Fuarı…

 

En iyi yazarlar orada olacak, imza günleri var. Abdurrahman Dilipak’tan tut, Toktamış Ateş’e kadar, Yekta Güngör Özden hocadan Gülten Dayıoğlu’na kadar…

 

Ancak üst katta birine rastlıyorum ki; hemen röportaj  yapmalıyım…

 

Karşımda Aziz Nesin…

 

Aslında önce benzettiğimi sanıyorum, öyle ya Sivas’ta sürü psikolojisine uyup binlerce kişinin yakıp yok etmek istediği o büyük yazarın,  en az on tane koruması olmalı zannındayım ama yok, tek bir koruması yok.

 

Yanına yaklaşıp, müsaadesiyle soru sormak istediğimi beyan ediyorum. ‘Tabii, elbette buyrun’ diyor; ben de yarı siyasi, yarı edebi bir soru yöneltiyorum Aziz Nesin’e, yüzüme bakıyor; ‘Pardon da öyle holololollo hololollooo hızlı hızlı konuşarak soru sorulmaz ki’ diyor, ‘Lütfen tane tane alayım sorunu’, sonra da ekliyor, ‘Başaramayacaksan, yarından tezi yok ağzında kalemle konuşmaya çalış, dikkat et kalemi de yutma’, sonra gülümseyip elimi sıkıyor, karşısına oturtuyor; yarım saat konuşuyoruz…

 

Hızlı konuşmam konusunda keşke ilk uyaran olsa beni, ondan tam yedi sene sonra, bir şehit cenazesindeyim. Ben cesur ve sağlam soru sorduğum için, birçok kameraman arkadaşım ve muhabirler, mikrofonu bana vermişler, başbakan da katılacağı için cenazeye, herkes canlı yayında. Devlet Bakanı İsmet Sezgin geliyor, ‘Sayın Bakan’ diye seslenip, kameraların önüne çağırıyoruz, belirlenen soruyu soruyorum, bakan beni iyi tanıdığı için, mutlaka yanıtlar biliyorum, ama o canlı yayında aynen şu cümleleri ifa ediyor:

 

‘Ya arkadaşlar,  tamam en sıkı, en sıkıştırıcı soruları Boğaç Soruyor,  anladık artık ama, canlı yayında böyle holololoo hololooo  hızlı hızlı soru sorana nasıl yanıt vereyim…’

 

Aziz Nesin’e de mahcup olmuştum, oysa şimdi 60 milyona rezil olmak söz konusu…

 

O da gönlümü alıyor sonra ama, neye yarar, 60 milyon duyacağını duydu…

 

MACİT BEY AMAN DİYEYİM

 

Basın Yayın Hukuku dersine giren Ahmet Hoca; iki ders gelmediği için; finallere üç hafta kala; ek ders koydurdu dekanlık izni ile; bir de devam zorunluluğu istiyor.

 

Ben bir önceki yılın notlarını üst sınıflardan alıp, su gibi ezberledim; derse girmeye gerek yok. 

 

Gazi Resim Bölümü’nde okuyan sevgilim Meral ile en sevdiğimiz kaçamak, aynı gün onun da Metamorfoz Dersi’nin olması ve bu dersten kaytarma içgüdüsü. O günlerde alıyoruz şarabı ve tabii ki Beşevler’deki Peynirci Usta’dan çeşit çeşit yöresel peynir; pet tabağa yapıveriyoruz ‘Cheese Plat’, yani basit bir peynir tabağı; okulun arka bahçesinde hem delmende,  hem dudak masajı karşılıklı tabii.

 

İşte son ek dersin olduğu bir gün yine aynı vaziyet, Ahmet Hoca işin mi yok beni takip ediyorsun, İletişim Fakültesi Emek’te, Resim Eğitim Beştepe’de, hiç üşenmedin mi?

 

Üşenmemiş, kendi ek dersine geç kalma pahasına, beni izlemiş diyeceğim, tesadüf de olabilir mi bilmiyorum; elde şarap, dudakta sevgili yakalıyor beni ve pis pis gülüyor.

 

Dolayısıyla alttan alıyorum o dersi daha doğrusu dönem uzatıyorum ve 1998 yılının Şubat ayında mezun oluyorum Gazi İletişim’den…

 

Merallerin Dikili’de yazlık evleri var ve  o mevsim boş tabii. ‘Bir haftalığına kaçalım, rakı-balık yapalım; bizim ufak bir balıkçı teknesi de var, tekne dediysem kayık yani, balık tutarız, mangal yakarız,hatta şömineyi bile yakarız’ önerisine kayıtsız kalınır mı;  gidiyoruz, bir hafta hakikaten müthiş ve cüretkar bir ev sahibesi Meral.

 

Her akşam sabahlara kadar sevişiyoruz, sabah kalkınca ise müthiş bir kahvaltı ki Ankara’da genelde ben hazırlarım, bilmez  sanıyorum, ama neler neler biliyormuş.

 

Gündüz bol bol deniz kıyısı yürüyüşleri, gitarla romantik molalar.

 

Akşam yemeğinde de tabii ki harika. Deniz mahsullerinde harikalar yaratıyor, hemen tüm esnafı tanıyor ailesinden dolayı, en güzel deniz tarakları, kalamarlar, karides yoktu yalan söyleyeyim, ama yedi gece sekiz gün; her akşam balık yedik, altısı da mangal; ben pek mangalda balık sevmem ama, mangalı ben yakıyorum; o bazı özel soslarla; o balıkları kurutmadan pişiriyor.

 

Neyse sayılı vakit çabuk geçer, Ankara’ya dönüyoruz; ben hemen iş aramaya koyuluyorum.

 

Duydum ki, Gündüz Gazetesi muhabir alıyormuş, Türk-İslam Sentezi tandanslı yeni BBP’ li bir gazete.

 

Bizim okulun yarısı o görüştendi, hatta Ankara Haber Müdürü Murat Kalem; okulun reis yardımcısıydı, reis dediğin okulun gidişatını kontrol eden dinci-milliyetçi olacak, okulda kendine göre taşkınlık yaptırmayacak; efendi efendi, muhafazakar muhafazakar, yaşayıp gideceğiz.

 

Biz okul bahçesinde şarap içeriz, gitar çalarız; rahatız; zira dekan da bazen bizimle şarap içer; cılkını çıkarmadıktan sonra,  sıkıntı yok,  tabii bize göre; neyse, gazeteye gidiyorum.

 

Murat Sıhhiye’deki büroda, buyur ediyor beni. Ancak beklentimi karşılayamayacağını söyleyen bir konuşma yapıyor:

 

‘Boğaç’ cığım, bizim öyle imkanlarımız yok, sen ekonomide ve partilerde uzmanlaşmışsın. Bize tek BBP muhabiri lazım. O da sen olmazsın. Ama Hergün Gazetesi var, okuldan arkadaşlar da var orada, onlar kadro kuruyor; hemen git; Kızılırmak Sokak’ta,  git başvur, hemen başla. Sen başarılı bir adamsın…’

 

Çayı içip, doğru Hergün’e gidiyorum. Kızılırmak Sineması’nın yanında bir bina, birinci katta, üç daireye yayılmış bir gazete. Merdivenden çıkar çıkmaz sol taraf, yönetim; sağ taraf dizgi ve mizampaj, sağ arka daire ise, yazı işleri; içeri girdim, sağ masada Çinliye benzeyen biri oturuyor; ‘Merhaba, ben gazetecilik mezunuyum, muhabir olarak çalışmak istiyorum’, ayağa kalktı, ‘Geç Boğaç’ dedi, beni nereden tanıdığını çok sonra anlatacaktı, doğruca haber müdürünün odasına, ‘Macit Bey’ diye takdim etti beni Çinlilere benzeyen Gökhan, ‘Ben tanıyorum, cesur sorular soran ve iyi kalemi olan bir arkadaş’, nereden tanıdığını bilmiyorum ama başladım kendimi anlatmaya; haber müdürü Macit Soydan beni dinlemiyordu. ‘Geç başla’ dedi, elime bir faks verdi; DYP Genel Merkezi’nde, DYP’ li belediyelerin kabulü varmış, ‘Bunu takip et, yaz; ama haber yarın değil öbürgün çıkacak mecburen; geniş dille yaz’, ‘Peki teşekkür ederim’ dedim; odadan çıkmamla; odaya iki tane kızın girmesi bir oldu; kapıyı kapatıp başladılar konuşmaya; ‘Aman Macit Bey, ne yapıyorsunuz? Boğaç bizim okuldan, koyu solcudur, içki içer, dinle falan alakası yoktur, okulda yatmadığı kız yok, bizim okul yetmiyor,  yanda diş hekimliğinden, hatta ta resim bölümünden sevgilileri var; okulun en hızlısıdır’, ‘Ne yapalım şimdi, hemen kovalım mı; burası gazete kızlar; yanlış yaparsa  yıkarız’ dedi ve kızları kovmaktan beter etti. Kızlar çıktı dışarı; içerdeki birisi Fatma imiş, Fatma Karadayı; ‘Hoş geldin hayırlı olsun; burasının MHP’ li bir gazete olduğunu biliyorsun değil mi Boğaç’ dedi bana, sonra da pis pis gülüp, bana boş bir bilgisayar gösterdi. ‘Sağol’ diyerek oturdum bilgisayara. On dakika sonra da Macit’in gönderdiği habere çıktım gittim. Kızlar durur mu, hemen yayın yönetmeninin yanına; yayın yönetmeni de; ülkü ocakları başkanı Aleaddin Aldemir, bizim okulun da eski reisi. ‘Başkanım, Boğaç diye birini işe aldı Macit Bey, siz tam tanımazsınız; solcu, kızlarla gezen, hatta yatan, gitar çalan birisidir’, başkan; ‘Fatma ben de o okulda okudum dimi; Boğaç’ı tanıyorum; bir kere çalışkan biri; bakarız; yapamazsa icabına bakarız’; kök kös geri dönüyor şer cephesi. Şer cephesi dediğime bakmayın; yıllar sonra, en yakın dostlarımdan biri oldu Fatma Karadayı.

 

Ertesi sabah, Ankara’da ne kadar otel, bağlı kurum varsa faks gönderip; haftalık etkinliklerden haberdar edilmek istedim. Titrim ise ‘Etkinlik Muhabiri’ idi. ‘Ankara gazeteciliğine bu kavramı yerleştirdim’ desem, gerçekten yalan olmaz. İki gün sonra, Çankaya’da bir  şarap evi açılacakmış; adıma faks geldi; Fatma yine koşa koşa faksı alıp; Aleaddin Başkan’ın yanına; ‘Başkanım alın işte, milliyetçi Müslüman gazeteye şarap evi daveti geldi, Boğaç’ın adına’; başkan faksı almış beni çağırttırdı; ‘Adına davet gelmiş Boğaç’ dedi, ‘Evet’ dedim, sonra Fatma’ya döndü; ‘Fatma sen yedi aydır bu gazetedesin, adına kaç kez faks geldi, bir kez o da MHP’den; Boğaç’ın geçmişini biliyor musun? Gastronomi ve şarap uzmanı. Hem daha gazeteye geleli, iki tam gün olmadı, bir sıfat ile, ‘Sayın  Etkinlik Muhabiri Boğaç Yüzgül’ demişler; bunun adı başarıdır’ dedi ve faksı bana verip; foto-muhabiri Yavuz’u da alıp gitmemi söyledi; ‘Az iç, kafayı bulma; haber bizde yayınlanacak’ dedi; herkes şokta; MHP’ li gazeteye şarap evi açılışı girecek; girdi de; bu rahatlıkla; Yavuz abi ile hemen her sabah, her akşam bir yerdeyiz; sabah erkenden gelip haberi yazıyoruz, sonra sahaya; bir gün Ermenilerle ilgili bir haber var; aleyhte tabii, yazı işleri müdürü alay ederek, ‘Boğaç şimdi sen patriği de tanıyorsundur’, tanıyordum; bazı kilise korolarında akapella gruplarda zaman zaman eser seslendirdiğim için, hem Mutafyan’ı, hem Bartelemous’u  şahsen tanıyordum. Söylemedim tabii, ‘Bakarız’ dedim, ‘Haberi bekletin’, hemen İstanbul Kumkapı Patrikhane’yi arayıp, kendimi tanıttım ve patrikle görüşme talebimi ilettim. Ertesi gün öğleden sonra, genel toplantı var gazetede. Aleaddin başkan düzenleyecek, öğleden sonraki her şey iptal; Aleaddin Başkan,  Haber Müdürü Macit Soydan, Yazı İşleri Müdürü Mustafa Kelleroğlu, İstihbarat Şefi Gökhan Hilal, muhabirler; Fatma, Seda, ben, Ahmet, Reyhan, Hakkı, Şenol, Cemil, Aybüke, Selda, Canan, Muharrem, Koray, Cenk, Ömer Faruk, Burak, Murat, Faik… Başkan eline bir kağıt almış, okuyor; ben gireli iki ay üç gün olmuş; ‘Evet arkadaşlar; son iki ayda 1122 haber girmiş gazeteye, 702’si ajanstan çekme, kalan 400 haber ise haber merkezimizden; Faik’e bakıp; iki ayda topu topu iki haberin girmiş gazeteye’ diyor, sonar Cenk’e bakıp; ‘Senden de beş haber’ , Fatma ve Seda gerçeği biliyor ama; sessizler. ‘Peki iki ayda en çok kim haber yapmış biliyor musnuz arkadaşlar?’,  devam ediyor; ‘Okulun solcusu,içen,kızlarla gezen, gitar alan, piyano çalan; etkinilk muhabirimiz Boğaç; tam 178 haber Boğaç’ın, en yakın takipçisi ise Fatma, o da 51 haber  sokmuş gazeteye’, tam arkadaşlar beni kutlayacak, Lale Hanım, ki sanki benim kovulma haberimi verir gibi mutlu bir eda ile toplantı odasına girdi; ‘Başkanım, Boğaç Bey’i, Ermeni Patriği Mestan Mutafyan’ arıyor, ‘Mesrop’ diye düzeltiiyorum; ‘Mestan kedi adıdır Lale’, Lale; ‘Başkanım, bizim gazete ile patriğin ne işi olur ki?’, Aleaddin Başkan Lale’ye bakıp; ‘İki yıla yakındır bu gazetedesin; kaç kere bakan aradı burayı, kaç kez ocak başkanından biri geldi; koskoca bir patrik bu gazeteyi arıyorsa; Boğaç’ı yönetime bile alırım ben’, telefonu alıp Mutafyan ile herkesin içinde tele-röportaj yapıyorum; Fatma ise garip bir sevecenlikle; kayıt cihazını ahizeye tutup, not almamı sağlıyor. Her ihtimale karşı ezberliyorum ama haberi de Fatma ile beraber yazıyoruz. O günden sonra kankamdı, tabii herkes. Artık bütün muhabirler; o akşam hangi kokteyle gidip, kimlerle röportaj yapacağımı merak eder olmuştu; hemen her akşam bir elçiliğin milli gün resepsiyonu, bir bakanlığın konferansı, kongre,otel lansmanı falan; ‘Boğaç, seninle gelelim mi bu akşam?’; kimseyi geri çevirmiyorum tabii, gelen büyüleniyor; koca balo salonu; yemekler,içkiler su gibi akarken; her yanda bakanlar, elçiler;Ankaralı yabancı kızlar; hele Brezilya Büyükelçiliği’nin gecesinde,elçiliğin Jamaika kökenli sekreteri ve o sıralar kız arkadaşım olan Christiana, gece boyu yanımdan ayrılmayıp, bir de benle çok cüretkar bir dans edince; gazetede popülaritem iyice arttı.

 

Bir yandan da,Macit Soydan; bana gazeteciliğin, haber yazma dışındaki kıvraklıklarını, kurnazlıklarını ve sırlarını öğretiyor. Hovarda, vurdumduymaz ve narsist biri olmasaydı; eminim bugün Macit Soydan, kesin  bir dille yazıyorum; Hürriyet, Milliyet’te en tepedeydi. Babası ateşe, ABD’de doğmuş, dolayısıyla ABD vatandaşı aynı zamanda, hatta sadece ABD vatandaşı,  istese hemen ABD’ye gönderttirir kendisini, ama o paçoz ve salaş yaşamayı seviyor. Olsun, onun gazetede olması benim için şans, bir gün beni çağırıyor; ‘Camdan bak kim var orada?’, o kadar uzağı nereden göreyim; o günlerde herkesin peşinde olduğu Murat Karayalçın, annesi tesadüfen bizim sokakta oturuyor, ona gelmiş gizlice; hemen koşup; annesinin evinin önüne; yarım saat sonra kapıdan çıkıyor; ‘Efendim,ben Boğaç Yüzgül; Hergün Gazetesi’nden; size’, ‘Lütfen şu anda ben  açıklama yapmıyorum’ diyor ama ısrar edince; ‘Aç teybini, ama ne söyleyeceksem onu yaz; şimdi sizin tayfa, takla attırır’ diyor; ‘Ben yazacağım haberi’ deyip daha da güven veriyorum ve röportaj hazır; erkesi sabah; Milliyet, Hürriyet, Sabah, Cumhuriyet gazeteleri akın ediyor gazeteye; nereden buldunuz, nasıl konuşturdunuz diye; manşetimiz olay oluyor;  daha doğrusu Macit sayesinde yakaladığım manşet. Tam o günlerde yeni af gündemde; Dedeman Ankara Oteli; beş bina yanımızda; koşa koşa otele; liderlere sorup geri geleceğim; ‘Herkese sorarsan,manşet senin’ diyor Macit; otelde pusudayım; önce SP Lideri Recai Kutan geliyor, kapıda demeç alıp, yazdırıyorum gazeteye; sonra sırasıyla DYP Lideri Çiller, CHP Lideri Deniz Baykal, DSP Lideri Bülent Ecevit ve ANAP Lideri Mesut Yılmaz; manşet hazır; ‘Liderler Affı Hergün’e Değerlendirdi’, artık iki günde bir manşetim; hatta başka başka gazeteler de beni kaynak gösterip yazıyorlar birçok haberi. Tabii Hergün macerası boyunca yazdığım 1788 haberin en az 1250 tanesi kokteyllerden.

 

Hatta bir gün bir faks geliyor gazeteye.

 

Ankara Lioness ve Lottarianlar Birliği Genel Kurulu Akşam Yemeği…

 

Ankara Sheraton Otel’deki toplantıya, Milliyet’ten Aydın Hasan, Akit’ten Kamuran, Hürriyet’ten Süleyman, Hergün’den ben ve Yavuz abi gidiyoruz. Bir de ZAD3 Alman Kanalı’ndan Cenk Cençi…

 

Ankara Lioness ve Lottarianlar Birilği Genel Başkanvekili Murathan Bey; ‘Tamam da biz basına kapalıyız; o not bilgilendirme notuydu’ diyor; ısrar ediyorum; ‘Koskoca Ankara Lioness ve Lottarianlar Birliği; içeride gizil bir iş mi yapacak; bu kadar basın burada; geri çevirmeyin bizi; cesaretiniz varsa bizi de alın toplantıya, yani yemeğe’, ‘Asıl cesur sensin evladım’ diyor adam ve hemen masa açtırıp bizi buyur ediyor; iki gün sonra gazetede Ankara Lioness ve Lottarianlar Birliği haberini gören ülkücüler daha fazla dayanamayıp, gazeteye telefon yağmuru; ama bu sayede gazetenin  tirajı, üçe-beşe katlanıyor. Hele bir de Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Büyükanıt ile özel röportaj olay yaratınca; bir anda gazetenin manşetçisi oluveriyorum. Laf aramızda, Büyükanıt ile röportaj da bir kokteylde yapılmıştır. Hep derim; bir gazeteci için kokteyller; paha biçilmez haber çiftliğidir; sayısız habersel nimetler vardır oralarda…

 

Tabii tam bu noktada; Sheraton Ankara’nın muhteşem genel müdür sekreteri ve tabii ki halkla ilişkiler müdiresi Zeynep Talı’nın; basın dostu, insan dostu ve gerçek bir saraylı ailenin ikinci kuşak temsilcisi Zeynep Talı’yı anmadan geçmek olmaz…

 

Sağlık Bakanlığı’ndan bir faks geldi gazeteye ve ‘Yarın Sheraton Otel’deki konferansa hepinizi tüm basın mensuplarını bekliyoruz’  yazılıydı;  bakan katılım sağlayacakmış; başka açıklama yok. Ben de oteli aradım ve halkla ilişkiler müdürlüğünü istedim; Zeynep’i bağladılar ve malum toplantıyı sordum; Zeynep benim Latince’den anladığımı düşünmemiş olacak ve iki-üç kere tekrar ettireceğimi sandi ki; ‘Yarın Gastroenterolojik Retikaminteinitis Septik Konferansı var’ dedi, ben de aynı anda ‘Tamam o zaman yarın biz de gazete olarak,

 

....devamı yarın...



Bu yazı 642 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Medipol Başakşehir 10 6 1 3 14 4 21 +10
2 Kasımpaşa 10 6 3 1 23 16 19 +7
3 Galatasaray 10 6 3 1 17 12 19 +5
4 Beşiktaş 10 5 2 3 19 13 18 +6
5 Antalyaspor 10 5 3 2 13 15 17 -2
6 MKE Ankaragücü 10 5 4 1 12 10 16 +2
7 Trabzonspor 10 4 3 3 18 12 15 +6
8 Yeni Malatyaspor 10 4 3 3 13 10 15 +3
9 Göztepe 10 5 5 0 12 12 15 0
10 Atiker Konyaspor 10 3 3 4 15 14 13 +1
11 Bursaspor 10 2 2 6 8 8 12 0
12 Kayserispor 10 3 4 3 9 11 12 -2
13 Alanyaspor 10 4 6 0 6 15 12 -9
14 Sivasspor 10 2 4 4 12 17 10 -5
15 Fenerbahçe 10 2 5 3 7 13 9 -6
16 Çaykur Rizespor 10 1 4 5 12 15 8 -3
17 Akhisarspor 10 2 6 2 10 18 8 -8
18 BB Erzurumspor 10 1 5 4 7 12 7 -5
Takım O G M B A Y P AV
1 Gençlerbirliği 5 4 0 1 10 1 13
2 Ümraniyespor 5 4 1 0 9 4 12
3 Denizlispor 5 3 1 1 10 2 10
4 Boluspor 5 2 1 2 5 3 8
5 Hatayspor 5 2 1 2 5 3 8
6 Eskişehirspor 5 2 1 2 5 5 8
7 Adana Demirspor 5 2 2 1 9 4 7
8 Altınordu 5 2 2 1 8 4 7
9 Adanaspor 5 2 2 1 8 6 7
10 Giresunspor 5 2 2 1 5 3 7
11 İstanbulspor 5 2 2 1 9 13 7
12 Afjet Afyonspor 5 1 2 2 8 7 5
13 Gazişehir Gaziantep FK 5 1 2 2 4 5 5
14 Altay 5 1 3 1 4 7 4
15 Balıkesirspor Baltok 4 1 2 1 2 5 4
16 Elazığspor 5 1 4 0 6 10 3
17 Osmanlıspor FK 5 1 4 0 1 5 3
18 Kardemir Karabükspor 5 0 4 1 1 11 1
Takım O G M B A Y P AV
1 Manisa BBSK 5 5 0 0 12 2 15
2 Tuzlaspor 5 4 0 1 11 1 13
3 Tarsus İdman Yurdu 5 3 0 2 14 9 11
4 Pendikspor 5 3 0 2 11 6 11
5 Şanlıurfaspor 5 3 0 2 6 3 11
6 Sivas Belediyespor 5 3 1 1 9 4 10
7 Fatih Karagümrük 5 3 1 1 7 2 10
8 Menemen Belediyespor 5 3 1 1 12 9 10
9 Zonguldak Kömürspor 5 2 1 2 5 3 8
10 Etimesgut Belediyespor 5 2 1 2 5 5 8
11 Kahramanmaraşspor 5 2 2 1 4 5 7
12 Bugsaş Spor 5 2 2 1 6 8 7
13 Kırklarelispor 5 1 1 3 6 5 6
14 Bandırmaspor 5 1 2 2 3 5 5
15 Darıca Gençlerbirliği 5 1 2 2 3 5 5
16 Konya Anadolu Selçukspor 5 1 2 2 7 10 5
17 Tokatspor 5 1 3 1 2 5 4
18 Fethiyespor 5 0 2 3 3 8 3
Takım O G M B A Y P AV
1 Hekimoğlu Trabzon 5 4 0 1 7 2 13
2 Şile Yıldızspor 5 4 1 0 13 4 12
3 Silivrispor 5 4 1 0 9 1 12
4 Nazilli Belediyespor 4 3 0 1 6 2 10
5 Karaköprü Belediyespor 5 3 2 0 11 8 9
6 Nevşehir Belediyespor 4 2 0 2 13 7 8
7 Artvin Hopaspor 4 2 0 2 6 1 8
8 Tire 1922 4 2 0 2 5 1 8
9 Ergene Velimeşe 5 2 1 2 5 4 8
10 Yomraspor 5 2 1 2 3 2 8
11 Erzin Belediyespor 5 2 2 1 7 4 7
12 Kozan Belediyespor 4 2 1 1 5 3 7
13 Gebzespor 5 1 1 3 5 3 6
14 Batman Petrolspor 5 1 1 3 6 7 6
15 Büyükçekmece Tepecikspor 5 1 3 1 5 7 4
16 Erbaaspor 5 0 3 2 2 5 2
17 Körfez Spor Kulübü 5 0 4 1 3 12 1
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 02/11/2018 Galatasaray vs Fenerbahçe
 03/11/2018 Kasımpaşa vs Antalyaspor
 03/11/2018 Akhisarspor vs BB Erzurumspor
 03/11/2018 Medipol Başakşehir vs Beşiktaş
 04/11/2018 MKE Ankaragücü vs Kayserispor
 04/11/2018 Alanyaspor vs Yeni Malatyaspor
 04/11/2018 Trabzonspor vs Bursaspor
 05/11/2018 Göztepe vs Çaykur Rizespor
 05/11/2018 Sivasspor vs Atiker Konyaspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 02/11/2018 Altınordu vs Elazığspor
 03/11/2018 Denizlispor vs Adanaspor
 03/11/2018 Gazişehir Gaziantep FK vs Altay
 04/11/2018 Hatayspor vs Ümraniyespor
 04/11/2018 Kardemir Karabükspor vs Boluspor
 04/11/2018 Adana Demirspor vs Afjet Afyonspor
 04/11/2018 Eskişehirspor vs Osmanlıspor FK
 05/11/2018 Gençlerbirliği vs Giresunspor
 05/11/2018 İstanbulspor vs Balıkesirspor Baltok
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 04/11/2018 Kahramanmaraşspor vs Sivas Belediyespor
 04/11/2018 Darıca Gençlerbirliği vs Manisa BBSK
 04/11/2018 Fatih Karagümrük vs Pendikspor
 04/11/2018 Fethiyespor vs Zonguldak Kömürspor
 04/11/2018 Konya Anadolu Selçukspor vs Bandırmaspor
 04/11/2018 Menemen Belediyespor vs Bugsaş Spor
 04/11/2018 Tarsus İdman Yurdu vs Şanlıurfaspor
 04/11/2018 Tokatspor vs Etimesgut Belediyespor
 04/11/2018 Tuzlaspor vs Kırklarelispor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 04/11/2018 Artvin Hopaspor vs Erbaaspor
 04/11/2018 Erzin Belediyespor vs Batman Petrolspor
 04/11/2018 Büyükçekmece Tepecikspor vs Yomraspor
 04/11/2018 Kozan Belediyespor vs Ergene Velimeşe
 04/11/2018 Körfez Spor Kulübü vs Hekimoğlu Trabzon
 04/11/2018 Nazilli Belediyespor vs Şile Yıldızspor
 04/11/2018 Nevşehir Belediyespor vs Silivrispor
 04/11/2018 Tire 1922 vs Gebzespor
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI